InquirerHybrid rice seeds bring bumper harvests for Agusan del Sur farmersDaily MaverickUganda imposes 21-day quarantine on citizens returning from CongoESPN DeportesCruz Azul acaricia la Liguilla tras gran triunfo en QuerétaroESPNSeahawks dominate to hand Chiefs first loss of seasonThe Jerusalem PostBolsonaro refuses to concede, says he will seek annulment of Brazil voteGIGAZINE皮膚がんの見分け勝負で最新の汎用AIが10年前のAIに敗北ZDF heuteEntdecken Sie das ZDF-NachrichtenstudioAntara NewsGovt prepares scheme for MSME involvement in free meal programThe Sydney Morning HeraldDickson wows America with AFL-style puntSözcüFlavio Bolsonaro seçim sonuçlarını tanımadı: İptal talep edecekABC News (Australia)Second death increases call for action on health system in 'crisis'El ComercioTemblor en Perú: últimos sismos reportados este lunes 26 de octubre
The Daily Newsstand · Free, Always
Monday, October 26, 2026

Cumhuriyet Aydınlanması

Translate

Avrupa’da Rönesans ve Reform süreçleriyle birlikte başlayan Aydınlanma, Immanuel Kant’ın deyimiyle “İnsanın kendi isteğiyle düştüğü ergin olamama durumundan kurtulması”dır. Osmanlı’ya ancak 19. Yüzyılda modernleşmeyle birlikte, 1839 Tanzimat Fermanı’ndan sonra yansıyan Aydınlanma, “ikircikli bir yenileşme” mücadelesinin ardından, 20. Yüzyılda Atatürk’ün önderliğindeki Kurtuluş Mücadelesi ve Cumhuriyet’le birlikte keskin değişimleri içeren bir devrimsel dönüşüme evrilmiştir. Hiç kuşkusuz 1789 Fransız Devrimi’ndeki “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” idealleri, milliyetçilik ilkeleri, Atatürk’ün ve Türk Devrimi’nin Laik Cumhuriyet ve ulus-devlet anlayışına model olmuştur.

Bu çerçevede Türk Devrimi ve Türk modernleşmesinin, 19. yüzyıldan beri, kurumsal ve geç modern yapısının, Fransız Devrimi’ndeki, devrimci yeniden yapılanma ve karanlığa karşı Aydınlanma’nın mücadelesindeki karakteri, Atatürkçü Cumhuriyete esin kaynağı olmuştur.  

Atatürk,  yaşamın en temel mekanizması olan diyalektik süreci,  çok somut yansıtan bir liderdir.  Picasso’nun “Her yaratıcı hareket, öncesinde bir yıkımla başlar.” sözünü anımsarsak, çöken bir imparatorluğun ardından, Ulusal Kurtuluş Savaşı ve Laik Cumhuriyet’le Atatürk deyim yerindeyse bir “yeniden doğuş”un öncüsü olmuştur.

29 Ekim 1923’te, 19.yüzyılın başından itibaren devam eden modernleşme süreci, meşrutiyet yönetimleri, imparatorluğun dağılması, ‘Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’nin ardından, Cumhuriyet’in yani ulus-devletin kurulmasıyla yeni bir aşamaya varmıştır. Atatürk de, ulus-devletin yani Cumhuriyet’in ilk cumhurbaşkanı olmuştur.

Atatürk’ün kararlı duruşu ve sağlam iradesi, entelektüel bakışı, başarılı komutanlığı ve ileri görüşlü devlet adamlığı vasıflarıyla harmanlanmıştır. Strateji sözü ve stratejist kavramının bu kadar içinin boşaltıldığı günümüzde, gerçek bir strateji dehası, dünya tarihine yön vermiştir. Modern siyaset biliminin kurucularından Maurice Duverger, dünya toplumsal mücadeleler tarihini 2’ye ayırır. Birincisi ondokuzuncu yüzyılda Batı Avrupa’da kesifleşen sosyal sınıf mücadeleleri,  ikincisi ise Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın öncülüğünde gerçekleşen Ulusal Kurtuluş mücadeleleridir. O’nun ortaya koyduğu ve yaratıcılığını uyguladığı bakış, Hint yarımadasından, Mısır’a, Küba’dan Güney Amerika’ya uzanan bir alanda, yerkürenin pek çok yerinde karşılığını bulmuştur. Kendisine kulak verelim: “Bir zamanlar gelir, beni unutmak veya unutturmak isteyen gayretler belirebilir. Fikirlerini inkâr edenler ve beni yerenler çıkabilir. Hatta bunlar, benim yakın bildiğim ve inandıklarım arasından bile olabilir. Fakat, ektiğimiz tohumlar o kadar özlü ve kuvvetlidirler ki bu fikirler, Hint'ten, Mısır'dan döner dolaşır gene gelir, verimli neticeleri kalpleri doldurur…”

Burada dikkat edilmesi gereken husus, Atatürk’ün Ulusal Kurtuluş mücadelesi ve Cumhuriyet devrimlerini, Batı’ya karşı reaksiyoner, tepkisel bir çerçevede kullanmamasıdır. İşte bu zeminde, kültür ve uygarlık anlayışı gündeme gelmektedir. Gazi’ye göre insan uygarlığı tektir, bu uygarlığın bir parçası olabilmek için, sömürge olmamak, kendi ulusal kültürüyle, uygarlığa katkı sunan çağdaş bir ulus olmak gerekmektedir. “Medeniyet öyle kuvvetli bir ışıktır ki, ona bigane olanları yakar, mahveder.” sözünde vurguladığı söz konusu düşüncesi, ulusa “çağdaş uygarlık düzeyi”ni aşma hedefinde de tekrar pekişmektedir. Bir başka sözünde de, çağdaşlaşmayı, sömürge olmamanın temel koşulu olarak yinelemektedir. “Medeni olmayan milletler, medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkumdur.”

Kurucu inşa edici yönüyle, bir ulusu inşa eden büyük önder,  her zaman toplumda gençleri öne çıkarmış, geleceği gençlere emanet etmiştir. Değişimi bu temelde gelecekte de  güvence altına almaya çalışmıştır. “Her şeye rağmen muhakkak bir nura doğru yürümekteyiz. Bende bu imanı yaşatan kuvvet, yalnız aziz memleket ve milletim hakkındaki payansız muhabbetim değil; bugünün karanlıkları, ahlaksızlıkları, şarlatanlıkları içinde sırf vatan ve hakikat aşkıyla ziya serpmeğe ve aramaya çalışan bir gençlik gördüğümdendir."

Bu yüzeyde, Atatürk’ün düşüncelerine yön veren aydınlanmacı eksende, esin kaynağı pek çok şair ve düşünür vardır. Namık Kemal’den Tevfik Fikret’e uzanan aydınlanmacı kalemler, ortaya koyduğu  değişim, dönüşüm ve yaratımlarda, önemli zamanlarda öne çıkmıştır. TBMM’nin açılışında, Namık Kemal’in şiirine atıfta bulunarak, “vatanın bağrına düşman dayamış hançerini; yok  mudur kurtaracak bahtı kara mâderini?” dizelerine kendisi “ Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini; Bulunur kurtaracak baht-ı kara mâderini!” diyerek, imparatorluğun “memalik-i Osmaniye”si yerine, aydınlanma ve modernleşme sürecinin belirttiği vatan kavramını temel özne olarak ele almıştır.

Atatürk, aydınlanma şairi Tevfik Fikret’ten esinlenerek, 1924’te Hakimiyet-i Milliye’de yayınlanan ünlü hitabında, öğretmenlere “Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister” sözüyle görev vermiştir. Bu herhangi bir değerlendirme olarak ele alınmamalıdır. Cumhuriyet’in temelleri, hür irade ve ulusal egemenlik çerçevesinde atılmıştır. Anti emperyalizme ve Ziya Gökalp’in “halka doğru” anlayışında olduğu gibi halkçılığa dayanan Cumhuriyet, özgür iradenin, aklın üstün olduğu bir anlayışla Cumhuriyetimizin kurucusu tarafından betimlenmektedir.

Tam da kendi ifadeleriyle, aklın dogmaya karşı üstünlüğünün vurgulandığı bir vasiyeti iyi anlamak gerekmektedir. “…Ben, manevî miras olarak hiçbir âyet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım ilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında belki gayelere tamamen erişemediğimizi, fakat asla taviz vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevî mirasçılarım olurlar…”

Atatürk’ü kategorize etmeye çalışan bazı zihniyetler, kendisinin değişmez bir siyasi dogmalar bütünü bırakmamasından çok rahatsız olmuşlardır. Oysa ki, en büyük eserim dediği Cumhuriyet’i anlamak için, herhangi bir vesayet, dogma, efsanevi söylencelerden değil, bizzat bilimsel düşünceden faydalanması, üzerinde durulması gereken, ayırt edici özellik, ezber bozan bir vizyonu ortaya koymaktadır.

Bugün, Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkasya’ya bakıldığında sadece 2235 yıllık devlet geleneği ya da 600 yıllık imparatorluk mirası değil, Laik Cumhuriyet’in farklı konumu, sıklıkla Türkiye’yi yönetenlerin geçmişten bugüne tekrarladıkları “istikrar adası” tespiti, Cumhuriyet’in yapısıyla bağlantılıdır.

Eğer Cumhuriyet, akla ve bilime göre değil de, dinsel, mezhepsel, cemaat türü ayrımlar üzerine kurulsaydı, bugünkü Suriye-Irak hattında; klan, kabile, aşiret düzeninde, emperyal hedeflerin istediği doğrultuda bir bölünmüşlüğün çerçevesi olurdu. Laiklik hem pozitif normlara dayanan ortak hukuk hem de yurttaşlığa bağlı, kimliklere göre bölünmeyen bir Cumhuriyet yurttaşı inşa etti.

Yılar sonra, küreselleşmenin ulusal kimlikleri parçalayıcı arka planında, ülkemiz zemininde,  İ(kinci) Cumhuriyetçiler, siyasal dinci siyasetler, birtakım ırkçı görüşler, buna muhalefet etti. Halbuki Gökalp’in de vurguladığı harstan medeniyete, yani kültürden uygarlığa giden yolda, ulusal bir kültüre sahip olmak, küreselleşmenin değil evrenselleşmenin temel koşuludur. Ve Huntington’ın asırlar sonra gerici bakışıyla söylediği dinlere göre uygarlıklar değil, evrensel hümanist değerlere giden tek insanlık uygarlığının yolu da buradan geçmektedir. Atatürk bu yüzden “Cumhuriyet’in temeli kültürdür” demiştir. Bu rastlantısal bir söz değildir.  

Fransa başta olmak üzere, Avrupa’da Aşırı Sağ’ın yükselişi, toplumsal rahatsızlıkların artması, ekonomik problemlerin kesifleşmesi, yerkürede yeni değil ancak yeniden bir aydınlanmanın gündeme gelmesini gerektiriyor. Yeni bir ortaçağ karabasanı, skolastik bir zihin tahakkümü istemiyorsak, aydınlanmayı yeniden daha güçlü bir bakışla ve Cumhuriyet vizyonuyla sahiplenmemiz gerekiyor.

Bizim coğrafyamızda sadece ülkemizde değil, yakın çevremizde karşılığı, mazlum uluslara öncülük eden büyük Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in aydınlanmasıdır.

View the original on Cumhuriyet →

KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.