Yağmur denize ulaşamıyorsa

Bu kentin yağmurla kavgası da yeni değil. Çocukluğundan beri burada yaşayanlar bilir; bazen sabah başlayan yağmur akşama kadar sürer, bazen günlerce gökyüzü açılmaz. Karadeniz’in huyudur bu.
Ama 18 Eylül akşamı yağan yağmur yine aynı soruyu önümüze koydu:
Denizin kıyısındaki bir kentte yağmur suyu neden denize ulaşamıyor?
Yer yer metrekareye yaklaşık 50 kilogram yağış düştü. 112 Acil Çağrı Merkezi’ne 114 ihbar geldi. Yollar suyla doldu, taşkınlar ve heyelanlar yaşandı. Büyükşehir Belediyesi ile TİSKİ 283 personel, 116 araç ve iş makinesiyle gece boyunca sahadaydı; tıkanan rögarlar, mazgallar ve yağmur suyu kanalları temizlendi.
O yağmurun altında çalışan insanlara söylenecek söz yok. Emeklerine de haksızlık etmeyelim.
Ama benim takıldığım yer başka.
Her kuvvetli yağmurdan sonra mazgal temizlemek, su çekmek, iş makinesi göndermek çözüm müdür; yoksa yıllardır çözülmeyen bir sorunun ardından yapılan zorunlu müdahale mi?
Çünkü yağmur yeni değil.
Sorun da yeni değil.
Daha 2019 yılında, üstelik Trabzon’da açıklanan Karadeniz Bölgesi İklim Değişikliği Eylem Planı’nda çok açık bir tespit vardı: Karadeniz Sahil Yolu’nun bazı bölümleri yağış ve sel sularının denize ulaşmasını engelliyordu. Çözüm olarak menfezlerin kapasitesinin ve sayısının artırılması, ani taşkınları denize taşıyacak su hatları ve tüneller yapılması, yağmur suyu ile kanalizasyon sistemlerinin ayrılması öngörülüyordu.
Tarih 2019.
Bugün 2026.
Yedi yıl geçmiş.
O halde yağmura kızmadan önce şu soruyu sormak gerekiyor: Yedi yılda ne yapıldı, ne eksik kaldı?
Üstelik yerel yönetim açısından da ortada kısa süreli bir iktidar hikâyesi yok.
Trabzon Belediye Başkanlığı 2009’da Orhan Fevzi Gümrükçüoğlu’na geçti. Kent 2014’te büyükşehir oldu; Gümrükçüoğlu 2019’a kadar görev yaptı. Ardından Murat Zorluoğlu, 2024’te de Ahmet Metin Genç geldi. İsimler değişti ancak belediyedeki siyasi yönetim çizgisi değişmedi; bu dönemlerin tamamında Büyükşehir/Belediye Başkanlığı AK Parti tarafından yönetildi.
On yedi yıl az bir zaman değil.
Bir çocuğun doğup üniversite çağına gelmesine yakın bir süre.
Bu nedenle bugün Trabzon’un altyapısından söz ederken meseleyi yalnızca “çok yağmur yağdı” diye açıklamak kolaycılık olur.
Karadeniz’de yağmur yağacak.
Hem de çok yağacak.
Yerel yönetimin işi gökyüzünü değiştirmek değil; yağdığında o suyun nereye gideceğini önceden düşünmek.
Hele önünüzde koskoca bir deniz varsa...
Yağmur yukarıdan düşüp birkaç yüz metre ötedeki denize ulaşamıyor, onun yerine caddede, alt geçitte, dükkânın önünde birikiyorsa insan ister istemez soruyor:
Suyun önünü yağmur mu kesti, biz mi?
Bu hafta bir başka haber de içimizi acıttı.
17 Eylül’de Gülsen Tuncer’i kaybettik.
81 yaşındaydı. Tiyatrodan sinemaya, televizyondan seslendirmeye uzanan yarım yüzyılı aşan bir sanat hayatı bıraktı geride.
Çoğu insan onu son yıllarda Aşk-ı Memnunun Arsen Hanım’ı olarak tanıdı.
Oysa Gülsen Tuncer bir televizyon karakterinden çok daha fazlasıydı.
Sahneye çıktığı kadar hayata da karıştı.
Düşündüğünü söylemekten çekinmedi. Cumhuriyet değerlerini, kadınların eşit yurttaşlığını, laikliği ve eğitimi konuştu. Cumhuriyet’in 100. yılında katıldığı bir söyleşide kadınların seçme ve seçilme hakkını anlatırken çözümü doğru eğitimde, bilimde, sanatta, eşitlikte ve adalette arıyordu.
Duruşu bununla da sınırlı değildi.
Savaş karşısında da sesini çıkardı. 61. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin kortejine kefiyeyle katıldı; Filistin’den Lübnan’a bölgede yaşanan savaşlar için üzüntüsünü dile getirip sanatçılara barış çağrısı yaptı.
Yani alkışını alıp evine çekilen sanatçılardan değildi.
Sanatçının yaşadığı ülkeye, dünyaya, kadına, savaşa, adalete ilişkin söyleyecek sözü olduğuna inanıyordu.
Belki bugün en çok özleyeceğimiz tarafı da bu olacak.
Çünkü oyuncuların oynadığı roller bir gün biter. Perde kapanır, kamera durur.
Ama bazı insanların hayatta nerede durduğu kolay kolay unutulmaz.
Gülsen Tuncer öyle insanlardan biriydi.
Bu hafta Trabzon’a çok yağmur yağdı.
Bir yanda denize ulaşacak yol arayan su, öte yanda aramızdan ayrılan bir sanatçı...
Birbirinden çok ayrı iki mesele belki.
Ama ikisi de geride aynı şeyi bırakıyor:
Bakıp geçmeyelim, soru soralım.
Çünkü bazen bir kenti anlamak için yağmurun nereye gidemediğine, bir insanı anlamak için de hayatı boyunca nerede durduğuna bakmak yeter.
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.