Albert Camus diyor ki...

Albert Camus, 18 yaşımdan bu yana, Jean-Paul Sartre’la birlikte benim düşünce ve eylem önderimdir. Bu yazının yayımlandığı sütunun adı Tersi ve Yüzü Albert Camus’nün bir kitabının adı. Kitabı Can Yayınları’nda editörlük yaparken (1989-2000) 1992 yılında yayımlamıştım.
“Dünyanın en eski mesleği kendini satmaktır. Bunu fahişelik ile karıştırmak da o kadar eski bir yanılgıdır” diyor Albert Camus. Diyor da ne demek istiyor?
Aklı başında olan insan Albert Camus’nün işaret ettiği böyle bir yanılgıya düşmez. Ve gene kuşkusuz “kendini satma”yı saygıdeğer fahişelik mesleğiyle karıştırmaz. Türk fahişelerini tanımam, gençliğimde Montparnasse fahişeleriyle herhangi bir ilişkim olmadı. Üstelik 60 küsür yıl önce yanıma yaklaşan biri mahalleden olduğumu, Montparnasse’ta yaşadığımı öğrenince özür dilemişti. Buna meslek ahlakı denir!
Albert Camus diyor ki:
“Entelektüel? Evet. Ve hiçbir zaman vazgeçmemek. Entelektüel, ikiye bölünen kişidir. Bu benim hoşuma gidiyor. İkili olmaktan hoşnutum. ‘Ya bu ikili birleşirse?’ Yararlı soru. Düşünmek gerek. ‘Zekâyı küçümsüyorum’ sözü aslında ‘Kuşkularıma katlanamıyorum’ anlamına gelir. Gözlerimi açık tutmayı yeğlerim.”
“Yunanistan’a bakmak. Düşünce ve duygu, ifade etmenin hazzı çöküşün kanıtları sanki. Bakış ve gülüş olduğu zaman Yunan heykelinin değeri azalır. İtalyan resminde de XVI. yüzyıl ‘renkçilerinde’ aynı şey olur.”
“Yunan sanatındaki paradoks, sanatçının kendine rağmen yücelmesi. Dor üslubundaki Apollonlar olağanüstü çünkü ifadesizler. İfade yalnızca resimde verilmiş (üzücü) ama resim kaybolmuş, başyapıtlar duruyor.”
Aynı Albert Camus, “Uluslar parçalanmanın simgeleri olarak ortaya çıkar. Kutsal Roma Germen İmparatorluğu’nun dinsel birliği yıkılır yıkılmaz: Uluslar. Doğu’da, her şey olduğu gibi duruyor” demiş. Demiş ama yanlış demiş.
Çünkü uluslar, ulus devletler Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşı sonunda yıkılması sonucunda ortaya çıktı: Avrupa devletleri, Ortadoğu ve Kuzey Afrika Arap devletleri... Avrupa devletlerinin kuruluşunda anaç rolü oynayan Vestfalya Barışı’nı (1648) unutmamak gerekir. Bu barış Otuz Yıl Savaşları’nı bitirdi. Modern ulus devlet kavramının, egemenlik ilkesinin ve devletlerarası hukukun temeli atıldı. KatolikProtestan dengeleri kuruldu, Kutsal Roma Germen İmparatorluğu’nun parçalanma süreci hızlandı. Öte yandan, Osmanlı İmpaaratorluğu’nun sona ermesi, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da Arap ulus devletlerinin kurulmasına yol açtı. Belki de bu ulus devletlerin kurulması Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasına yol açtı.
Albert Camus, “Enternasyonalizm Batı’ya gerçek anlamını ve niteliğini geri vermeyi deniyor. Ama, artık ana öğe Hıristiyan değil, Yunan. Bugünün hümanizmi: Yine Doğu ile Batı arasındaki uçurumu vurguluyor (Malraux vakası). Oysa, yeniden bir güç oluşturuyor.” diyor.
Diyor ama nedenini okurun bilmesi gerektiğini düşünerek açıklamıyor. Ama biz böyle bir cümle yazınca nedenini de açıklamak zorundayız. Albert Camus, Avrupa enternasyonalizmden söz ederken Rönesans’ı yani Yeniden Doğuş’u Batı’nın (Avrupa’nın) Yunan düşüncesine erişmesini işaret ediyor ama Süryani bilginler ve mütercimleri umutmamak gerekir; özellikle Abbasiler döneminde (Emevilerin sonundan başlayıp Me’mûn zamanında zirveye ulaşan süreçte) Antik Yunan, Pers ve Hint uygarlıklarına ait felsefe, tıp, matematik ve astronomi eserlerinin Arapçaya aktarılmasında köprü görevi üstlenmişlerdir. Avrupa bu bilgi ve düşünceleri kendi dillerine çevirerek Rönesans’ı yani “Yeniden Doğuş”u yaratmışlardır.
Camus, daha sonra bir başka konuşmasında yine bu konu üzerinde duruyor ve “Bizim için tek sorun, ya bir kurban ya bir cellat olmak dışında bize bir seçenek sunmayan bir dünyayı kabul edip etmeme sorunuydu” diyor.
Ben de insanın “kurban ya da cellat” olmasını önleyecek gücün adını vererek altını çizmiştim: Laik ve hukuk devleti. İnsana insan olduğu için saygı duyma düzeni. Oğlum Hacettepe Tıp Fakültesi’nden mezun olduğu zaman yapılan mezuniyet törenini hatırlıyorum. Defterlerimden birinde şunları yazmışım:
“Kızlı erkekli 200 genç insan salona girer, sahnede yerlerini alırken bayağı heyecanlandım. Gözlerim yaşardı, insana güç verici bir manzaraydı, duvar gibi duruşları. Tek tek kaçını severim bilmem ama hepsi bir arada güzeldiler. Kendilerinden başka bir şeyi simgeledikleri için belki. Hayatın devamlılığını, kalenin duvarlarını savunmak için yeni güçlerin hazırda beklediklerini.”
“Yazmışım” diyorum ama bu cümleyi Ülker İnce söylemiş olabilir.
Açıklama: 3 Kasım 2026 günkü yazımın birinci paragrafının son cümlesi [“AKP” diyorum ve “AK” Parti denmesini en azından muhaliflere tavsiye ediyorum.] şeklinde yayımlandı. Kuşkusuz böyle bir düşüncem olamaz. Doğrusu “Tavsiye etmiyorum” olacak. Özür dilerim!
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.