ESPN DeportesDream y Valkyries pelean al tú por tú título en último cuartoESPNWWE Money in the Bank takeaways: Everyone wants a shot at Roman ReignsLa NaciónSe casaron Lali Espósito y Pedro Rosemblat: del primer mensaje en Instagram a dar el sí, así es su historia de amor한겨레북, 전술탄도미사일 집속탄두 시험…“13㏊ 초토화”PunchDEZNY’s journey from school performances to AMVCAInquirerCIDG seizes P1.7-M ‘smuggled’ cigarettes in Zamboanga SibugayInquirer EntertainmentCup of Joe to take temporary break after December concertsUOLManeva e Mato Seco fazem shows grátis na Praça da Luz, no centro de SPThe Jerusalem PostTrump says US ready to hit Iran's nuclear program 'in ten minutes' after speaking with NetanyahuZDF heuteEntdecken Sie das ZDF-NachrichtenstudioMalay MailNew Chinese ambassador Yao Wen outlines four key priorities to deepen Malaysia-China ties경향신문경주엑스포대공원, ‘APEC 기념공원’으로···정상회의 기념관 개관
The Daily Newsstand · Free, Always
Sunday, November 1, 2026

Ortak akıl değil kamusal akıl

Translate

Daha önce de yazmıştım: Fransızlar helaya “sans numéro” yani “numarasız” derler. Derler de Fransızcası yalapşap biri, “numara”nın önündeki “san” diye söylenen ve dilimizde olumsuzluk eki “-sız” anlamına gelen “sans”ı, gene “san” diye söylenen “cent” (100 sayısı) sanıp “numarasız” yerine “100” (yüz) olarak çevirmiş ve başımıza bela etmiş. Bu şapşallığı Vikipedi Türkçede tuvalet (hela) için kullanılan “yüz numara”, deyişinin etimolojik kökenini (yanlış duyma/benzetme sonucu) türeyişini şöyle açıklar:

Anlamı: Fransızcada “numarasız” anlamına gelir.

Hikâyesi: Eski otellerde veya umumi yerlerde numarasız kapısı olan tuvaletler için Fransızcada sans numéro denirdi. Bu ifadenin okunuşu, Fransızcada “yüz numara” anlamına gelen cent numéro ile benzer.

Türkçeye geçişi: Sözlü halk etimolojisinde sans numéro deyişi kulaktan kulağa yanlış anlaşılan cent numéro (100 numara) şeklinde algılanmış ve dilimize tuvalet anlamında yerleşmiştir.

Bir başka ahmak da “kamusal akıl” anlamına gelen “La Raison Publique”i “ortak akıl” diye başımıza bela etti. “Kamusal akıl”ın aldığı karar “ortak karar” olur da AKP’nin kuruluşunu açıklayan R.T. Erdoğan’ın deyişiyle “kolektif akıl” olmaz. Çünkü “kolektif akıl”ın varacağı son durak tek adam’ın aklıdır. Ki şu anda yolcuyu göndermek için bu istasyonda beklemekteyiz.

Doğru tanımıyla kamusal akıl (La raison publique) siyaset felsefesinde vatandaşların ve devletin ortak kararları alırken herkesin anlayabileceği ve kabul edebileceği ortak değerler ile akıl yürütme biçimini ifade eden kavramdır.

JOHN RAWLS VE KAMUSAL AKIL 

Tanım: Amerikalı filozof John Rawls, kamusal aklı demokratik bir toplumda vatandaşların temel meseleleri tartışırken birbirlerine sunmaları gereken ortak gerekçeler bütünü olarak tanımlar.

(Bu tanıma ben de bir ekleme yapacağım: Kamusal akıl birey akıllarının bir toplamı değil onun bir türevidir.)

Sınırlar: Dini veya özel ahlaki görüşler yerine, herkesin özgür ve eşit olduğunu kabul eden siyasal ilkeler kullanılır.

Meşruiyet: Siyasi iktidarın kullanımı ancak kamusal aklın ilkelerine dayandığı zaman meşru sayılır.

Temel özellikleri:

Ortak dil: Farklı inanç ve dünya görüşlerine sahip kişilerin uzlaşabileceği ortak bir zemin sunar.

Kamusal tartışma: Anayasal düzeni ve temel adalet ilkelerini ilgilendiren konularda uygulanır.

John Rawls ve kamusal akıl: Kararların ve yasaların arkasındaki gerekçelerin herkes tarafından anlaşılabilir ve eleştirilebilir olması gerekir.

“Demokratik bir halkın, siyasi liberalizmi kendi içinde benimsemesi ancak diğer toplumlarla ilişkiler söz konusu olduğunda bunu dış politikasına uygulamayı reddetmesi... Rawls’un önsözde belirttiği gibi, burada birlikte yayımlanan iki metin, farklılıklarına rağmen birbirlerini eşit olarak tanıyan ortaklar -ister yurttaşlar ister siyasi toplumlar olsun- arasındaki barışçıl işbirliğine dayalı siyasi bir vizyonu ifade etmektedir. Bu cildin Fransızca versiyonuna ‘Barış ve Demokrasi’ (La Paix et la démocratie) başlığının verilmesinin nedeni de budur. Siyasi liberalizmin küresel düzeyde bu şekilde yeniden teyit edilmesine, halkların ahlaki statüsünün açıkça tanınması da eşlik eder. Rawlsçu teorinin bu yeni boyutunda asıl ahlaki özneleri oluşturanlar onlardır. Demokratik siyasi ilişkinin birincil bir ideal olarak benimsenmesi ve siyasi toplulukların kendine özgü değerinin tanınması şeklindeki bu ikili nitelik; Rawls ile, ahlaki statüye sahip yegâne varlıkların bireyler olduğunu savunan daha klasik kozmopolit görüşün savunucuları arasındaki süregelen görüş ayrılıklarını açıklamaktadır. “Halkların Yasası” (The Law of Peoples) yayımlanmadan önce küresel adalet teorisi geliştirmeye çalışan Rawls takipçileri için amaç, bireylerin eşit özerkliğini hayata geçirmektir; bu yaklaşımda sınırlar -tıpkı toplumsal köken veya doğuştan gelen yetenekler gibi bütün dünya bireyleri arasında adalet arayışında ortadan kaldırılması gereken ‘ahlaki açıdan keyfi unsurlar’ olarak görülür. Küresel adalete ilişkin kozmopolit görüş, Rawls’un genel adalet yaklaşımına dair yaygın ve baskın olan Kantçı yorumdan ayrı düşünülemez. Robert Nozick tarafından başlatılan -ve daha sonra Michael Sandel (eleştirmek amacıyla) ile Ronald Dworkin (sistemleştirmek amacıyla) tarafından ele alınan- bu yorum, adil bir toplumda bireylerin -yaşam planlarının artık... tabi olmadığı anlamında- gerçekten özerk oldukları fikrine dayanır.”

Konuyla ilgili olduğunu düşünerek Jürgen Habermas’ın “Öteki” Olmak, “Öteki”yle Yaşamak adlı kitabından bir bölümü bilginize sunuyorum: “Zamanında ulus-devlet, toplumsal modernleşmedeki soyutlamaları yakalamayı ve geçmişinden koparılmış bir milletin, ulus bilinciyle, daha gelişmiş ve rasyonelleştirilmiş bir yaşam dünyası içine yeniden yerleştirilmesini olanaklı kılan, siyasi bir iletişim ortamını yaratmıştı. Vatandaşın hukuksal statüsünü kültürel anlamda bir ulusa ait olma düşüncesiyle tanımlayarak, bu entegrasyonu daha da hızlandırmıştı. Bugün artık ulus devlet, içeride çok kültürlülüğün doğurduğu patlama ve dışarıda küreselleşmenin getirdiği sorunlar altında kendini adeta bir meydan okumayla karşı karşıya hissetmektedir. Bu nedenle, devlet vatandaşları ulusunun ve halk ulusunun bağlayıcılık antlaşmasının (Junktim), işlevsel bir eşdeğeri olup olmadığı sorusu karşımıza çıkar.”

Jürgen Habermas adını andığım kitapta “devlet vatandaşlığı” kavramını irdeler ki bu kavram günümüz Türkiye’sinde son derecede önemlidir. Türkiye Cumhuriyeti bir “üniter devlet” yani bir “ulus devlet”tir ki hangi etnik kökenden olursa olsun bu devletin bütün vatandaşları bir “halk ulusu” oluşturur ve bu oluşumun “üst kimliği Türklük”tür. Bu ulusun bütün bireyleri Türkiye devletinin anayasal ve eşit vatandaşlarıdır.

Şu günler “kamusal akıl”ı irdeleyen John Rawls’ın Fransızcada “Paix et Démocratie” (Barış ve Demokrasi) adıyla yayımlanan “The Low of Peoples. With The İdea of Public Reason Revisited” kitabını okuyorum. Kıdemli bir editör ve yayıncı olarak yayınevlerimize bu kitabı yayımlamalarını hararetle tavsiye ederim. Bir yayınevi yönetiyor olsaydım bu işi mutlaka yapardım!

View the original on Cumhuriyet →

KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.