Kentsel dönüşümün sosyal sınavı

Kentsel dönüşüm, deprem riski altındaki ülkemizde yaşamsal bir gereklilik olmanın ötesinde, kentlerin geleceğini şekillendiren en temel kamusal politika durumuna geldi. Ancak bugün yürütülen uygulamalar, süreci yalnızca mimari bir yenilenme veya mühendislik hesabı olarak ele alma sığlığından sıyrılamadı. Statik raporlar ve imar artışları arasında kaybolan asıl unsur ise göz ardı ediliyor: İnsan.
Mevcut dönüşüm finansman modelleri, kent sakinlerinin ekonomik gerçekliğiyle radikal bir çelişki içinde. SGK verileri ve resmi kayıtlara bakıldığında, Türkiye genelinde yaklaşık 3.75 milyon kişi dul ve yetim aylığı alıyor; aldıkları ortalama hisse aylığı ise temel yaşam gereksinimlerinin çok altında kalıyor. Türkiye’deki 18 milyon emeklinin 5 milyondan fazlası taban aylık olan 20 bin TL civarında en düşük emekli maaşına mahkûm durumdadır. Öte yandan, toplam kayıtlı çalışanların (SSK, Bağ-Kur, memur) yüzde 40’ından fazlası net 28 bin 75 TL seviyesindeki asgari ücretle yaşamını sürdürüyor.
İşte bu dar gelirli profil; vefat eden eşinden ya da babasından kalan tek bir başüstü yuvasına, yılların birikimiyle edinilmiş mütevazı bir daireye tutunarak yaşamaya çalışmaktadır.
ÖDENEMEYEN BORÇLAR
Devletin kentsel dönüşümü teşvik etmek amacıyla sunduğu “Yarısı Bizden” kampanyası ve uygun faizli kredi olanakları kâğıt üzerinde önemli bir adım gibi görünse de finansal hesaplamalar dar gelirli kesim için yıkıcı bir tablo ortaya koymaktadır.
Aylık yüzde 0.69 sabit faiz olanağı ile 10 yıl (120 ay) vadeli 1.5 milyon TL kredi kullanan bir vatandaşın aylık taksit ödemesi yaklaşık 18 bin 500 TL civarına denk gelmektedir. Bu tutar:
- 28 bin 75 TL alan bir asgari ücretlinin maaşının yüzde 66’sına,
- 20 bin TL en düşük emekli aylığı alan bir vatandaşın gelirinin yüzde 92’sine,
- Hisse oranına göre 10-15 bin TL bandında seyreden bir dul/yetim aylığının ise tamamına veya daha fazlasına tekabül etmektedir.
Ortada net bir matematiksel olanaksızlık vardır. Gıda, enerji ve temel gereksinim giderlerinden sonra bu taksitleri ödeme gücü bulunmayan dul, yetim, emekli ve asgari ücretli vatandaşlar, taksitleri aksattıkları anda yaşamlarındaki tek güvence olan baba ya da eş mirası evlerini icra ve ipotek riskiyle kaybetme tehlikesiyle yüzleşmektedir.
Evi satıp ayrılmak da çözüm değildir; çünkü büyükşehirlerde ortalama konut kiraları asgari ücret sınırını aşmış durumdadır. Evini satan bir dar gelirli, bir daha asla ev sahibi olamayacağı bir barınma krizinin ve mülksüzleşme dalgasının ortasına itilmektedir.
MAHALLEDEN KOPUŞ VE KATLANILAMAYAN LÜKS
Dönüşümün mali boyutu kadar ağır bir diğer yük de sosyal ve psikolojik maliyetlerdir. Bina yenilense bile; artan aidat giderleri, yüksek bina bakım maliyetleri ve rezidanslaşan konut yapısı, eski mahallelilerin yeni binada yaşamasını finansal olarak olanaksız kılmaktadır.
Bundan da öte, yıllardır aynı sokakta yaşayan, komşusunun kapısını çalan, esnafıyla dayanışma içinde olan yaşlı ve dar gelirli yurttaşlar, mekanik kentsel projeler yüzünden yerlerinden edilmektedir. Mekânsal ayrışma; köklü komşuluk ilişkilerini, mahalle kültürünü ve belleği yok etmekte, insanları tanıdıkları sosyal çevrenin dışına iterek yalnızlaştırmaktadır.
ADA BAZLI KAMUSAL DÖNÜŞÜM
Kentsel dönüşüm, mülkiyet hakkını elden alan veya dar gelirliyi borçlandırarak mülksüzleştiren bir mekanizma olmamalıdır. Parası olanın evini güvenle yenilediği, dar gelirlinin ise borç batağı ya da sürgün riskiyle karşı karşıya kaldığı mevcut finansal yaklaşım derhal terk edilmelidir.
Çözüm, parseller üzerinden yürütülen ve müteahhit kârına endekslenen bireysel bina dönüşümlerinde değil; “ada bazlı ve kamusal dönüşüm modelleri”nde yatmaktadır:
- İmar bütünlüğü ve sosyal transfer: Bina bazlı değişimler yerine ada bazlı planlamalar yapılarak yaratılan emsal ve alan artışları kamu denetiminde toplanmalı; elde edilen kamusal rant doğrudan vatandaşın inşaat maliyetini karşılamada kullanılmalıdır.
- Kademeli borçlandırma ve sınırlı mülkiyet/intifa hakkı modelleri: Borç ödeme gücü olmayan emekli, dul ve yetim vatandaşlar için “yaşam boyu oturum/intifa hakkı” garantili, vefat sonrası devredilebilir veya kamunun paydaş olduğu, vatandaşa cebinden tek bir kuruş çıkarttırmayan sosyo-ekonomik modeller yaşama geçirilmelidir.
- Çapraz sübvansiyon ve kamu iştiraki: Büyükşehir belediyeleri ve TOKİ, kâr amacı gütmeksizin adadaki dönüşümün yüklenicisi olmalı; dar gelirlinin payını üstlenecek kamu fonları oluşturulmalıdır.
Kentsel dönüşüm, binaları depreme dayanıklı duruma getirirken insanları yaşamdan ve kentten koparmamalıdır. İnsanı merkezine almayan, sosyal adalet duygusunu inciten hiçbir dönüşüm projesi gerçek bir “kentsel başarı” olarak nitelendirilemez.
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.