The Jerusalem PostEight US Marines injured in recent, undisclosed Iranian attack on ship in Hormuz - reportESPNBuzz: Top scorers through Sunday's gamesESPN DeportesBroncos firman una segunda mitad de calidad y se llevan un juego dramáticoInquirer‘Frustrated astronaut’ Marcos meets Pinoy real dealالنهارالمنتخبات الكبرى تفتتح صفحات جديدة مع مدربيها الجددDaily MaverickTaylor Swift lands top trophy at MTV’s Video Music Awards한겨레식약처 “공부 잘하는 약 없어”…수능 앞두고 ADHD 치료제 오남용 특별점검SözcüKapalıçarşı'da akıl almaz soygun! Kasaya tencere tava koyup milyonlarla kaçtıCNN TürkİSTANBUL, İZMİR, ANKARA HAVA DURUMU SON DAKİKA | Bugün hava nasıl olacak, yağışlar kaç gün sürecek? Meteoroloji ve AKOM’dan yeni uyarılar!SRF NewsMTV Video Music Awards – Hauptpreis für Taylor Swift – doch Madonna räumt abWirtualna PolskaPotrącili 14-latkę na hulajnodze. "Czy my cię uderzyliśmy?"HabertürkKabine toplanıyor! Fon soruşturması masada
The Daily Newsstand · Free, Always
Monday, September 28, 2026

İzmir Barosu başkanından ‘Türkiye Cumhuriyeti dört yanı demir parmaklıklarla çevrili bir cezaevi’ benzetmesi: 'Artık hukuk devleti değiliz!'

Translate

Dört yıllık görev süresinin sonuna gelen İzmir Barosu Başkanı Sefa Yılmaz ile yargının siyasallaşmasını, uygulanmayan Anayasa Mahkemesi kararlarını ve toplumsal muhalefete yönelik artan hukuki baskıları konuştuk.

“DÖRT YILDA HUKUK ADINA HER ŞEY DAHA KÖTÜYE GİTTİ”

- Göreve geldiğiniz dönemle bugünkü Türkiye arasında hukuk, yargı ve adalet bağlamında ne gibi farklar var?

Bu süreç sadece benim görevde olduğum 2022'den 2026'ya kadar gelişen bir süreç değil. 2010 yılında başlayan anayasa değişikliği ve 2017'deki parlamenter sistemden çıkıp tek adam rejimine dönüştüğümüz süreci de beraberinde getiren bir zaman aralığı oldu. Hukuk adına her şey her gün daha kötüye gitti.

Tek adam rejiminin yaşattığı ekonomik, fiziksel ve sözel şiddetin yanında hukuki şiddetin de giderek arttığını gördük.

Demokratik değerlerden, teamüllerden, kurallardan ve kurumlardan uzaklaşan; belli alanlarda sözünü söyleyen herkese yönelen bir hukuk şiddeti artarak devam ediyor. Bugün sokak röportajında verilen cevaplar yüzünden bile insanlar gözaltına alınıp tutuklanabiliyor. Kimliği, siyasi görüşü, inancı veya cinsiyeti ne olursa olsun bu şiddet ayırt edilmeksizin uygulanıyor. Yeniden hukuk devleti olmaya çalışmalıyız çünkü artık hukuk devleti değiliz.

 “TALİMATLA, TELKİNLE BİR TAKIM İŞLER YÜRÜTÜLÜYOR”

- Bugün yargı bağımsızlığını en fazla tehdit eden unsur nedir?

Yargının araçsallaşması, siyasallaşması ve telkinle, talimatla işlerin yürütülüyor olması en büyük tehdittir. Bu durum artık o kadar aleni ki, sırf belli davalara bakması için ek heyetler oluşturuluyor. "Alo" dendiğinde istenen kararı vermeyecek olan hakim ya da başkan varsa hemen o alandan alınıyor. Örneğin bir sokak röportajı nedeniyle gözaltına alınan Dilruba'nın tutuklanması için üç savcının görevden alındığı, dördüncüsünün tutukluluğa sevk ettiği bir süreç yaşadık. Partili cumhurbaşkanlığı sistemi zaten en büyük sorun. Tarafsızlık yemini eden bir cumhurbaşkanının bir partinin genel başkanı olarak devam etmesi, bu ülkede bir şeylerin taraflı olduğunun en basit örneğidir.

Image

İstanbul Büyükşehir Davası'nı veya Canların, Selçukluların mahkum edildiği dosyaları yürütenlerden birinin bugün Adalet Bakanı olması ve bir partinin il başkanları toplantısında konuşması, yargı bağımsızlığının kalmadığının kanıtıdır. Her şeyin temeli hukuk, her şeyin temeli adalet.

"Ailem Güvende" adı altında birçok gözaltılar, tutuklamalar. Ailenin güvende olduğu tek alan insanın adil, adaletli ve güvenli bir geleceği sağlanırsa aile güvenli olur. Başka bir şekilde olmaz. Onun için de hukukun üstünlüğü gerekir. Hukukun üstünlüğünün temelinde de yargının bağımsız ve tarafsız olması gerekir. Eğer taraflı, yandaş, araçsallaşmış bir yargı varsa hukukun üstünlüğünden bahsedemezsiniz ki. Ve o zaman da güvende değilsiniz zaten.

Selçuk Kozağaçlı çok söylerdi, ‘Kutsal olan yaşamın kendisi değil. Kutsal olan adil bir yaşam, güvenli bir yaşam, adaletli bir yaşam, geleceği olan bir yaşam.’ Anayasanız var, uygulanmıyor. Yasalar var, uygulanmıyor. Yani biz anayasası olan bir devletiz, kitabı da var. Ama anayasal bir devlet değiliz.

 “AYM VE AİHM KARARLARININ UYGULANMAMASI REJİM SORUNU”

- Selçuk Kozağaçlı dediniz. Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarının uygulanmamasını münferit bir sorun mu, yoksa bir sistem sorunu mu?

Sadece sistem değil, bu bir rejim sorunudur. Türkiye Cumhuriyeti 2017'den sonra farklı bir yöntemle yönetilmeye başlandı. Can Atalay ile ilgili AYM iki kez hak ihlali verdi, meclisin kararının yok hükmünde olduğunu belirtti. Ancak Yargıtay 13. Ceza Dairesi, bu hak ihlali kararını alan AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulundu ve bu Cumhuriyet tarihinde bir ilktir.

AİHM kararları zaten Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala dosyalarında uygulanmıyor. Anayasa'nın 90. maddesine göre Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi en üst iç hukuk normudur ancak uyulmuyor ve ne yazık ki bunun bir yaptırımı yok. Silivri Cezaevi'ne gidip oradaki insanlarla görüştüğünüzde oranın bir şeyini çiziyorsunuz kafanızda; sendikacılar, gazeteciler, avukatlar, eski milletvekilleri, siyasetçiler... Hepsi okumuş çocuklar. Yani içerideki eğitim seviyesi tavan yapmış durumda.

Bu ülkede düşünen, düşündüğünü söyleyen, muhalefet eden, doğru gitmeyen şeye "doğru değil" diyen, yanlışa "yanlış" diyen, haksıza "haksız" diyen kim varsa ne yazık ki ötekileştirilir ve bir şekilde gözaltına alınır, tutuklanır. Türkiye Cumhuriyeti anayasası olan, ama anayasal bir rejimle yönetilen bir ülke olmaktan çıkmıştır. 10. Yıl Marşı'nda geçen "Demirağlarla ördük anayurdu dört baştan" dizesini Atatürk eklemiştir. Şimdi, Türkiye Cumhuriyeti dört yanı demir parmaklıklarla çevrili bir açık cezaevi…

“DELİLDEN SANIĞA GİDİLİR, SANIKTAN DELİLE GİDİLMEZ”

- Seçilmiş belediye başkanlarına yönelik soruşturma ve tutuklamaları, özellikle uzun süre iddianame hazırlanmayan dosyaları ve yerel yönetimlere müdahaleler hukukçu olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Soruşturmalar ceza hukukunda makul şüphe üzerine başlar ve delilden sanığa gidilir. Ancak bugün insanları önce tutuklayıp, sonra onları içeride tutacak delil aranıyor. Bu, ceza hukukundan tamamen sapmaktır ve adı hukuksuzluktur. Delilden sanığa gidilir, sanıktan delile gidilmez. Tutuklamak için de 3, 5 ya da 20 kişiyi alıp dosyanın içine bir de örgüt sokuluyor ve tutuklanmamanız mucize haline geliyor. Örgütten tutukluysanız sizi yüksek güvenlikle cezaevine atıyorlar, bir de öyle hak ihlali başlıyor. Aile görüşleri engelleniyor, tecrit uygulanıyor ve yargılama alanları cezaevi kampüslerinin içine taşınıyor. Yargılama alanlarını da cezaevine aldılar. O demir parmaklıkların arasına adaleti orada dağıtmaya çalışıyorlar. Silivri'ye 1000 kişilik devasa duruşma salonları yapıyorlar. O kadar çok şey değişti ki son 15 yıl içerisinde...

Bu değişim olumlu anlamda söylemiyorum; baskının, şiddetin, hukuksuzluğun artarak devam ettiği bir süreç oldu. Seçmen iradesi yok sayılıyor. Muhalif partilerin belediyelerinde sürekli usulsüzlük aranırken, iktidara geçen belediyelere dokunulmuyor. Bu, hukuk üzerinden toplumun ve siyasetin dizayn edilmesidir. Tutukladıkları belediye başkanlarından sonra CHP'deki bölünmenin de getirdiği boşlukta AK Parti, belediyeleri o meclisteki seçimlerde almaya başladı. Üsküdar'da olsun, Menderes'te olsun her şey mübah onlar için. Bakın yani ne yaparsanız yapın ama yeter ki bu partinin oralarda olmasını sağlayın.

Hikmet Çetinkaya, FETÖ için ‘Bir bakıyorsunuz iki gözü iki çeşme ağlıyor, bir bakıyorsunuz gülüyor. Bunların Allahları dolar, peygamberleri mark. 40 yıllık tiyatro sanatçısına taş çıkartır bunlar" demişti. O dönme Hikmet Bey yargılanmıştı Cumhuriyet Gazetesi aleyhine de manevi tazminat davası da açılmıştı ve her şey mübahtı onlar için. Kendini gizle ta ki oraya ulaşıncaya kadar. Bugün kendini gizlemeden yapıyorlar.

Yani belediyelerde usulsüzlükler var mı? Olabilir ama nedense hep yani muhalif partilerin belediyelerinde usulsüzlük var. Diğer belediyeler sütten çıkmış ak kaşık mı? Aydın ve Afyon belediye başkanları AK Parti'ye geçti, neden? Yani bunları sorgulamak gerekir.

Seçmen iradesinin yok sayıldığı bir ülkede zaten seçimlerin gerçekten yurttaşın iradesini yansıttığı bir süreci yaşıyor muyuz? Bu bile sorgulanır. Yüksek Seçim Kurulu'nun verdiği kararlar yargıya taşınamıyor. Peki siz nasıl olur da bir partinin genel kurulunu iptal edersiniz? İtiraz süreleri de geçmiş. Yani hukuksuzluğu tek alanda aramamak gerekiyor. Kadına, çocuğa, doğaya, avukata, sendikalara, gazetecilere son dönemde özellikle gazetecilere de bu yönüyle birçok adaletsiz uygulama başladı. Topyekun bir saldırı var bu da sistem ve rejim sorunudur.

View the original on Cumhuriyet →

KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.