Altın Portakal Film Festivali’nde ‘Artakalan’ ve ‘Düğün Şarkıcısı’ seyirciyle buluştu: Sinemamız 'kurtulur' mu?

Bu yıl 63’üncüsü yapılan Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, “ulusal uzun metraj film yarışması” heyecanıyla devam ediyor. “Tatlı Maya”, “Taş ve Tüy”ün ardından, Altın Portakal için yarışacak iki film daha seyirci karşısına çıktı: “Artakalan” ve “Düğün Şarkıcısı”.
ORANTISIZLIK
Yeşim Ustaoğlu’nun yazıp yönettiği “Artakalan”, Türkiye ilk gösterimini önceki gün yaptı. Öykü Karayel, Metin Akdülger, Ali Kayra Kul ve İlyas Salman’ın rol aldığı film, evliliklerinde sorun yaşayan şair Elif (Öykü Karayel) ve müzisyen Mehmet’in (Metin Akdülger) çevresinde ilerliyor; geçmişle hesaplaşma, bireysel özgürlük, aile ilişkileri, yüzleşme...

“Artakalan”
Evlilik ve şehir yaşamının sıkışmışlığında bunalıma giren ve yazma sıkıntısı yaşayan Elif ile işinden kovulan ve açtığı yeni stüdyonun borçları altında ezilen Mehmet’in tartışma anına kadar, filmde orta sınıfın “ipe sapa gelmez şehir bohemi” tadında bir anlatı izlerken, Elif’in kendini yollara bırakmasıyla ve Mehmet’in babasının hastalığı nedeniyle oğluyla birlikte köye gitmesiyle, odağımız bir anda farklı yollara savruluyor.
Elif’in yaşadığı sıkışmışlığın yarattığı tıkanıklık kendi içinde değerli ve anlatılmaya değer bir hikâye. Ancak filmin afişi, sinopsisi, ilk bölümü tamamen Elif üzerinden ilerlerken Mehmet’in çocukluğundan beri sırtında taşıdığı yük, daha ağır ve izlenilmesi daha değerli bir anlatıya dönüşüyor.
KALICI MI, DEĞİL Mİ?
Ustaoğlu’nun kısa zaman önce seyirciyle buluşan belgeseli “Kuru Taşın Başı”ndan referansları gördüğümüz, sinematografik ve ses tasarımı açısından seyir zevkinin üst seviyelere çıktığı film, senaryodaki bu büyük orantısızlıkla pek bağdaşmıyor. Birhan Keskin’in insan ruhuna ve aklına çakılan şiirleri ile iki kutbu birbirine bağlayan final, senaryodaki bu orantısızlığı maalesef kurtarmıyor.
Günün ikinci filmi ise yine Türkiye ilk gösterimini yapan “Düğün Şarkıcısı”ydı. 2001’de Ankara’dan İstanbul’a gelen genç caz müzisyeni Şahnaz (Yasemin Sakallıoğlu) ve gitarist arkadaşı Ulaş’ın (Mehmet Korhan Fırat) odağında, Türkiye’nin 2000’li yıllarının, Beyoğlu özelindeki dönüşümünü konu ediniyor film.

“Düğün Şarkıcısı”
Sokakta müzik yapıp geceleri çalışarak düşlerinin peşinden giden ikilinin karşısına çıkan Muzaffer’in (Yiğit Özşener) keşfiyle Urban Jazz Bar’ın solisti olur Şahnaz. Yıllarca orada sahneye çıkan Şahnaz’ın yaşamıyla Beyoğlu’nun dönüşümünü de haber görüntüleriyle izliyoruz. Terör saldırıları, ekonomik kriz (araya sıkıştırılan ve iktidar ağzıyla haberleştirilen Gezi olayları), küresel salgın derken Muzaffer’in caz barı bir ortak eliyle yeni nesil düğün salonuna dönüştürmesi, Şahnaz’ın işsiz kalmasına neden olur.
Bu hikâye, yine kendi başına anlatılmaya değer bir hikâye. Çünkü yalnızca küresel salgında bile işsiz kalan, canından olan kültür emekçilerini düşündüğünüzde içiniz acıyor. Ancak tiyatrodan sinemaya taşınan Düğün Şarkıcısı’nda senaryo uzun bir süre sonra dümen kırıyor.
Daha önce, tiyatro oyunlarını (“On Saniye”, “Sultana”) beyazperdeye aktaran Erdi Işık, deyim yerindeyse tüm tuşlara basıyor. Beyoğlu’nun kültürel dönüşümü ve müzisyenlerin yaşadığı zorluklardan çocuk gelin sorununa, adaletin sabah kuşağı programlarında dağıtılmasına kadar birçok güncel probleme değinmeye girişiyor. Ve her şey oldubittiye geliyor.
Sinemamız kurtarılmayı bekleyedursun, dijital platform odaklı ve kalıcı olup olamayacağı tartışılacak projeler dur durak bilmeden ilerlemeye devam ediyor.
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.