Deniz Göktaş’ın mizahının gücü ve geçmiş

Mizah, doğası gereği gücü sorgular; trajikomik ortam, karar uygulama ve durumlardan çok güçlü kahkahalar üretir. Gülmekten kırar geçirir insanları.
Mizah doğası gereği iktidarlara karşıdır ama salt siyasi iktidarları anlamayın, irili ufaklı yüzlerce küçük-orta-büyük iktidar odaklarıyla doludur toplum.
Mizah bir sanattır aslında. Sanat ile mizah yaratıcılık açısından kardeş sayılırlar. Mesela bir ressam, önümüzden geçen görüntüler ve olaylar içinden öyle bir ayrıntı yakalar öne çıkarır ki hayranlıkla izleriz. Veya fotoğrafçı hiçbirimizin görmediği, görüp de dile getiremediği bir bakış ve açı yakalar ki fotoğraf sanatında yer alır.
Mizah yazarı da çizeri de bu geniş sanat dalında yer alır. Aziz Nesin’in yazılarını düşünün, müthiş bir siyasi ve toplumsal hicivle, büyük bir toplumsal kültür yaratmıştır.
Mizah, tiyatroda da güçlüdür, adeta sahneden fışkırır, bizi sarar sarmalar.
Mizahın bütünü, tabuları yıkmaya çalışır. Bu açıdan tutucu değil, toplumsal tabuları yıkmaya ve değiştirmeye çalışarak yarının ilişkilerinin nasıl olması gerektiği konusunda ilham kaynaklarıdır.
Tek kişilik stand-up sanatçıları da bu ekolün çağımızdaki sanatçılarıdır ve aynı kökten gelirler. Toplumsal, siyasi, ailesel geçmişi, insanı hatta sanat eleştirileri dahası kendisi de dahil çok geniş bir içerikle insanların karşısına çıkarlar.
Ülkemiz mizah sanatı açısından her zaman çok zengin oldu.
Yaşasın ülkemizdeki sosyolojik ve politik yapılar diyebiliriz!
Stand-up’çıları, belki geçmişin ilk mizah tiyatrolarının tekilleşmiş hali olarak görebiliriz.
Batı edebiyatında komedinin babası Aristofanes, Atina demokrasisinin yozlaşmasını, savaş çığırtkanı liderleri ve dönemin generallerini oyunlarında acımasızca hicvetti. Gücü elinde bulunduranlar onun oyunlarını halkın gözü önünde sergilemesini engellemek için defalarca sansür mekanizmaları kurmaya çalıştı.
Aristofanes’in dönemindeki politikacılar da tıpkı bugünkü gibi, halkın tiyatroda (bugünün stand-up sahnelerinde) kendilerine gülmesini otoritenin sarsılması olarak görüyorlardı.
Şöyle geçmişi taradım, Türk edebiyat tarihinin en büyük hiciv ustalarından mesela şair Nef’i karşıma çıktı. 17. yüzyılda vezirleri, devlet görevlilerini ve dönemin yozlaşmış bürokratlarını “Siham-ı Kaza” adlı eserinde zehirli bir dille eleştirmiş. Dönemin padişahı IV. Murad onu defalarca “bir daha hiciv yazmaması” konusunda uyarmış, ancak Nef’i hiciv yapmaktan vazgeçememiş. Sonunda Sadrazam Bayram Paşa’yı hicvettiği için sarayda boğdurularak cesedi denize atılmış. Hiciv ustası Seyrani de bu nedenle sürgün edilmiş.
Deniz Göktaş’ın kara mizahları da Nef’i’yi Seyrani’yi akla getiriyor. Neyse ki 80 gün kadar kuyu cezaeviyle paçayı kurtarmış.
Deniz Göktaş’ın Ölü Deniz stand-up’ını izlerken sahnede bir ölü Deniz başının yüksekçe yerde yatırılmış tasarımını, bir olağanüstü mizah öyküsü olarak gördüm ve sanki yakın geleceğini haber veriyordu.
Aslında bu sahne tasarımı, Deniz’e dokunulmazlık kazandırıyordu ve biraz aklı olan bunu görür ve ona dokunarak bir büyük toplumsal harekete yol açmak istemezdi.
Nerede o akıl! Salt kör bakış...
Mizah ve iktidar gücü açısından dünyaya baktığımızda, Charlie Chaplin akla geliyor. 20. yüzyılın en büyük belki de sinema stand-up’çısı! 1940 yılında vizyona giren “Büyük Diktatör” filminde Hitler’i elinde dünya küresiyle dans eden şapşal, paranoyak ve gülünç bir figür olarak resmetti. Nazi Almanya’sı filmi yasakladı.
Çünkü Chaplin, Hitler’in ve korku imparatorluğunun ciddiyetini yerle bir ediyor ve gülünçleştiriyordu.
SSCB döneminde Stalin ve sonraki liderler, rejimi veya kıtlığı eleştiren anekdot anlatan kişileri yakalamak için özel istihbarat birimleri görevlendirmişti. Bir lider hakkında fıkra anlatmak, Sibirya’daki gulag kamplarına sürülme sebebiydi. Mizah baskıya karşı bir mücadele aracı olmuştu.
Ortaçağ ve Rönesans saraylarında, krala herkesin içinde “Hatalısın, aptalca davranıyorsun” diyebilen tek bir kişi vardı: Saray soytarısı/ palyaçosu. Krallar, mutlak ciddiyet duvarlarının arkasında kendilerine sadece dalkavukluk yapıldığını bildikleri için gerçeği duymak adına bu figürlere “dokunulmazlık” verirlerdi. Ancak sınır aşıldığında onların da kellesi giderdi.
Mizah tabuların egemen olduğu ortamlarda yeşerir, ortamı ve saklanan gerçekleri gün yüzüne çıkardığı için en çok otorite figürlerini, dogmatik inançlara sahip yapıları ve konfor alanından çıkmak istemeyen statükocuları korkutur.
Mizah bir aynadır. Kendini çok ciddiye alan, hatasız gören veya eleştiriyi bir saldırı olarak algılayan her birey veya grup mizahtan korkar. Göktaş’ın entelektüelleri, muhalifleri, iktidarı, yani aslında kendisi dahil herkesi eşit derecede eleştirel bir süzgece tabi tutması, yalnızca tek bir tarafın değil, kendini kusursuz gören her kesimin konforunu kaçırır, sinirlendirir.
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.