ABD'deki 11 Eylül saldırısında Türk vatandaşı hayatını kaybetmişti: Abisini ararken yaşadığı skandalı anlattı... 'En kötü tecrübeyi orada yaşadık zaten'



Haberlerimizi Google’da Takip Edin
Gelişmelerden anında haberdar olun.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin
Haberin Devamı
ABD'deki 11 Eylül 2001 saldırılarının üzerinden 25 yıl geçti. Saldırılarda hayatını kaybeden tek Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Zühtü İbiş'in kardeşi Mehmet İbiş, CNN Türk'ten Serdar Korucu'ya konuşarak ağabeyini aradığı saatlerden kimlik tespit sürecine, saldırı sonrasında yaşadıklarından 11 Eylül soruşturmasına ilişkin düşüncelerine kadar yıllardır unutamadığı ayrıntıları anlattı.
HABERİ İŞ ARKADAŞINDAN ÖĞRENDİ
Mehmet İbiş, saldırı haberini ilk olarak bir iş arkadaşından telefonla öğrendiğini söyledi. İbiş, o sırada olayın boyutunu anlayamadığını belirterek şöyle konuştu:
“İş yerindeydim. Her sabah olduğu gibi... Bir arkadaşımdan telefon aldım. Olayın vahameti belli değildi. Arkadaşım da "Binalara uçak çarptı, abin işe gitti mi?" diye sordu. Ben de "Evet gitti" dedim. Sonra internetten haberlere baktım. Ben de açıkçası ilk etapta ciddiye almadım. Binadan dumanlar yükseliyordu. Abimle iletişime geçmeye çalıştım ama ulaşamadım. Kuzey Kule'de çalışıyordu. Üçüncü katta ofis numarasını aradım. Cep telefonunu aradım. O zaman çağrı cihazları vardı. Çağrı cihazına mesaj attım defalarca, ulaşamadım.“
Haberin Devamı
Ağabeyine ulaşamayınca ailesini aradığını anlatan İbiş, evde karşılaştığı manzarayı da şöyle aktardı:
“Sonrasında babamı aradım, arka planda annemin ağlama seslerini duyuyordum. Babam dedi ki "Oğlum, hemen işyerini kapat, buraya gel. Olay ciddi" dedi. Arabaya atlayıp oraya gittim. Eve ulaştığımda çok kötü bir manzara vardı. Yeğenim 2 yaşındaydı o zaman. O camın önüne yapışmış ağlıyordu. Babasını bekliyordu. Her gün o pencereden babasının gelişini izlerdi. Tabii o da bir şeyler olduğunu anladı.”

ZÜHTÜ İBİŞ'İN SON TELEFON GÖRÜŞMESİ
Zühtü İbiş'in uçak binaya çarptıktan sonra eşiyle konuştuğunu belirten Mehmet İbiş, ağabeyinin son telefon görüşmesinin ayrıntılarını da anlattı:
“Son konuşmasını eşiyle yapmış. Uçak çarptıktan sonra telefon edip "Böyle böyle bir şey oldu. Merak etmeyin iyiyim. Şu anda ofisimdeyim. Şimdi kapatmam lazım, itfaiyeciler geldi" deyip telefonu kapatmış. "Birazdan görüşürüz" diye aramayı sonlandırmış. Annem ağlıyordu. Ben içeriye girer girmez yakama yapışıp "Ne olur, git abini bul" dedi ve ben orada daha fazla duramadım. Oradan çıkıp New York'a ulaşmanın yollarını aradım.”
Haberin Devamı
NEW YORK'A ULAŞMAYA ÇALIŞTI
Saldırının ardından yolların kapatıldığını anlatan İbiş, New York'a ulaşmak için yaşadığı zorlukları şöyle anlattı:
“Olayın etkisiyle çok yüksek hızlarda ilerliyordum ve yaklaştıkça ilk önce George Washington Köprüsü'ne yöneldim. Kapatmışlardı ve böyle kilometrelerce trafik yani araç kuyrukları oluşmuştu. Nehrin New Jersey tarafına ulaşmayı başardım. Sahil kenarına inip orada tekneler vardı. Onlardan karşıya geçmelerini istedim ama hiçbiri kabul etmedi. Tren istasyonu nehrin bu tarafında, bana dediler ki "Feribotlarla oradan kurtulanları karşıya geçiriyorlar."”
İbiş, Manhattan'ı karşı kıyıdan izlediği saatleri ise şu sözlerle anlattı:
Haberin Devamı
“Bütün günüm orada geçti. Düşünün masmavi bir gökyüzü, güneşli bir gökyüzü ve karşınızda Manhattan manzarası. O adanın en yüksek iki kulesinin üzerinde dumanlar yükseliyor. Korkunç bir manzaraydı. Oradan insanlar feribotlarla getiriliyordu ve herkes çok kalın bir toz tabakası içindeydi. Hatta orada itfaiye erleri gelen insanların üzerlerindeki tozları giderebilmek için hortumlarla insanları temizliyorlardı.”
İbiş, istasyonda beklediği sırada yaşanan yıkımın sesini de şöyle aktardı:
“O anda tren istasyonunun içerisindeydim. Kalabalıkta abimi bulmaya çalışıyordum. Çok büyük bir gürültü geldi. Hatta orada da izdiham olmuştu. Sonradan öğrendik ki binaların yıkılma gürültüsüymüş.”
Haberin Devamı
ARADIĞI AĞABEYİNİ BULMAYA ÇALIŞIRKEN GÖZALTINA ALINDI
11 Eylül akşamı seferlerin durması üzerine kendisine sabah yeniden ulaşım sağlanacağının söylendiğini belirten İbiş, eve döndüğünü ancak kısa süre sonra yeniden yola çıktığını söyledi.

“Tekrar gittim oraya. 3 arkadaşım da bana eşlik ettiler. O zaman uyuyakalmışız. Açıkçası arabanın içerisinde el fenerleri ışığıyla ve cama tıklamalarla uyandık. En kötü tecrübeyi orada yaşadık zaten. Gözaltına alındık.”
İbiş, gözaltı sırasında ağır bir psikolojik baskıyla karşılaştığını ifade etti:
“Çok kötü bir muamele gördük. Aracımız bomba uzmanları tarafından arandı, köpekler tarafından arandı. Psikolojik baskıya uğradık. "Bomba nerede? Hemen söyleyin. Yoksa şöyle olur, böyle olur" dediler. Ben de o günün acısıyla "Nasıl inandırabilirim sizi? Ben abimi aramak için buradayım. Sabah 6'da bu tren istasyonunun tekrar açılmasını bekliyorum" dedim.”
Haberin Devamı
İbiş, yaşadığı en kritik anları ise şöyle anlattı:
“Sonra bir ara işler iyice kızıştı. Beni çevreleyen 4-5 polis vardı. Bir anda ne tetikledi bilmiyorum. Hepsi birden silahlarını başıma dayadılar. "Sakin olun" dedim, "Yanlış yapıyorsunuz. Sizin başınız belaya girer." Gözümün ucuyla birinin parmağının tetikte olduğunu gördüm ve eli titriyordu. Her an o tetiği düşürebilirdi.”
O sırada daha önce gördüğü bir yetkilinin kendisini tanıdığını belirten İbiş, serbest bırakılma sürecini de anlattı:
“O sırada o bütün gün gördüğüm oradaki yetkili geldi. O beni tanıdı. Polis memurlarıyla biraz tartıştılar, ettiler ve sonradan gelip defalarca özür dileyip beni de bıraktılar.”
6 AY SONRA İLK TESPİT GELDİ
Zühtü İbiş'in kimlik tespitinin yapılabilmesi için aileden DNA örnekleri alındığını belirten Mehmet İbiş, ilk altı ay boyunca umutlarını koruduklarını söyledi:
“İlk 6 ay evimiz cenaze evi değildi. Kayıp aranıyordu. 6 ay boyunca her gün bütün hastaneleri, bütün kriz merkezlerini aradık, altına bakılmadık taş bırakmadık bütün New York'ta. Abime ait ilk tespit 6 ay sonra geldi. O günden sonra artık bizim evimiz cenaze evi oldu maalesef.”
İbiş, ağabeyine ait parçanın tespit edildiği gün yaşadıklarını da şöyle aktardı:
“İlk tespit yapıldığında ben gittim oraya. 10-12 tane soğutuculu tır kasası vardı. Bana abimin tespit edilen vücut parçasının hangi konteynerde olduğunu gösterdiler. Dua etmeme izin verdiler.”

"ARTIK ÇOK ÇOK DÜŞÜK BİR İHTİMAL"
Ailesinin, ağabeyinden geriye kalan parçaların tamamına ulaşabilmek için uzun süre beklediğini belirten İbiş, sürecin sonunda cenaze töreni düzenlediklerini söyledi:
“O ilk haber geldiğinde bütün aile zaten her şeyi baştan yaşamıştı. Yani çok kötü bir durumdu. Orada bir karar aldık. Sadece ve sadece bana haber verildi. Her defasında şeyi sordum: "Başka bulunma ihtimali var mı?" "Var" dediler ve altıncıda "Artık çok çok düşük bir ihtimal" dediler. Bütün parçalarını teslim alıp cenaze töreni yaptık ve memlekete mezarını yaptık. Defin işlemini gerçekleştirdik.”
ZÜHTÜ İBİŞ'İN AMERİKAN RÜYASI
Mehmet İbiş, ailesinin ABD'ye göç sürecini ve ağabeyinin Dünya Ticaret Merkezi'nde çalışma hayalini de anlattı.
“Babam 1984 yılında geldi. Yaklaşık 5 yıl içerisinde falan vatandaşlığını aldı. Bizi getirebilirdi ama bizim Türkiye'de yetişmemizi istemişti. Bizleri liseyi bitirdikten sonra peyderpey getirdi. Abim 93 yılında geldi. 95 yılında ben liseyi bitirdikten sonra geldim, kız kardeşimle birlikte. 96 yılında da annem ve yengem geldiler. Yani 1996 yılında bütün aile buradaydı.”
Ağabeyinin bilgisayar mühendisi olduğunu belirten İbiş, Dünya Ticaret Merkezi'nde çalışma isteğini ise şöyle anlattı:
“Abim bilgisayar mühendisiydi. Çalıştığı şirket en çok mensubu kaybeden şirketti zaten. Hep gittiğimizde orayı işaret ederdi. "Bir gün orada çalışacağım" derdi, "Bir gün orada olacağım." "Niye?" dedim yani "Neden illa orası? "Dünyanın zirvesi orası" diyordu. Ve nihayetinde başardı. Gerçekten hayaliydi. Çok çalıştı.”
11 EYLÜL SONRASI VATANDAŞLIK SÜRECİ 4,5 YIL SÜRDÜ
Mehmet İbiş, 11 Eylül saldırılarından sonra ABD vatandaşlığına geçiş sürecinde de ciddi sorunlar yaşadığını söyledi. İbiş, gerekli şartları karşılamasına rağmen başvurusunun güvenlik soruşturması nedeniyle sonuçlandırılmadığını anlattı:
“Evlendim. Eşimi getirmeye çalıştım. Sıkıntılar yaşadım. Onun öncesinde vatandaşlığa başvurmuştum ve en son mülakatta "Evet, bütün testleri geçtiniz ama vatandaşlığınızı bugün alamayacaksınız" dediler. "Peki neden?" dedim. "Soruşturmanız hala daha devam ediyor" dediler. Burada "background check" dedikleri yani bizim Türkiye'deki sicil soruşturmasından geçiyorsunuz. Bu süreç 4 buçuk yıl sürdü.”
Dört avukat değiştirdiğini belirten İbiş, sonunda federal hükümete karşı dava açtığını söyledi:
“Yapmadığım şey kalmadı. 4 tane avukat değiştirdim. Dedim "Ben teröristsem beni de Guantanamo'ya atın. İlla beni vatandaşı yapın demiyorum. Ben dünyanın en güzel ülkesinden geldim. Ülkeme dönmekte hiçbir sıkıntı yok."”
İbiş, bir avukatın tavsiyesi üzerine federal hükümete karşı dava açma kararı aldığını anlattı:
“Bir arkadaşım vasıtasıyla bir avukatla tanıştım. O avukat "Mehmet" dedi, "Tek bir seçeneğimiz var Bütün federal devleti mahkemeye, hakimin önüne çıkaracağız." Başkan Bush'tan lokal ofisteki yetkiliye kadar bütün federal devleti mahkemeye verdik.”
İbiş, davanın açılmasından önce avukatının kendisini uyardığını belirtti:
“Davayı açmadan önce uyardı. "Emin misin?" dedi, "Koskoca Amerikan federal devleti Türkiye'nin Yozgat'ından çıkıp gelmiş bir Mehmet'e kendi karizmasını çizdirmez. Kimse buna cesaret edemedi." Milyonlarca Müslüman sadece isimlerinden dolayı benimle aynı pozisyondaymış. Benim bundan haberim yoktu. "Haklıysam ölüme kadar giderim" dedim. "Sen delisin" dedi. "Yok, deli değilim, Türk'üm" dedim ve nitekim dedikleri de oldu.”

İbiş, davanın sonunda mahkemenin kendisi lehine karar verdiğini söyledi:
“Böyle göstere göstere takip etmeye başladılar. Tabii pes ettiremediler ve sonuçta gayet net bir karar vermiş Hakim bey. 10 gün içerisinde dosyanın karara bağlanmasını yazılı emir olarak yolladı ve dava bu şekilde sonuçlandı.”
İbiş, 11 Eylül sonrasında ailesinin Müslüman kimliği nedeniyle toplum içinde de çeşitli sorunlar yaşadığını belirtti:
“Bu 11 Eylül'ün bir sonucuydu. Annem başörtülü, babam sakallıydı. Müslüman olduğu sokağa çıktığında belli olan insanlarız. Toplumdan tepkilerle karşılaştılar. Çok olaylar oldu. Sözlü tacizlerde bulundular. Özellikle ilk 3-5 sene bunlar yaşandı.”
"11 EYLÜL BİR MİLATTı"
Mehmet İbiş, 11 Eylül saldırılarına ilişkin soruşturmanın sonucundan ise memnun olmadığını söyledi.
“Kesinlikle tatmin olmadım” diyen İbiş, soruşturma raporuna ilişkin şu ifadeleri kullandı:
“Yüzlerce sayfalık bir kitap halinde araştırma raporu sunuldu. Orada verilen bilgilerin hiçbirine inanmıyorum. Çünkü fizik kurallarına aykırı. Hayatın doğal akışına aykırı bir sürü olay var. Ben sıradan bir insan olarak basit bir araştırmayla bile bu olayın anlatıldığı şekilde yaşanmasının mümkün olmadığını anlayabiliyorum. Bilinçli, planlı bir şekilde yapıldığına kesinlikle inanıyorum. Ülkeler yerle bir edildi, dünyanın düzeni baştan aşağı değişti. 11 Eylül bir milattı.”
"ZAMAN ACILARI KATLIYOR"
Saldırının üzerinden 25 yıl geçmesine rağmen yaşanan acının dinmediğini söyleyen İbiş, “Bizim açımızdan sanki dün olmuş gibi. Hiçbir an aklımdan çıkmıyor. Acısı dinmiyor. Hani "Zaman her şeyin ilacıdır" derler ama zaman acıları katlıyor. Bunu yaşayan biliyor” dedi.
Mehmet İbiş, 11 Eylül'ün 25. yılında Türk halkına da çağrıda bulundu:
“Özellikle bazen Türk televizyonlarında, tartışma programlarında 11 Eylül'den bahsederken "İyi oldu. Yaşattıklarını yaşadılar" gibi yorumlar yapıldığında bunlar bizi çok üzüyor. Abim o olayda hayatını kaybeden tek Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıydı. Belki unutuluyor. Lütfen Türk halkı unutmasın. Orada bir tane de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı hayatını kaybetti. Orada da bizim bir canımız gitti.”
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.