ESPN DeportesTigres se equivoca y permite el primero de la visitaInquirerSara Duterte snubs Senate hearing on OVP budgetThe Jerusalem PostChina sends naval forces to monitor US warship near disputed shoalDaily MaverickMusk ordered slowdown of Starlink service used by Ukraine’s military, WSJ reportsESPNFollow live: Spurs' defense ignites fans, cuts deficit vs. ThunderPunchAbuja bizman arrested over alleged $120m fraud한겨레한국 여자 축구 FIFA 순위 17윌…3년 4개월 만의 최고 성적Bollywood HungamaRamayana: Part 1 tax-free in West Bengal: CM confirms exemption for Ranbir Kapoor starrerSRF NewsSpaceX und Tesla – Elon Musk: «Ich denke, eine Fusion wäre eine gute Idee»ZDF heuteAktuelle Pressemitteilungen des ZDFBusiness AMBusiness AM Sudoku’s 21-10-2026The Sydney Morning HeraldCrime, comedy, an Alan Jones doco and the return of Fisk: What’s coming to the ABC in 2027
The Daily Newsstand · Free, Always
Wednesday, October 21, 2026

Türkiye Romanya Dostluk Konseri

Translate

Sahnede 12-13 yaşlarında kendini gösteren bir harika çocuk, kemanını çalmaya başladığı anda devleşiyor: Florin Iliescu. 1984’Te Polonya Bükreş’te doğmuş. Yöneten şef, Ion Marin (d.1960) ise Romanya’da doğmuş, son derece deneyimli bir sanatçı. Berlin Filarmoni, Leipzig Gevandhause dahil Avrupa’nın en ünlü orkestrelarını; Martha Argerich, Yo-Yo Ma, Frank Peter Zimmerman, Maxim Vengerov, Lang Lang gibi sanatçıları yönetmekte. Önemli etiketlerden piyasaya çıkmış pek çok kaydı var. G. Unesco Müzik Akademisi’nde eğitim almış.

Sahnede konuşma yapan sanatçının eline keşke bir mikrofon verilse. Başkemancımız Jülide Yalçın ile Florin Iliescu’nun çaldıkları bis parçası neydi? (Sonradan öğrendiğime göre Leclair’in 5. Sonatı’ndan “Gavot”muş.) Çok başarılı bir dinletiydi.

SUNA KAN’IN ANISINA 

Bu hafta nice kemancımız Suna Kan’ın anısına çaldı: Şef Gürer Aykal birkaç yerde yönettiği konserleri onun anısına adadı. Cihat Aşkın da öyle. Ben de eski bir anımızı dile getirmek isterim: Suna Hanım’ı Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall’de Gürer Aykal ile birlikte bir konsere davet etmiştim. Meğerse o tarihten elli yıl (!) önce aynı sahnede piyanist Ferhunde Erkin ile çalmış. Şöyle anlatıyordu: Ferhunde Erkin ile Albert Long Hall sahnesinde bir resital yapmıştık. Galiba Muammer Sun’un hızlı tempoda bir eserini çalıyorduk. Çalarken piyanonun başından “şap” diye bir tokat sesi duyuyordum, meğerse sayfa çeviren çocuk tempoya ayak uyduramadığından Ferhunde Hanım’dan habire tokat yiyormuş! Öylesine disiplinli bir hocaya sayfa çevirmek kolay değildi doğrusu.

YA ŞİMDİ ÇALACAĞINIZ PROGRAM?

Vivaldi’nin mevsimlerini Gürer ile en az 60 kez çalmışızdır. Avrupa’nın birçok ülkesinde ve bütün Türkiye’de çaldık. Özellikle İtalya’da çok büyük övgü almıştık. Sanki o mevsim tablolarındaki görüntüleri yaşar gibi çalıyoruz.

Her ünlü sanatçının elinden tutan, yol gösteren biri olmuştur. CSO keman sanatçılarından olan babanız da kendini neredeyse size adamış.

Son derece içe dönük bir çocuktum. Hiç konuşmazdım. Bir o kadar da sakardım. Sokakta oynarken mutlaka bir tarafımı yaralardım. Hep yara bere içindeydim. Babam küçük bir keman alıp oyalanayım da düşüp kalkmayayım diye elime vermişti. Sonra yeteneğim olduğunu gördü ve neredeyse hayatını bana adadı. Kemanı ciddiye almayı öğretti. Müzikay-ı Hümayun mezunuydu ama oldukça avantürye yönleri de vardı. Örneğin annemle evlendiklerinde Adana’da kendi kurduğu bir orkestrayla gece barlarda çalıyormuş. Sonra CSO üyesi olmuştu ama oraya da ara sıra kızıp istifa eder, sonra yeniden en alt kademeden başlardı. Haftada iki gün hocam Gerhardt’tan ders alıyordum, her gün okuldan dönünce babam akşama kadar bana keman çalıştırıyordu.

Sonra İdil Biret ile sizin adınıza bir yasa çıkmış ve devlet bursuyla 12 yaşınızda, önce 6 ay Roma, sonra uzun süre Paris’e gitmişsiniz. Okul derslerinizinden başka sizi o kentlerde en çok etkileyen ne olmuştu?

Bol bol konserlere gidip ünlüleri canlı olarak dinleyebilmek beni çok etkiledi. O konserlerden çok şey öğrendim.

Yaşam boyu tek hocanız Gabriel Bouillon olmuş. Oysa kimi sanatçı değişik ekollerden feyz alır.

Ben her şeyi Bouillon’da bulmuştum. Çok değerli bir hocaydı.

Bu arada birçok yarışmaya girip derece almışsınız.

Mezun olur olmaz 15 yaşımdan itibaren 20 yaşıma kadar yarışmalara katıldım. O süreç feci bir şeydi. 1954 Cenevre Yarışması’nda birincilik, 1955 Viotti Yarışması’nda birincilik, 1956 Münih Yarışması’nda ikincilik, 1957 M. Long-J.Thibaud Yarışması’nda “Paris Şehri Ödülü” aldım. Karşılığında para veriyorlardı, turneler ve konserler organize ediyorlardı. Emprezaryolarla tanışıyordum, onlardan yeni teklifler alıyordum. Bizim kuşakta benden başka bu kadar çok yarışmaya giren yoktu. Ayla Erduran Wieniawski yarışmasında ilk altıya girmeyi başarmıştı. İdil Biret hiç yarışmaya girmedi, doğrudan konserlere başladı.

Yurda dönünce o tarihlerde Anadolu’da en çok konser veren sanatçımız oldunuz.

1961’den itibaren Van, Hakkâri, Muş, kuzey, güney her yere gittik. Ancak bir kere gitmekle iş bitmiyor ki! Süreklilik gerek. Yerel yönetimlerin sanatçıları davet etmesi, televizyon kanallarında klasik müzik sunulması çok önemli.

Aya İrini’de bir konser sonrası. Suna Kan’ı arabama almışım, Yol inanılmaz tıkalıydı. Yanımda da ağabeyimin Ergin Sander’in Muş’ta askerlik yaptığı sırada oraya konser vermeye gelen Suna Hanım ve Faruk Güvenç ile çekilmiş bir resim vardı. Onu görünce Suna Hanım hayatını anlatmaya başladı. Konuşmasını öyle bir zamanlama içinde bitiriyordu ki, ancak saymasını iyi bilen bir müzisyen yapabilirdi bunu. Tam bir saat 50 dakikiada Aya İrini’den çıktık, Boğaziçi Üniversitesi’nin misafirhanesi’ne vardık. Çocukluğu, ilk evliliği o evlilikten olan oğlunu anlatırken bir yandan da “Sen bakma bana, ben de çapkındım” diyor.

Ertesi gece Gürer Aykal ile verdikleri konser ALH salonundaki dinleyicileri büyülüyor.

Ve her şeyin ardından anılar kalıyor. Onları biriktirmek çok güzel bir şeymiş. Yaş ilerledikçe bunu anlıyorsunuz.

View the original on Cumhuriyet →

KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.