Ekonomide kısır döngü

İstanbul Borsası’nda bu hafta gerçekleşen hızlı düşüş, ekonomik krizi ve istikrarsızlığı yeniden gündeme getirdi.
Ancak Türkiye’deki ekonomik krizin ve istikrarsızlığın temel nedenleri arasında yine yeterince durulmadığı için, ekonomiyle ilgili sorunların çözülmesi de olanaklı görünmüyor.
AKP iktidarındaki ekonomik krizin ve istikrarsızlığın iki temel nedeni vardır: 1) Demokrasinin çökmesi. 2) Üretim ekonomisinin çökmesi.
Yüksek enflasyon, cari açık, yüksek borçlanma, düşük büyüme hızı, işsizlik, gelir dağılımında dengesizlik, para biriminin değer kaybetmesi, borsa çöküşleri gibi ekonomik krizin ve istikrarsızlığın göstergeleri, bu iki temel nedenin sonuçlarıdır.
Türkiye’de hukuk devleti, adalet, yasama, yürütme, yargı arasındaki güçler ayrılığı, bağımsız yargı, düşünceyi ifade, yayınlama, örgütlenme özgürlüğü, özgür seçim sistemi ve laiklik ortadan kalktığı için, ekonomik gelişme de sağlanamıyor.
Siyasi istikrarsızlık ve gerileme, ekonomik istikrarsızlığı ve gerilemeyi de beraberinde getiriyor. Özellikle Türkiye örneğinde siyasetle ekonomiyi birbirinden ayırmak olanaksız hale gelmiştir. Ekonomik koşullar siyasi yapıyı belirlediği gibi, siyaset de ekonomiyi belirlemekte, siyaset ile ekonomi arasında karşılıklı bir etkileşim ve nedensellik oluşmuş durumdadır.
Bu nedenle AKP iktidarının kurduğu monarşik, teokratik dikta rejimi varlığını sürdürdükçe, ekonomide herhangi bir gelişmenin gerçekleşmesini beklemek boş bir hayaldir.
İkinci büyük sorun ise tarım, sanayi ve teknoloji alanlarında bir üretim ekonomisinin kurulamamış olmasıdır. Bir zamanlar tarım alanında dünyanın en büyük üretici ülkelerinden birisi olan Türkiye, AKP iktidarında tarımda dışa bağımlı ve ithalatçı ülke konumuna düşmüştür. Devletin tarımsal üretime verdiği destekler ortadan kalkmış, Anadolu ve Trakya’daki tarım çiftçisi adeta yalnız bırakılmıştır, kasabalara ve kentlere göç etmek zorunda bırakılmıştır.
Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren sanayi alanında gerçekleşen yatırımlar ve atılımlar da AKP iktidarı döneminde yavaşlamış, sanayi daha çok savunma sanayisine indirgenmiş, sanayi alanındaki çeşitlilik ortadan kalkmıştır.
ABD, Britanya, Almanya, Fransa, Çin, Japonya gibi ülkeler teknoloji alanında devrim niteliğinde yatırımlara ve üretimlere imza atarken, Türkiye bu alanda da dünyanın öncü ülkelerinin seviyesinin çok gerisinde kalmıştır.
AKP iktidarı ekonomiyi büyük ölçüde inşaat ve finans sektörüne indirgediği için, ekonomik alanda büyük bir kalkınma sağlayamamıştır.
Adında hem “adalet” hem de “kalkınma” sözcükleri bulunan “Adalet ve Kalkınma Partisi”, hem adalet hem de kalkınma ortadan kalkınca, halk arasında sadece A, K ve P harfleriyle anılmaktadır, partinin adıyla gerçeklik arasındaki bağlantı tamamıyla kopmuştur.
AKP iktidarı bir yandan özelleştirmelerle, serbest piyasa ekonomisiyle ve neo“liberal” ekonomi anlayışıyla, Cumhuriyetin temellerinde olan kamucu ve halkçı ekonomik modeli ortadan kaldırırken, bir yandan da üretim ekonomisine ve adalete darbe vurduğu için, Türkiye dünyanın en yoksul ülkeleri arasındaki yerini almıştır.
Türkiye’de her on kişiden ikisi işsizdir, çalışan sekiz kişinin de yarıya yakını asgari ücretle geçinmektedir. Bu durumda Türkiye’de nüfusun yüzde 60’a yakın bir kesimi yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır.
Gelir dağılımında böylesine büyük dengesizliklerin olduğu bir ülkede siyasi istikrarın sağlanması beklenemeyeceği gibi, siyasi istikrarsızlık da ekonomik istikrarsızlığı beslemektedir, siyasetle ekonomi arasında büyük bir kısır döngü meydana gelmektedir.
Bu kısır döngüyü ortadan kaldırmanın tek yolu AKP iktidarının son bulmasıdır. Çünkü AKP’nin liderlik kadrosunun yapısı ve özü gereği, AKP’nin bir kalkınma ekonomisini ve adaleti geliştirmesi kategorik olarak olanaksızdır.
Öte yanda, iktidara geleceğini iddia eden ana muhalefetin de iktidara nasıl geleceği ve iktidara gelmesi durumunda ekonomik sorunları nasıl çözeceği konusunda halkı ikna edecek söylemler geliştirmesi gerekmektedir.
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.