Gülsen Tuncer’in ardından...

Son zamanlarda hep “ardından...” yazıları yazmaya başladığımı fark ettim. Hiç dinmeyen bir eksilme duygusu var içimde. En son çok değerli ve çok yönlü bir sanatçıyı, bir mücadele insanını, bir 68’liyi, sevgili dostum, güzel insan Gülsen Tuncer’i yitirdik.
Gülsen Tuncer ile altmış yıllık bir mazimiz var. 1967’de Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu’nda, Güngör Dilmen’in yazdığı, Engin Cezzar’ın yönettiği “Kurban” oyununda aynı sahneyi paylaşmıştık. Benim için bir okuldu aynı zamanda orası. Oyuncu kadrosundan Gülriz Sururi ve Engin Cezzar dışında aklımda kalan diğer isimler: Aliye Rona, Güner Namlı, Ülkü Tamer, Meral Küçükerol, Binnaz Gürses. Gülsen Tuncer daha sonra 1968’de de aynı tiyatroda “Zilli Zarife”de oynadı.

ZAMANIN RUHU
O sırada zamanın ruhu devrimden yanaydı. Bütün dünyada etkisi hissedilen 68 hareketi bizde de kendine özgü renkleriyle gündemdeydi. Sevgili Gülsen Tuncer de bu ruhu hem toplumsal mücadele alanında hem de sanatında paylaşan bir 68’liydi.
Tiyatro çalışmalarının yanı sıra pek çok filmde rol aldı, hem 50 yıllık hayat arkadaşı, değerli sinema yönetmeni Engin Ayça’nın yapıtlarında hem de daha pek çok filmde kamera arkasında da görevler üstlendi. Televizyonda pek çok dizide de rol alan Gülsen Tuncer’in vefatının ardından medyada genellikle bu yönü, özellikle de Aşk-ı Memnu’daki “Arsen Hanım” karakteri öne çıkarıldı. Bir toplumsal ekran deformasyonu söz konusu haliyle. Çünkü Gülsen Tuncer bundan çok daha fazlasıydı. Zamanın ruhu değişse de o değişmedi. Her zaman tavırlı, her zaman tercihleri belli olan bir sanatçıydı. Düşüncesiyle de ruhuyla da bu düzenle barışık değildi.
Atatürk sevdalısıydı ve 68’den son anına dek nabzı hep soldan attı. Gecelerin sunucusu olarak da görürdünüz onu, 12 Eylül faşist darbesinden sonra ünlü Barış Derneği davasının sanıkları arasında da...
İstanbul’un unutulmaz belediye başkanı Ahmet İsvan’ın sanat danışmanlığını da yapan Gülsen Tuncer, başkanın eşi olan, Barış Derneği davasının simge isimlerinden Reha İsvan ile de yakındı. Çünkü ikisi de aktivistti.
GERÇEK BİR AYDIN SANATÇI
Yalanı, sahtekârlığı sevmezdi Gülsen Tuncer. “Ben bir zamanlar...” diye başlayan cümleler kurduğuna hiç tanık olmadım. Hem ülkesinin hem dünyanın derdiyle dertlenen, ezilenden ve emekten yana gerçek bir aydın sanatçıydı. Cumhuriyet değerlerine sonuna kadar sahip çıkar, 68 ruhunu savunurdu. 2018 yılında Piramid Sanat’ta Bedri Baykam’ın küratörlüğünde düzenlenen “1968: Yarım Asırlık Genç” başlıklı sergi ve etkinlikler kapsamında, Ataol Behramoğlu’nun moderatörlüğünü yaptığı, “68 Kuşağının Kültürel, Sanatsal ve Sosyolojik Dalgaları Dün-Bugün” başlıklı panelde ikimiz de konuşmacıydık. Orada da dile getirmişti bu düşüncelerini.
2024’te Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin açılış kortejine Filistin bayrağı motifli atkısıyla katılan Gülsen Tuncer’in, aynı yıl yapılan 9. Kısa’dan Hisse Kısa Film Festivali’nin törenindeki şu sözleri onun dünyaya bakışının bir özeti gibiydi: “Bizler biliyoruz ki her gecenin bir sabahı vardır. Ortadoğu’daki bu karanlık ve zulüm bir gün bitecek ve sabah olacak.”
BİR GÜZEL İNSAN
Aramızda çok yaş farkı yok aslında ama ben ona hep “abla” diye hitap ettim. Çünkü öyle hissettim. Memleketin hallerinden bunaldığımda sığınılacak dost bir ses, enseyi hiç karartmayan, bunu karşısındakine aşılamayı da bilen bir güzel insandı. Her buluşmamızda küçük küçük hediyeler getirmeyi hiç ihmal etmezdi. En son sahneye koyduğum “Faust” ve “Medea Material” oyunlarının İstanbul’daki sahnelenişlerine gelmişti Engin ağabeyle birlikte, yine meşhur hediyeleriyle. Yaşamının önemli bir bölümünü kaplayan kedi sevgisi, kedi motifli hediyelerine de yansımıştı. Oyundan sonra o, ben ve sevgili Meral Çetinkaya herhalde sohbetin güzelliğiyle tiyatroda yolumuzu kaybetmeyi başarmış, “Bu tünelden nasıl çıkacağız?” diye gülüşmüştük. Ne kadar metaforik bir soruydu aslında.
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.