Bedeli ortada

1- Borsa İstanbul’dan SPK’ye kadar bu süreçte ihmali veya kabahati olan herkesin tespit edilmesi, ayıklanması ve cezalandırılması.
2- Kapalı dönem getirisinin pazarlanmasından endekse alma kriterlerine ve çıkış esaslarına kadar boşlukların düzenlemeyle kapatılması.
3- Gözetim zincirinin baştan kurulması
Bu vurgun, kamu otoritesinin kendi verileriyle görülebilirdi. Sorun veri eksikliği değil; görüleni durdurmakla yükümlü kişilerin durdurmamasıdır. Aşağıdakiler kamuya açık yükümlülükler ve takvim üzerinden sorulan sorulardır.
SPK’DEKİ YETKİLİLER BİLİYORDU, GÖZ GÖRE GÖRE BEKLEDİLER
SPK’nin kendi açıklamasına göre sorun 2025’in son çeyreğinde gözlemlendi; düzenleme ise ancak 28 Ağustos 2026’da yayımlandı. Aradaki on ayda bu fonlardaki para 297 milyar liradan 800 milyar liranın üzerine çıktı: 500 milyar lira, otoritenin “bildiği” dönemde halktan toplandı.
Tespit ile tedbir arasındaki on ay kimin kararıyla, hangi gerekçeyle geçti? Bu kararı verenler ve bekleyenler kimdi? Bu sürede fonlar işlem yapmaya, yatırımcı toplamaya ve reklam vermeye devam etti.
Aynı rehber, faaliyetteki fonlar dahil, serbest fonlara çıkış esaslarını 30 günlük ilan süresini beklemeden değiştirme imkânı da tanıdı; Tera ve Atlas bunu 16 Eylül’de kullanarak çıkışları aylık takvime aldı. Bu esnekliğin ne anlama geldiğini SPK’nin kendisi açıklamalı.
SPK’NİN İÇİNDE GÖZ YUMANLAR
SPK’nin gözetim ve denetim dairelerinde her şeyin farkında olan, buna göz yuman ve görevini kötüye kullanan kişiler var. Bu kişiler tespit edilmeli, ayıklanmalı ve cezalandırılmalı.
Piyasa gözetim. Manipülasyon soruşturması SPK’nin tekelinde. Aynı hisselere aynı yerden aylarca yalnızca alım yapılıyordu; bunu piyasada herkes görüyordu. 38 kişilik suç duyurusu ve işlem yasakları ancak kriz patladıktan sonra, Eylül’de geldi.
PARA PİYASASI FONLARI
Halka “düşük riskli” diye satılan para piyasası fonlarının ilişkili fonlara teminatsız borç verdiğini SPK’nin kendisi açıkladı. Vurgun, halkın en güvenli saydığı üründen finanse edildi. Bu ilişki SPK’ye giden düzenli raporlarda görünürdü; o raporları okuyanlar ne yaptı?
Serbest fonlar yalnızca “nitelikli yatırımcı”ya satılabilir. Kriz sonrasında yapılan hesaplara göre tasfiye kapsamındaki yatırımcıların büyük çoğunluğunun, 400 bine yakın kişinin, hesabı 1 milyon liranın altında. Bu insanlar nitelikli yatırımcı olmadıkları halde bu fonlara nasıl kabul edildi, beyanları nasıl alındı? Eşiğin Aralık 2025’te 10 milyon liraya çıkarılması içerideki yatırımcıyı dışarı çıkarmadı.
DESTEK FAKTORING’İ ENDEKSE ALMAK EN BÜYÜK HATAYDI
Borsa İstanbul’un gözetim birimi olağandışı fiyat ve hacim hareketini anlık izlemekle yükümlüdür. Aynı hesaplardan aynı hissede aylarca süren tek yönlü alım, bu sistemin tespit etmek için kurulduğu şeyin ta kendisidir. “Bildirim gönderdik” savunması sorumluluğu bitirmez.
Borsa İstanbul’un en büyük hatası, bu vurgunla şişirilen hisselerden biri olan Destek Finans Faktoring’i BIST 30 endeksine almasıdır. Hisse bir yılda yaklaşık yüzde 700 yükselmiş, fiyatı 3 bin 960 liraya çıkmıştı; şirketin piyasa değeri zirvede yaklaşık 1,3 trilyon lira, yani 27-28 milyar dolardı. Bir faktoring şirketi için akıl almaz olan bu değer gerçek değil, sanaldı. Dolaşımdaki hisselerinin yüzde 39’u tek bir grubun fonlarında toplanmış, mayıstan ağustosa art arda tedbir listesinde yer almış bu şirket, Türkiye’nin en büyük 30 şirketinin endeksine girdi.
Bu karar piyasa nezdinde bir tasdik olarak okundu: vurgunu yürüten yapı sanki otorite tarafından onaylanmıştı. Endekse bağlı fonlar hisseyi almak zorunda kaldı; getiri tablosu bir kez daha “resmi” bir referans kazandı. Piyasa oyuncuları böyle bir şirketin BIST 30’a giremeyeceğini biliyordu; profesyoneller arasında endeks “BIST 29” diye anılır oldu.
Hisse endeksten ancak kriz patladıktan sonra, 1 Ekim 2026 revizyonuyla çıkarıldı ve Katılımevim ile birlikte Yıldız Pazar’dan Ana Pazar’a indirildi. Fiyat bugün 410 liraya, piyasa değeri 137 milyar liraya düştü: zirveden yüzde 90 kayıp. Endekse alma kararı Borsa İstanbul’un kendi gözetim bildirimlerini de anlamsız kıldı. Bu kararın da sorumluları hesap vermelidir.
PARANIN İZİ ‘DEPO HESAPLARDA’ ARANMALI
Fon vurgununda kayıp trilyonların izi nedense fon yöneticileri ile çöküş başlamadan erken çıkanların para hareketleri üzerinden araştırılıyor. Oysa bu fonların TEFAS’a kapalı olduğu dönemde hisseleri piyasa değerinin yüz katına fiyattan portföye alınan şirket sahiplerinin hesaplarına bakılmalı.
Tera ve Pusula gibi aracı kurumlar fona aldıkları şirketlerin fiyatı düşük hisseleri fahiş fiyattan satın alıırken ödedikleri paralar kâğıt üstüne sahibine ödenmiş gibi gösteriliyor. Ancak arka kapıdan ödenen bu paraların belli bir komisyonu şirket sahibine aslan payını kendileri elden geri alıyor.
Örnek vermek gerekirse; Bigen Enerji hissesinin değeri 10 TL iken Tera Fonu bu hisseyi 140 liradan alıyor. Yüzde 30’unu Bigen Enerji’nin sahibine bıraksa o şirketin sahibinin canına minnet. Geri kalan yüzde 70’i Tera Fon’un patronu Bigen Enerji’nin patronundan geri alıyor. Aynı yöntem Odin Bilgisayar, Özata Denizcilik ve fondaki diğer “çöp” hisselerde du uygulanıyor.
Bu paralar tabii ki banka hesapları üzerinden yapılmıyor. Kripto para olarak alınıp soğuk cüzdanlar üzerinden yurtdışındaki depo hesaplara gönderiliyor. Bu şekilde paranın izini sürmek zorlaşıyor.
Nitekim kripto piyasasısın Türkiye’deki duayen ismi Bülent Uygun’un Tera Yatırım’ın yönetiminde yer alması bu şüpheleri güçlendiriyor.
Savcılık soruşturmasına göre Bülent Uygun paraları çoktan yurtdışına çıkarmış. Sadece kendi paralarını çıkarmamıştır herhalde. Yönetiminde bulunduğu Tera Yatırım’ın sahiplerinin ve TEFAS’a kapalıyken halka arzı ve fiyatı düşük hisseleri toplamak için sermaye koyan kişilerin paralarını soğuk cüzdanlara yükleyip yurtdışındaki depo hesaplara göndermemiş midir?
Bülent Uygun, bu işlerde mahir olduğunu borsa da bilmeyen yok. Zaten matruşka şirketler kurarak aslında aynı hisseyi defalarca halka açan Verusa Holding’te tecrübe edinmiştir.
Yine TERA Holding yönetimide yer alan Sezai Bekgöz de bu konulardaki stajını Verusa Holding’te yapmıştı.
Son yıllarda çok sayıda halka açık şirket ve finans kuruluşunda yönetim kurulu üyeliği yapan Bekgöz, halen Pusula Portföy Yönetimi AŞ’nin yönetim kurulunda görev alıyor.
SPK ve Borsa İstanbul’da üst düzey görevlerde bulunduktan sonra edindiği tecrübeyi yatırımcıyı soyan Verusa ve Pusula Portföy AŞ’nin hizmetine sunmuş belli ki.
DESTEK FATORİNG’İ BİST 30’A KİM ALDI
Fonzi olayında soruşturulması gereken bir başka konu da Destek Faktoring’in Bis 30 hisseleri arasına alınması olayı.
Türkiye’nin dev sanayi ve bankacılık kuruluşlarının yer aldığı BİS 30 şirketleri arasına girmek bir faktoring kuruluşu için mucize gibi bir şey. BİST 100’e girmesi bile öyle.
Belli ki birileri Destek Faktoring’e “yürü ya kulum” demiş.
BU SİHİRLİ EL KİMİN ACABA?
Fiyatı 57 liradan 3 bin 800 liraya kadar yükselen Destek Faktoring’den birileri iyi vurgun yapmış. Üç ayda yüzde 3 bin 500 yükselen Destek Faktoring hisselerinin gerçek değeri 45 lira oysa.
TERA’YA KAPILARI ERTAN AYDIN MI AÇTI?
Fon soruşturmasında şüpheliler arasına adı giren eski AKP milletvekili ve Erdoğan’ın eski danışmanı Ertan Aydın’ın Tera ile ilişkileri iyi araştırılmalı.
Tera’nın yönetim kuruluna da giren Ertan Aydın’ın Emre Tezmen’e kapıları açan kişi olduğu iddia ediliyor.
Emre Tezmen’e aracı kurum olarak izin almasında, fonlarının halka arzında ve MKK’ye üye olarak girmesi bir siyasi destek olmadan pek olanak görünmüyor.
KRİZ YÖNETİMİ: 455 BİN MAĞDURDAN MİLYONLARA
Vurgunu temizlemekle görevli düzenleyici, kriz patladıktan sonra da hata üstüne hata yaptı. Alınan kararlar vurgunu değil, bütün piyasayı cezalandırdı.
17 Eylül’de 131 fonun bir anda işleme kapatılıp tasfiyeye alınması, bu fonların elindeki hisselerin zorunlu satışa çıkacağı beklentisini yarattı. BIST 100 bir günde yüzde 5’ten fazla düştü; tek bir günde 134 hisse taban fiyattan kapandı, yani borsadaki her dört buçuk şirketten biri. Vurgunla hiçbir ilgisi olmayan şirketlerin hisseleri de bu dalgada eridi.
Panik, halkın en güvenli saydığı ürüne sıçradı: para piyasası fonlarından bir haftada 2.7 milyar dolar çıktı. Kriz yönetimi güveni onarmak yerine kaçışı büyüttü.
Tasfiye süresi önce üç ay, sonra altı ay dendi, ara ödemeye 1 milyon lira sınırı kondu; yatırımcı haftalarca parasına ne zaman kavuşacağını bilmedi. Belirsizlik satışı, satış belirsizliği büyüttü.
SONUÇ
455 bin fon mağduru varken krizin yönetiliş biçimi milyonlarca borsa yatırımcısını mağdur etti. Vurgunun bedeli vurgunu yapanlara değil, bütün piyasaya ödetildi.
Doğru olan, tasfiye kapsamındaki hisselerin piyasayı ezmeyen bir takvimle elden çıkarılması, yatırımcıya baştan net bir ödeme takvimi verilmesi ve sürecin panik yerine bilgiyle yönetilmesiydi.
ARINMA VAKTİ
Türkiye bunu daha önce yaşadı. 2001’de bankacılık sektörü çöktü; ardından düzenleme ve denetim öyle ciddiyetle örüldü ki sektör krizden güçlenerek çıktı ve 2008’de dünya sarsılırken ayakta kaldı.
Sermaye piyasaları bugün aynı eşikte. Fark şu; arınma henüz başlamadı. Bu vurgun yalnızca birkaç şirketin değil, onu görmesi gereken kurumların içindeki kişilerin de sınavıydı ve o sınav kaybedildi.
Bir daha yaşanmaması için şart olan üç şey: Borsa İstanbul’dan SPK’ye kadar bu süreçte ihmali veya kabahati olan herkesin tespit edilmesi, ayıklanması ve cezalandırılması; kapalı dönem getirisinin pazarlanmasından endekse alma kriterlerine ve çıkış esaslarına kadar boşlukların düzenlemeyle kapatılması; gözetim zincirinin baştan kurulması.
BEDEL ORTADA
Halkın kucağına 800 milyar lirayı aşan, on milyarlarca dolarlık bir yük bırakıldı. Arınma layıkıyla yapılmazsa aynı vurgun başka isimlerle geri gelir.
Yapılırsa, bankacılıkta olduğu gibi, piyasa bu krizden büyüyerek çıkar.
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.