The Jerusalem PostWho goes to Uman for Rosh Hashanah? IDI releases new poll as holiday approachesInquirer5 dead, 86 missing as ferry catches fire off PalawanESPNBreaking down the 49ers' win against the Rams in AustraliaESPN DeportesPuka Nacua: "Me estaba ahogando" en el alcoholDaily MaverickSydney Airport flights disrupted due to air traffic controller shortagePunchHerbal drinks: Ondo death toll rises to 27 as govt begins crackdownוואלהשריפה פרצה בבניין מגורים בקייב בעקבות תקיפות רוסיותDeadlineJimmy Kimmel’s James Talarico Interview Posted To YouTube As Host Calls Out Trump And FCC: “They Want To Make Our Editorial Decisions For Us”La NaciónUS Open: Elena Rybakina y Aryna Sabalenka, la mejor definición posible en Nueva YorkAntara NewsTourism Ministry accelerates recovery of disaster-hit destinationsCollider7 Thriller Books You Can Finish in a WeekendSouth China Morning PostHong Kong police arrest 2 tourists over graffiti on MTR Corp train carriages
The Daily Newsstand · Free, Always
Friday, September 11, 2026

Bize neler oluyor?

Translate

Üsküdar seçimleri üzerine çok şey yazıldı, tekrar etmeye gerek yok. Ama ortada çok basit bir gerçek var: Üsküdar seçmeninin sandıkta ortaya koyduğu açık siyasi tercih iki yıl sonra seçmene yeniden sorulmadan tersine çevrildi. Ürkütücü olan yalnızca bu da değil. Artık yapılanları demokrasiye uygun göstermek, kılıfına uydurmak için eskisi kadar zahmete bile gerek duyulmuyor. Ve belli ki bu tutum sürecek.

Bu yüzden üzerinde yeterince durmadığımız asıl meseleye biraz eğilmek istiyorum: Bütün bunlar toplumu neye dönüştürüyor? Çünkü kurumların aşınmasının sonuçları yalnız kurumlarda kalmıyor. İnsan davranışına sızıyor. İnsanların doğru-yanlış, kabul edilebilir-kabul edilemez sınırlarını değiştiriyor. Bir süre sonra dün düşünülemeyecek olan bugün olağanlaşıyor.

Hukuk aşındığında yalnız hukuk sistemi değişmiyor. Kuralların herkes için geçerli olmadığı düşüncesi yerleştiğinde insanların kurallarla ilişkisi de değişiyor. Liyakatin değil sadakatin işe yaradığını gördüklerinde davranışları değişiyor. Güç karşısında direnmenin bedeli sürekli ağırlaşırken sessiz kalmak ya da bir şekilde uyum sağlamanın ödüllendirildiği... Ve sonunda siyasal sistemdeki bozulma toplumun davranış kodlarına sızmaya başlıyor.

Tam da bu yüzden artık üzerinde konuşmamız gereken şey yalnızca demokratik gerileme değil: Toplumsal çözülme.

TOPLUMSAL ÇÖZÜLME 

Artık sıklıkla karşılaştığımız ve hepimizi rahatsız eden bir örnek... Son dönemde CHP’li belediye başkanlarının, belediye meclis üyelerinin AKP’ye geçişleri...

Omurgasızlık mı? Baskı mı? Korku mu? Çıkar mı? Siyasi tercih mi?

Her birinin hikâyesi farklı olabilir. Kanıtlanmamış iddiaları gerçekmiş gibi yazamayız. Ama tek tek kişilerin niyetlerinden daha önemli bir mesele var:

Nasıl bir düzen, insanları güç karşısında konum değiştirmeye teşvik eder? Ve belki daha da önemlisi bu insanlar kendisini seçen insanların yüzüne nasıl bakar?

Dik durmanın bedelinin ağırlaştığı, buna karşılık saf değiştirmenin ödülünün arttığı; hukukun güvence olmaktan çıkıp tehdit olarak algılanmaya başladığı dönem...

Diyeceğim şu; var olan siyasal düzen yalnız kurumları değiştirmekle kalmıyor. Sistem kendi insan tipini de üretmeye başlıyor.

İşte bunun için Türkiye’de yaşananı yalnızca bir demokrasi ve hukuk krizi olarak okumak bana artık eksik geliyor. Karşımızda toplumsal dokuyu da değiştiren daha derin bir çözülme var.

Sosyolojinin eski kavramlarından biri “anomi”. Émile Durkheim’ın ortaya koyduğu kavram, en basit haliyle bir toplumu bir arada tutan ortak normların ve kuralların gücünü kaybetmesini anlatır. Eski kurallar işlemez, yenileri ise ortak kabul görmez. Neyin doğru, neyin yanlış; neyin kabul edilebilir, neyin edilemez olduğu giderek bulanıklaşır.

Türkiye’de bugün yaşadığımız değişimi biraz da buradan okumamız gerekmiyor mu?

Çözülmeler küçük başlar, hızla artar. Bir haksızlığa ses çıkarmazsınız. Sonrakine alışırsınız.

Bir başkasının uğradığı mağduriyet ya da haksızlık sizi ilgilendirmez hale gelir. İnsanlar kendi güvenli alanlarını korumaya çekilir. Ve her defasında normalin sınırı biraz daha yer değiştirir.

Anormal, normalleşir.

SONRA BİR SABAH BAKARSINIZ ATLAR DA GİTMİŞ...

Tam bunları düşünürken yaşadığım Adalar’da başka bir şey oluyor.

Adalar’ın yaklaşık 150 yıllık tarihinde atlar yalnızca bir ulaşım aracı değildi. Ada yaşamının, hafızasının, görüntüsünün, sesinin parçasıydı. Faytonların kaldırıldığı 2020’de 860 at farklı kentlere gönderilmiş, yaklaşık 100’ü Büyükada’da kalmıştı. Yıllar içinde onlar da azaldı. Şimdi geride kalan son 26 at alelacele ada dışına çıkarıldı. Verilen bilgiye göre gidecekleri yer Kastamonu Daday. Mesele yalnızca atların götürülmesi değil. Taşınma koşulları; adalıların karar sürecinin dışında bırakılması. Verilen sözlerin tutulmaması... Ahırların bulunduğu alana ne olacağı, kimin ya da kimlerin oraya göz koyduğu... Daha önce ada dışına çıkan atların akıbetlerinin ne olduğunun bilinmiyor olması... Adalar’ın hafızasından bir parçanın daha koparılması.

Kuşkusuz Üsküdar’da yaşananlarla atların Ada’dan götürülmesini aynı şeymiş gibi anlatmıyorum.

Değiller. Ama insan bazen birbirinden çok farklı olayların içinde aynı duyguyla karşılaşıyor: Bir şeyler elimizden kayıp gidiyor.

Yalnız atlar değil elbette. Kuralların değişmeyeceğine olan inancımız, kurumlara güvenimiz, birbirimize güvenimiz, kentlerin hafızası, yaşadığımız yere ait olma duygumuz...

Toplumsal çözülme dediğimiz şey de tam olarak böyle oluyor. Her şey bir anda yıkılmıyor. Bir şey gidiyor, ardından bir başkası. Önce itiraz ediyoruz, sonra şaşırıyoruz, sonra alışıyoruz.

Ve bir sabah dönüp baktığımızda, geride bıraktığımız ülkenin artık yaşadığımız ülkeye ne kadar az benzediğini fark ediyoruz. Ve soruyoruz:

View the original on Cumhuriyet

KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.