PunchArmy arrests fake soldier accused of defrauding Gombe, Bauchi womenInquirerWater shortage grips Northern Samar capital as El Niño strengthensESPNWil Lutz drills walk-off field goal to defeat Seahawks in OTESPN DeportesDefensiva de Broncos llevan al equipo al triunfo en casaDaily MaverickUkraine hits Russian refinery as Zelensky says ‘we’re done’ with Trump’s energy truceThe Jerusalem PostMajority of Israelis back Haredi draft law, October 7 inquiry, IDI survey findsZDF heuteAktuelle Pressemitteilungen des ZDFGIGAZINENVIDIAが画像・動画・文章をまとめて理解するオープンウェイトAI「Nemotron 3.5 Super VL」を公開、処理コストを40分の1に削減する事例もNHK 社会東海道新幹線 地震防災システム作動で一時運転見合わせも再開New Straits TimesPH assemblymen slam Negri Sembilan government over assembly sitting postponementRapplerIsraeli firm used online ads to run vast spy operation, researchers sayCollider8 Sci-Fi Shows in Space That Are 10/10 Masterpieces
The Daily Newsstand · Free, Always
Friday, October 16, 2026

Son gençlik arkadaşım

Translate

“ROBOT ADAM// yürüyüşü gösteriyor/ adamın içine robot çökmüş/ ağzına yerleştirilen mikrofon/ yönetmen odasından ne söylenirse/ diline vuruyor// yüz anlatımı sarkık/ anlamsız/ donuk bağıran/ emir yağdıran bir komutan// hep yemek zamanına rastlıyor/ televizyonda onun konuşması/ lokmam boğazıma diziliyor/ yediklerim/ gaz yapıyor// robota ne yüklenirse/ onu alırsın/ bir tür emir kulu// duyguları körelmiş denilemez/ olmayan bir şey/ nasıl körelsin// peşkeş çekilen maden arama ruhsatları/ kurutulan su/ biçilen ağaçlar/ ağlaşan mülk sahipleri// kafama takılan/ ona yükleme yapanlar kimdir/ bir Türk robot adamı mı bu”

- NİHAT ZİYALAN, Sidney 2026 

Okuduğunuz ve alışık olmadığınız şiirin yazarı Nihat Ziyalan benim üç gençlik arkadaşımdan biriydi; Hollanda’da yaşayan bir ortak arkadaşımız haber verdi: 11 Ekim günü Avustralya’da Sidney’de ölmüş. Öteki iki arkadaşımı sorarsanız Yılmaz Pütün¹ (1937- 1984) ve Aziz Çalışlar (1942-1995) idi. Geriye ben kaldım.

Ülkemizde edebiyat loncası esnafı pek tuhaftır: Aralarından biri saçmalar, ötekiler bu saçmayı ayet gibi ezberler. Bu loncanın pir ve kethüdalarına göre 1960-70’lerde Türkiye’nin en önemli genç şairleri Cemal Süreya, Edip Cansever ve Turgut Uyar idi. Bu üçünün dışında başka şair yoktu. Yoktu çünkü İstanbul’un Çiçek Pasajı meyhanelerinden birinde böyle karar verilmiş ve kararın altını da Fethi Naci imzalayarak onaylamıştı. Ama Olimpia’ya çıkan merdivenin kapısı gerçek yolcular gelmeden açılmazdı. Gerçek yolculardan biri Nihat Ziyalan idi. Şimdi Olimpia’da.

Yeni bir yazı yazacak durumda değilim, bu nedenle 10.12.2021 günü yazdığım ve not etmediğim için adını anımsamadığım bir yerde “Kültür ve Sanat Haberleri” bölümünde yayımlanan “Nihat Ziyalan ve Şiiri, Kayıp Tuzlu Bastoncuk” başlıklı yazıdan alıntılar yapacağım:

[Adana’da Salkım adlı dergide 1954’te şiir yayımlamışım. Nihat (Ziyalan) ve Yılmaz Pütün (Güney) de o tarihlerde yayın dünyasına dergilerde girmiş olmalılar. Nihat, akıl almaz bir şey, Türkiye’de yayımlanan şiirlere benzemeyen şiirler yazıyordu o sırada. Ankara’nın, İstanbul’un İkinci Yenilerine benzemeyen şiirler. Tuzlu Bastoncuk (Baton Salé) adlı müthiş bir şiir yazmıştı. Ama kayıp. Yayımlandı mı? Bunu da bilmiyorum. Nihat’ın yeni kitabı Sevdakeş’teki (Yapı Kredi Yayınları) bir şiirinde (Maya Çaldım Toprağa, s. 64) şu dizelere rastlıyorum: “Yeşilçam’da at koşturur/ Kolu kırık dığıdık/ Zorlamayın/ Soyunamam”.

Yıl 1968 ya da 69. Yılmaz, benim ısrarımla Nihat’la görüşüp bir film işi ayarlamış. Nihat’ın film çekilirken attan düşüp kolunu kırdığını söylediler. Ülker’le hastanede ziyaretine gittik. Hastaneden çıkmak için bir yerden para bekliyordu. Yukarıdaki şiirin ilk iki dizesi, o attan düşmeye gönderme yapıyor. İzleyen iki dizede ise sinemayı bırakmasının ipucu var.

Nihat kimseye benzemeyen şiirler yazıyordu. Türkiye’de kimseye benzemeyen şiir yazarsan yandın. Piç ya da yetim muamelesi görürsün. İlle de emmin, dayın, enişten, kirven, horantan olacak. Yoksa yandın! Son gönderdiği e-postada yazdı: Geçenlerde hödüklerden biri “Türkiye’de böyle şiirler yazılmıyor” diye yazmış Nihat’a. Olumsuz anlamda. Dergileri, gönderilen şiir kitaplarını, antolojileri ben de okuyorum. Okuduklarım, Nihat’ın 1950’lerde yayımladığı şiirlerin düzeyinde bile değil. Gerçekten de Türkiye’de Nihat Ziyalan’ın yazdığı şiir gibi şiir yazıl(a)mıyor.

“Şiir nedir?” sorusuna, “Ben ne bileyim!” diyecek yaşı çoktan geçtim. Ben de size aynı soruyu sorarım: “Şiir nedir?” Ama çok sıkıştırırsanız “Nihat’ın yazdıklarıdır” derim. Aksini kimse kanıtlayamaz. Nihat, öğrenmek zorunda olduklarının tamamını zamanında öğrendi ve sonra usul ve töre gereği tamamını unuttu. Sonra, unuttuklarını anımsayarak yazma burcuna geldi. Bu burçta, ilkin gördüklerini, duyduklarını, beş duyu ile algıladıklarını yazdı. Derken şiirleri hayatın hızına uydurarak yazdı. Şimdi boşluğun fotoğrafını çekip o boşluğu eliyle dolduruyor. Buna, görüntü (sinemada) sanatlarında bindirme (superposé) sanatı denir.

Derrida’yı pek sevmem ama o da bazen hoşuma gidecek şeyler söyler. Ona göre, şiire ne olduğunu sorarsanız “Je suis une dictée” der. “Ben bir dikteyim.” Açıklamak gerekir: “La dictée” Fransızcada son derece önemlidir: Öğretmen sınıfta bir metni sesli okur, öğrenciler yazar. Dil düzeyini ölçmede son derece önemli bir sınavdır. Sesi yazıya geçirmektir. Güzel ve akılcı Türkçe okunduğu gibi yazılır ama Avrupa dilleri okunduğu sese göre yazılmaz. Fransız “Il est” yazar, “İl e” diye okur. Derrida şiirin bir tür mesaj (bildirim) olduğunu söylemek istiyor.

Elime böyle bir fırsat geçince bunu hemen Nihat’ın şiirini tanımlamakta kullanırım: Nihat beş duyunun söylediklerini yazar ve tercüme eder (transkripsiyonunu yapar).]

Yannis Ritsos şiirin okura “Bunu ben de yazarım” duygusu vermesi gerektiğini söylerdi. Basit değil yalın şiirler, ustura ağzı kadar yalın. Sözcüklerin, seslerin, renk ve kokuların birbirini kirletmediği şiirler. Şiir açları artık Nihat Ziyalan’ın sofrasında çatlayıncaya kadar doyabilirler. Evet, onun yazdığı şiir bu ülkede henüz yazıl(a)mıyor.

Şimdi Hollanda’da yaşayan ortak dostumuz eski televizyoncu ve emekli diplomat Orhan Ertuğruloğlu bana Nihat’ın ölümünü haber verirken “İnsanın kendi kurduğu gurbetten daha zorlu gurbet yokmuş” diye yazıyor. Ben de “Eğer Nihat kendisi olmaktan ödün verseydi gurbette ölmezdi” diye düşünüyorum. “Kaçmak” zorunda kalmıştı.

Yaşamöyküsü için ek bilgi: Nihat dört kez evlendi: 1-Fatma Süzme Afyonlu; 2-Adanalı bir ressam Orhan Çetinkaya’nın boşandığı eşi2 ; 3-1950’lerin ünlü bir müteahhidinin kızı; 4-Avustralya’da evlendiği, Türkiye’ye geldiğinde tanıştığım son eşi Nedret Hanım.

1- Sinema adı: Yılmaz Güney. (Ama artık arkadaşım değildi. Nedeni bir başka yazının konusu.)

2- Aradan 70-71 yıl geçti. Yanılıyorsam ilgililerden özür dilerim.

View the original on Cumhuriyet →

KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.