ESPNThe biggest success -- and biggest disappointment -- for all 30 MLB teams this seasonESPN DeportesToluca logra plasmar su dominio en el marcadorThe Jerusalem PostFeds say Cisco likely failed to protect pro-Palestinian workers from harassmentDaily MaverickRubio announces US visa curbs for some foreign nationals from South Africa한겨레내일 NSC 앞두고…제주서도 “침략전쟁 파병 반대”SoompiKim Ji Hun To Make Special Appearance In “Flex X Cop 2”UOLSão Paulo busca empate com Boca no fim, mas dá adeus à Copa Sul-Americana中国新闻网山东中医药借“一带一路”破浪“出海”New Straits TimesKeretapi Sarong: 2,000 turn Ipoh station into a colourful Malaysia Day celebrationוואלהדיווח סעודי: כטב"מ ששוגר ע"י החות'ים יורט סמוך למרחב האווירי במכהVanguardEducation as common Northern responsibility: From 19 separate efforts to 1 Northern compact (2), by Usman SarkiColliderThe 6 Best Fantasy Books Released Since 2020, Ranked
The Daily Newsstand · Free, Always
Wednesday, September 16, 2026

Halktan daha güçlü ne olabilir? - Halil Sarıgöz

Translate

Image

Salvador Allende (ortada miğferli), 11 Eylül 1973’teki darbe sırasında bombalanan başkanlık sarayında.

Bazı tarihler yalnızca takvimde kalmaz, bir ülkenin belleğine kazınır. Yıllar sonra bile bir fotoğraf, bir şarkı, bir kitap ya da bir isim o günü yeniden hatırlatır. 11 Eylül, Şili için böyle bir tarihtir. La Moneda’nın bombalandığı, Salvador Allende’nin öldüğü, Şili demokrasisinin tankların ve uçakların namluları arasında susturulduğu gün...

Ama bizim için de yabancı bir tarih değildir 11 Eylül. Çünkü Türkiye, darbelerin ne anlama geldiğini bilen bir ülkedir. 12 Mart’ı, 12 Eylül’ü, sıkıyönetimi, cezaevlerini, yasakları, sürgünleri ve yarım kalan yaşamları görmüş bir toplumuz. Bu nedenle Salvador Allende’nin öyküsüne yalnızca Şili’nin tarihinden bir sayfa olarak bakamayız. Onu biraz da kendi tarihimizin aynasında görürüz.

ŞİLİ YOLU 

Salvador Allende bir devrimciydi. Ama onu ayıran önemli bir özelliği vardı: Sosyalizme demokrasi yoluyla ulaşılabileceğine inanıyordu.

1908’de doğdu. Tıp eğitimi aldı. Genç yaşında siyasete atıldı. Şili Sosyalist Partisi’nin kuruluşunda yer aldı. Milletvekilliği yaptı, sağlık bakanlığı yaptı. Dört kez cumhurbaşkanlığına aday oldu. Sonunda 1970’te yüzde 36.6 oyla cumhurbaşkanı seçildi. Bu ayrıntı önemlidir. Çünkü Allende, iktidara bir ayaklanmayla değil, seçim sandığından geldi. Şili’nin demokratik kurumlarını kullanarak sosyalist bir dönüşüm gerçekleştirmeyi denedi. Bu deney, daha sonra “Şili yolu” olarak anılacaktı.

Belki de onu dünya solunun hafızasında bu kadar özel kılan şey tam olarak buydu. Sosyalizm ile demokrasinin birlikte var olabileceğine inanıyordu. Allende’nin Şili’si yalnızca fabrikaların ve madenlerin devletleştirilmesiyle anlatılamaz.

ÜLKE ZENGİNLİĞİ KİMİN İÇİN VAR?

Çünkü siyasetin nihai amacı, insanın yaşamına dokunmaktır. Bakır madenlerinin millileştirilmesi, toprak reformu, eğitim ve sağlık politikaları, yoksullukla mücadele, emekçilerin yaşam koşullarının iyileştirilmesi... Bütün bunların arkasında aynı soru vardı: Bir ülkenin zenginliği kimin için vardır? Allende’nin yanıtı açıktı: Halk için.

Fakat iktidara geldiği andan itibaren ağır bir ekonomik ve siyasi kuşatmayla karşı karşıya kaldı. Enflasyon, mal sıkıntısı, grevler, iş dünyasının ve muhalefetin sert direnci, siyasal kutuplaşma ve Unidad Popular içindeki görüş ayrılıkları giderek büyüdü. Hükümetin ekonomik ve siyasal sorunları derinleşirken sağ muhalefet ile sol içindeki daha radikal kesimler arasındaki gerilim de arttı. Bunları görmezden gelmek Allende’yi anlamak değil, onu bir efsaneye indirgemektir.

Tarih, sevdiğimiz insanların hatalarını da hatırlamayı gerektirir. Allende’nin yolunun da sorunları vardı. Yanlışları, çelişkileri vardı. Fakat bütün bunlar başka bir gerçeği değiştirmez: Bir iktidarın hatalarının bedeli, demokrasinin ortadan kaldırılması olamaz.

YAKLAŞAN FELAKET 

1973 yazına gelindiğinde Şili artık uçurumun kenarındaydı. 29 Haziran’daki başarısız darbe girişimi, yaklaşan felaketin habercisiydi. Ağustos ayında Allende, General Augusto Pinochet’yi kara kuvvetleri komutanlığına getirdi. 11 Eylül sabahı ordu harekete geçti. Allende La Moneda’ya gitti. Saatler ilerledikçe kuşatma ağırlaştı ve dünyanın belleğine kazınan görüntüler geldi: Bombalanan bir devlet başkanlığı sarayı, dumanlar, sokaklarda tanklar... Ve içeride, halkın oyuyla seçilmiş bir cumhurbaşkanı.

Allende teslim olmadı. Son konuşmasını Radio Magallanes üzerinden yaptı. O konuşmanın üzerinden yarım yüzyıldan fazla zaman geçti. Ama insan bazen bir sesi yıllar sonra bile duyabilir.

Allende’nin fotoğraflarına bakarken beni en çok etkileyen şey, onun bir “efsane” gibi görünmemesiydi. Gözlüklüydü, bir doktordu. Yaşını almış bir siyasetçiydi. Elinde halkın oyundan başka bir güç yoktu. Belki de tam olarak bu yüzden gerçekti. Karşımızda ulaşılmaz bir kahraman değil, siyaset yapan bir insan vardı. Hata yapan, mücadele eden, kaygılanan, yalnız kalan... Ama son ana kadar inandığı şeyden vazgeçmeyen bir insan.

TESLİM OLMAK YA DA DİRENMEK

11 Eylül sabahı La Moneda’ya girdiğinde önünde iki seçenek vardı: Teslim olmak ya da direnmek. O, direnmekten yana oldu. Ve son konuşmasında geleceğe ilişkin umudunu korudu. Bugün o sözlerin tamamını yeniden aktarmaya gerek yok. Bir cümlesi yeter: “Tarih bizimdir ve tarihi halklar yapar.”

Belki de Allende’yi bugün hâlâ hatırlamamızın nedeni budur. Çünkü tarihin yalnızca güçlüler tarafından yazılmadığını hatırlatır bize.

Allende’nin ölümünün üzerinden 53 yıl geçti. Şili değişti. Dünya değişti. Sosyalizm tartışması değişti. Türkiye değişti. Fakat bazı sorular değişmedi.

Eşitsizlik nedir? Özgürlük nedir? Demokrasi yalnızca sandıktan mı ibarettir? Bir ülkenin doğal kaynakları kimin zenginliğidir? Ve en önemlisi: Adalet olmadan demokrasi mümkün müdür?

Dünya solunun bugün bu soruları yeniden sorması gerekiyor. Ama geçmişi romantikleştirerek değil; Allende’yi bir posterden ibaret görmeden, Unidad Popular deneyiminin başarılarını ve hatalarını birlikte değerlendirerek ve demokrasinin değerini, sosyal adaletin gerekliliğini aynı cümlede buluşturarak...

Çünkü Allende’nin bıraktığı miras yalnızca demokratik bir sosyalizm değildir. Demokrasi içinde değişim arayışının mirasıdır. Ve belki de en önemli ders şudur: Bir ülkede siyasal mücadele ne kadar sert olursa olsun, demokratik siyasetin yerine başka şeyler geçtiğinde kaybeden yalnızca bir parti ya da bir hükümet olmaz. Halk kaybeder.

11 Eylül 1973’te La Moneda’nın üzerinde uçaklar vardı. 53 yıl sonra o uçaklar yok. Pinochet yok. Ama Allende’nin adı hâlâ var; bir meydanda, bir kitapta, bir şarkıda... Ve dünyanın başka bir köşesinde, genç bir insanın eşitsizlikler üzerine düşündüğü bir anda.

Belki de tarihin en büyük ironisi budur: Onu öldürenler iktidarı ele geçirdi. Ama bellekleri ele geçiremediler. Allende’nin bedeni La Moneda’da kaldı. Fikri ise çok daha uzaklara gitti.

Bugün onu anarken yalnızca geçmişe bakmıyoruz. Çünkü demokrasiye, özgürlüğe, eşitliğe ve sosyal adalete inanan herkes için Allende’nin hikâyesi hâlâ bitmiş değildir. La Moneda’nın üzerinden yükselen dumanın içinden, 53 yıl sonra bile aynı soru çıkıyor:

Halktan daha güçlü ne olabilir? Yanıtımız değişmedi: Hiçbir şey

View the original on Cumhuriyet

KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.