Türkiye’yi ne bekliyor?

Son gelişmeler dış politikada yeni bir durum değerlendirmesi yapılmasını gerektiriyor.
ABD, AVRUPA VE RUSYA
Kısa süre öncesine kadar Zelenski’yi destekleyen Trump, Putin ile birlik olup Ukrayna’yı ortada bırakabileceğinin işaretlerini vermeye, Rusya’nın işgal ettiği Ukrayna topraklarını bile terk etmeyeceği bir barışı dayatmaya başladı. Trump’ın bu tutumu, ABD ve NATO’ya ne kadar güvenilebileceği sorusunu gündeme getiren çok ciddi bir uyarıdır.
Trump’ın yalnız bıraktığı Avrupa’nın, Türk askerini de kullanarak Rusya ile bir kez daha sıcak bir çatışmaya hazırlandığı yönündeki belirtiler, Türkiye’nin AB tarafından savaşın içine çekilme tehlikesini taşıyor.
KARADENİZ VE MONTRÖ SÖZLEŞMESİ
Montrö Sözleşmesi’nin feshi ve tadili konusunda farklı bir ağırlığa sahip Bulgaristan ve Romanya, Karadeniz’de ticari gemilere yapılan saldırıları gerekçe göstererek AB ve NATO’dan destek istiyor. Bu talep, Montrö Sözleşmesi’nin tartışmaya açılmasına varabilecek bir gelişmedir. Türkiye Bulgaristan ile Romanya’nın artık NATO ve AB üyesi olduklarını ve ABD’nin yıllardır Montrö Sözleşmesi’nin kısıtlamalarından kurtulma çabalarını dikkate alarak tedbirli olmalıdır.
DOĞU AKDENİZ’DE DURUM
Türkiye-Libya deniz yetki alanları anlaşmasının, yıllarca bekledikten sonra tam da Türkiye ile Mısır’ın, ilişkilerini düzeltme yolunda adımlar attıkları bir sırada, Libya tarafından onaylanmasının zamanlaması, üzerinde düşünmeyi gerektiren bir husustur. Bu gelişmeye Mısır’ın tepkisi ve Yunanistan, İsrail, Mısır ve GKRY’nin karşı adımlar atmaya başlamaları, konunun şimdi daha çetrefilli hale geldiğini göstermektedir. Yunanistan-İsrail-GKRY arasında savunma alanında hızla gelişen işbirliği de dikkate alındığında, Libya onayının Türkiye karşıtı bu birlikteliği pekiştirdiğini göstermektedir. Bunun olası sonuçları ve alınması gereken önlemler öncelikle değerlendirilmelidir.
TÜRKİYE-AZERBAYCAN GERGİNLİĞİ
Türkiye-Azerbaycan gerginliğini, Türkiye’nin laiklik karşıtı, Sünni devlet haline dönüştürülmesinden yana bazı kişilerin ve grupların yol açtığı başörtüsü olayına bağlamak veya “bir millet-iki devlet” arasında çıkabilecek geçici bir gerginlik olarak hafife almak gerçekçi olmaz. Azerbaycan’ın İran tehdidine karşı İsrail-ABD cephesine yakın durmak ve -Türkiye’nin de desteği ile- Karabağ’ı geri alabilmesini kolaylaştıran ABDErmenistan yakınlaşmasını, Zengezur Koridoru gelişmelerini dikkate almak gereğini duyduğu unutulmamalıdır. Kaldı ki Azerbaycan, Türkiye’nin Mekke Anlaşması ve Bedir Mutabakatı ile dolaylı olarak İran karşıtı ABD-İsrail cephesine destek verdiğini düşünüyor da olabilir.
Üç tarafında ciddi güvenlik sorunları ile karşı karşıya olan Türkiye’nin, Azerbaycan’ın içişlerine karışmaması, onu İran karşıtı cephenin olabildiğince dışında tutarak doğusunda da güvenliğini tehdit edebilecek gelişmelere engel olmaya çalışması gerekir.
İSRAİL’İN ULUSAL GÜVENLİK DOKTRİNİ
Netanyahu’nun, Türkiye, Mısır, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın, “Sünni İttifakı” olarak tanımlandığı, İsrail’in yeni “Ulusal Güvenlik Doktrini”ni açıklarken “Türkiye ile bir çatışma bekliyor musunuz” sorusuna, “Türkiye ile bir çatışmayı önlemeye çalıştığı” yanıtını vermesi ancak Trump’ın Erdoğan ile yakın ilişkilerine dikkat çekerek “ABD ile İsrail arasında Türkiye politikası konusunda görüş ayrılıkları olduğunu ve Trump ile bu konuda ters düşündüğünü” söylemesi fazla söze gerek bırakmıyor. Bu sözler, İran etkisizleştirildiğinde İsrail için yeni rakibin Türkiye olacağını gösteriyor. Türkiye’nin bu doktrini ve Türkiye’ye olası etkilerini dikkatle değerlendirmesinde yarar var.
MEKKE ANLAŞMASI VE BEDİR MUTABAKATI
Türkiye’nin hangi ulusal güvenlik çıkarına hizmet edeceği anlaşılamayan Mekke Anlaşması ve Bedir Mutabakatı’na, iktidara yakın küçük bir grubun çıkarları için Türk savunma sanayi ürünlerine pazar bulmak beklentisiyle katılmış olabileceği akla geliyor. Böyle ise Türkiye’nin de Başkan Eisenhower’ın tehlikelerine dikkat çektiği, devletlerin savaş yanlısı olmalarına yol açan “askeri endüstriyel kompleks” tarafından yönetildiği anlamını taşır. “Küçük Amerika” rüyasına uygun bu adım Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikasının temel ilkelerinden birisi olan “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesinden vazgeçilmesi demektir.
Yakın çevresinde Türkiye’yi savaşa sürükleyebilecek gelişmeler planlanır ve uygulanırken Türkiye Cumhuriyeti’nin politikası bu tuzaklara düşmemek ve başkalarının savaşlarının dışında kalmak olmalıdır.
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.