İklimde vitrin, sanayide alarm

Rekor sıcaklıklar, kuraklık, seller, orman yangınları, gıda krizi...
İklim krizi artık yalnızca doğayı değil, insanlığın geleceğini tehdit ediyor. Su ve gıda kıtlığı, kitlesel göçler, ekonomik yıkım giderek büyüyor. Dünya Meteoroloji Örgütü’ne göre son 11 yıl, ölçülen en sıcak 11 yıl oldu.
Bugünün çocuklarına daha sıcak, daha yoksul, yaşaması çok daha zor bir dünya bırakıyoruz.
Dünya ise bu büyük tehlikeyi bir kez daha dev konferanslarda tartışmaya hazırlanıyor. 9-20 Kasım’da Antalya’da düzenlenecek COP31, yani Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı, 30 yılı aşkın süredir verilen sözlerin yeni durağı.
30 YILLIK SÖZLER
İlk iklim zirvesi 1995’te Berlin’de toplandı. 1997’de Kyoto Protokolü ile gelişmiş ülkelere emisyon azaltım yükümlülükleri getirildi.
2015’te Paris Anlaşması imzalandı. Küresel sıcaklık artışının 2 derecenin oldukça altında, mümkünse 1.5 dereceyle sınırlandırılması hedeflendi.
2023’te Dubai’deki COP28’de fosil yakıtlardan uzaklaşma çağrısı ilk kez kararlara girdi. 2024’te Bakû’da gelişmekte olan ülkeler için yıllık 300 milyar dolarlık iklim finansmanı hedefi belirlendi.
Zirveler büyüdü, katılımcılar çoğaldı, vaatler arttı. Ancak dünya ısınmaya devam etti.
Şimdi binlerce delege, devlet başkanı ve şirket yöneticisi Antalya’daki lüks otellerde geleceğimizi tartışacak.
Türkiye için büyük organizasyon, önemli bir diplomatik vitrin.
TÜRKİYE’NİN İKLİM KARNESİ
Peki Türkiye’nin iklim karnesi nasıl?
Ne yazık ki kömür yatırımları sürüyor, emisyonlar artıyor.
Geçen hafta 17 sivil toplum kuruluşundan oluşan İklim Ağı’nın açıkladığı değerlendirme, çelişkiyi ortaya koyuyor.
Bir yanda iklim liderliği iddiası, diğer yanda Çanakkale ve Afşin-Elbistan’da yeni kömürlü santral planları...
Akbelen’de kömür için zeytinlikler ve köyler üzerindeki baskı sürerken termik santrallara kamu desteği sürüyor.
Üstelik sivil toplumun karar süreçlerine katılımı da sorunlu. İklim Ağı, COP31 başkanı ile görüşme taleplerinin karşılanmadığını açıklıyor. Buna karşılık fosil yakıt ve madencilik şirketlerinin zirvedeki ağırlığı dikkat çekiyor.
Ulusal Adil Geçiş Stratejisi taslağı da işçilere yeterli istihdam ve gelir güvencesi sunmadığı gerekçesiyle eleştiriliyor.
Bir başka çelişki sıfır atık politikasında. Türkiye bu politikayı dünyaya anlatmaya hazırlanırken plastik atık ithalatını sürdürüyor.
SANAYİDE ZAMAN DARALIYOR
İklim krizinin Türkiye açısından ağır bir ekonomik faturası da var. Açıklanan rakamlara göre Türkiye’nin net sıfır hedefi için yalnızca çelik, çimento, alüminyum ve gübre sektörlerinde 70 milyar doların üzerinde yatırım gerekiyor.
Dikkat edin, bütün sanayinin değil, yalnızca dört sektörün dönüşüm ihtiyacı!
Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, karbon yoğun üretim yapan ihracatçılar rekabet güçlerini, ihracat pazarlarını, hatta varlıklarını kaybetme riskiyle karşı karşıya.
Büyük şirketler uluslararası finansmana ulaşabilir. Peki ya binlerce KOBİ?
Elbette COP31 önemli bir fırsat. Yenilenebilir enerji, temiz teknoloji ve iklim finansmanı için yeni kapılar açabilir.
GERİYE NE KALACAK?
Türkiye büyük bir organizasyona ev sahipliği yapmakla mı yetinecek, yoksa kalıcı dönüşümü mü başlatacak?
Yanıtı törenler değil, kömür santralları, emisyon rakamları ve somut kararlar verecek.
COP zirvelerinin yıllardır eleştirilmesinin nedeni de tam olarak bu: Devletlerin tutulmayan sözleri ve fosil yakıt şirketlerinin karar süreçlerindeki ağırlığı.
Bu nedenle sendikalar, çevre örgütleri, aktivistler ve yerli halklar alternatif zirvelerde buluşuyor.
Geçen yıl Brezilya’nın Belém kentindeki COP30’da olduğu gibi Antalya’da da Halkların İklim Zirvesi düzenlenecek. 14 Kasım’daki Halkların İklim Yürüyüşü’nü, 15-18 Kasım’daki zirve izleyecek.
Fosil yakıtlardan çıkış, enerji demokrasisi, doğanın hakları ve gıda egemenliği tartışılacak.
Belki de Antalya’da geleceğimiz için en önemli sözler, lüks otellerdeki resmi kürsülerden değil, Halkların İklim Zirvesi’nden yükselecek.
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.