Dijital Ötenazi Hakkı

İnsanlık tarihi boyunca ölüm, bütün acımasızlığına rağmen tartışılmaz bir kesinlik taşıyordu. İnsan ölünce, geride fotoğraflar, mektuplar, hatıralar ve sevenlerinin belleğinde giderek silikleşen sesi kalırdı. Günümüz teknolojisi, elimizde kalan bu son kesinliği de tartışmaya açıyor. Yapay zekâ sayesinde ölmüş olanların seslerini, yüzlerini, konuşma biçimlerini, hatta kişiliklerini yeniden yaratmak mümkün hâle geldi. İnsanlık bir zamanlar sonsuz yaşamın ardından koşarken, bugün ölüleri dijital dünyada yeniden yaşatmanın peşinde.
İnsanın ölmeye hakkı var mı?
Sorunun ilk bakışta tuhaf göründüğünün farkındayım. Ancak yaşama hakkını insanlığın en temel kazanımlarından biri sayan uygarlığımız, ölümden sonra yaşamamayı seçme hakkını da tartışmak zorunda kalabilir. Yakın bir gelecekte hiç tanımadığımız torunlarımız ses ve görüntü kayıtlarımızdan oluşturulan dijital kopyamızla sohbet edebilecek ve bu kayıtlar elverdiğince bize sorular yöneltebilecek. Daha ürkütücüsü, hayattayken söylemekten kaçındığımız sözlerin, davranışların, öldükten sonra bizim görüntümüzle yeniden canlandırılması da ne yazık ki artık mümkün olacak.
Bu dijital varlığın söylediklerinden kim sorumlu olacak? Daha önemlisi, böyle bir varlığın yaratılmasını istemiyorsak buna kim engel olacak? Biyolojik yaşamımız sona erdikten sonra dijital varlığımızı da sonlandırabilme hakkına, belki bundan böyle “dijital ötenazi hakkı” diyeceğiz.
Alman filozof Martin Heidegger, insanın varoluşunu ölüme doğru bir yolculuk olarak tanımlıyordu (“Sein zum Tode”). Ölümün kaçınılmazlığı, hayatımıza anlam veren temel koşullardan biriydi. Jorge Luis Borges ise Ölümsüz (“El inmortal”) adlı öyküsünde sonsuz yaşamın bir armağandan nasıl bir yüke dönüşebileceğini anlatmıştı. Sonsuzluk, ilk bakışta büyüleyici görünse de insanın biricikliğini aşındırabilecek bir olasılık. Hayatın değerini belirleyen en önemli unsur, onun sınırlı oluşu. Sartre, Bulantı’da şöyle der: “Bir şey sona ermek için başlamıştır. Serüven uzamaya gelmez, ona anlamını veren ölümüdür yalnız.”
Bir ölümün ardından geride kalanların yaşadığı yas da bu yeni teknolojilerle dönüşüyor. Sevdiğimiz bir insanın sesini son kez duyduğumuzu bilmekle, o sesi istediğimiz zaman yeniden üretebilmek ve hatta onunla tekrar sohbet edebilmek arasında derin bir fark var. Yas tutmak, biraz da yokluğa alışmayı öğrenmek demek. Peki, yokluğu sürekli ertelenen bir insanın ardından nasıl yas tutulur? Unutmak, insan belleğinin kusuru olduğu kadar, hayatta kalabilmesinin koşullarından biri olabilir. Hatırlamanın algoritmaların hizmetine bırakıldığı bir dünyada, unutmanın iyileştirici gücünü kaybediyor olacağız.
İşin kötüsü, kapitalizmin kolları ölümden sonrasına da uzanmış durumda. Yaşam sonrası dijital varlığımızın ekonomik bir değere dönüşmesi an meselesi. Kapitalizm, yaşarken geçirdiğimiz süreyi çoktan metalaştırdı. Şimdi ölümünden sonraki zamanını da pazarlamaya hazırlanıyor. Bir gün ölmüş annemizle konuşabilmek için aylık abonelik ücreti ödemek zorunda kalma ihtimali çok uzak değil.
Bir önceki yazımda konu aldığım Walter Benjamin, sanat eserinin teknik yollarla çoğaltılmasının onun biricikliğini nasıl dönüştürdüğünü sorgulamıştı. Bugün benzer bir soruyu insanın kendisi için sormamız gerekiyor. Bir insanın sesi, yüzü ve düşünceleri sonsuz kez yeniden üretilebildiğinde, geriye onun özgün varlığından ne kalacak? Dijital kopyamız bizi temsil etmeye devam ederken, zaman geçtikçe hiç söylemediğimiz sözlerin ve hiç yaşamadığımız hatıraların temsilcisi hâline gelebilir. Popüler kültürün ikonlaştırıp görsel bir bombardımanla her fırsatta karşımıza çıkardığı Frida Kahlo ve Che Guevara portrelerinin yıllar içerisinde onları düşünsel ve kültürel kimliklerinden nasıl sıyırıp içlerini boşalttığını düşünün. Bundan böyle herhangi birimizin benzer bir akıbeti olabilir.
Ölümden sonra hatırlanmak, insanın en eski arzularından biri. Ancak hatırlanmakla yaşamaya devam ediyormuş gibi gösterilmek arasında önemli bir sınır var. Bu sınırın nereden geçeceğine teknoloji şirketlerinin karar vermesine izin vermemeli.
İnsan, kendi hikâyesinin son cümlesini belirleyebilmeli. Teknoloji bize ölülerimizle yeniden konuşma imkânı sunarken, tercih ederlerse onlara susma hakkı da tanımalı.
Görünen o ki, geleceğin en önemli insan haklarından biri, dijital ötenazi hakkı olacak.
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.