ESPN DeportesBrewers vence por 6-2 a Dodgers y está a un triunfo de instalarse en Serie MundialESPNNLCS Game 3: Takeaways as Brewers push Dodgers to brink of eliminationPunchTinubu campaign: Accord leaders urge Adeleke to clarify loyaltyThe Jerusalem PostPassengers of Egyptian aircraft that landed in Israel before October 7 were businessmen - reportCNN TürkMurat Boz ve Demet Özdemir'den yardım çağrısı! 'DUALARINIZI EKSİK ETMEYİN'InquirerGatchalian flags upcoming power rate hike amid inflation surgeDaily MaverickThe arrogance of scientific certainty — Cape Town’s baboons deserve ethics, not imprisonmentUOLLula comemora aprovação no Senado da PEC do fim da escala 6x1ZDF heuteEntdecken Sie das ZDF-NachrichtenstudioDaily MailWhite House Press Secretary Katie Zacharia 'did not pass bar exam' as she battles questions over her resumeABC News (Australia)Former stockman jailed for fatal attack on partner in NT town’s CBDسكاي نيوز عربية"تفوق العرق الأبيض" خلف "هجوم محتمل" على معبد هندوسي بأميركا
The Daily Newsstand · Free, Always
Thursday, October 15, 2026

‘Bugün canım yazı yazmak istemiyor’

Translate

Başlıktaki bu cümle, Çetin Altan’ın Türk basın tarihine geçen, en ünlü ve en etkili yazısının başlığıdır. Demokrat Parti iktidarının muhalefeti susturmak amacıyla kurduğu “Tahkikat Komisyonu”na karşı İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin protestosunu polis bastı. Çatışmada bir öğrenci Turan Emeksiz öldürüldü. Ertesi gün (29 Nisan 1960) Çetin Altan, köşesine bu başlığı attı. Başlığın altı boş bırakılmıştı.

Bu yazıyı yazacağım gün (dün) korkunç bir sabaha daha uyandık. Halk TV’ye polis baskını, kayyum, tutuklamalar... Tam da Ekrem başkanın savunmasını yapacağı gün. Dişliler, muhalefeti öğütmeye devam ediyor hâlâ...

Hayır ben başlığın altını boş bırakmayacağım. Çünkü karanlığa, baskıya inat sahnelerde, tuvallerde, yaratıcılıkta, sanatta her daim ışık var! Sanatın ışığıyla, baskının gölgesi sanki hiç bitmeyecek.

AFİFE JALE’DEN BUGÜNE

Bir sahnede ışıklar yanıyor. Bir kadın bütün yasaklara, baskılara, tehditlere, önyargılara meydan okuyarak sahneye çıkmak istiyor.

Müziğini Turgay Erdener’in bestelediği, libretto ve koreografisini Beyhan Murphy’nin olağanüstü bir ustalıkla gerçekleştirdiği İstanbul Devlet Opera Balesi’nin muhteşem prodüksiyonu “Afife” balesinden söz ediyorum. Baleden çok “dans tiyatrosu” da diyebiliriz.

Eser; sahnede var olma mücadelesini inatla sürdüren, kendinden sonraki sayısız kadın oyuncuya yolu açan Afife Jale’nin tutkusuna odaklanıyor. Öyküsünü biliyoruz: Afife bedelini ağır ödedi. Ama kendisinden sonra gelen kadınlara bir kapı açtı. O kapıdan yalnız kadın oyuncular değil, kendi hayatının öznesi olmak isteyen bütün kadınlar geçti. Bugün hâlâ süren bir mücadele.

Bu eser ilk kez 1998’de Ankara Devlet Opera ve Balesi’nce sergilenmiş. O prodüksiyonu görmediğim için ikisini karşılaştıramam. Ancak bunca yıl sonra prömiyerde izlediğim, İBDO orkestrasını İbrahim Yazıcı’nın yönettiği prodüksiyon dört dörtlüktü.

Beyhan Murphy’nin koreografisi, yeniydi, çağdaştı. Klasik balenin estetiğiyle çağdaş dansın anlatım olanaklarını buluşturuyordu. Sağlam bir omurgası, keskin çizgileri, duygusal ve incelikle işlenmiş özenli ayrıntıları vardı. Günümüz insanının özgürlük tutkusuna, başkaldırısına, var olma savaşına işaret ediyordu. Cumhuriyet devrimlerine, direnme gücüne de... O sahnede tarihin belleğini gördüm.

Hastane odasında geçmişine bakan Afife (İlke Kodal) ve farklı dönemlerin/anıların/çağrışımların dört Afife’si (Berin Günay, Gizem Tuncay, Deniz Tunçeli, Berfu Elmas) başta olmak üzere o çok kalabalık kadroda her dansçı, yaptıklarının bilincinde; birbiriyle uyum içindeydi.

İşlevsel dekor tasarımı (Efter Tunç) etkileyici kostüm tasarımı (Bahar Korçan) hele hele çok katmanlı ışık tasarımı (Cem Yılmazer) ve video tasarımı (Aisha Hajiyeva) bu sahne olayını taçlandırıyordu.

HANGİ YÜZYILDAYIZ 

Sahi biz hangi yüzyılda yaşıyoruz? Yasaklar. Baskılar. Korkutmalar. Susturmalar. Afife’nin sahneye çıkmasını engelleyen anlayışla bugün gazetecilerin sesinin kısılması endişesi arasında tarihsel koşullar elbette farklı. Ama insanın kendini ifade etme hakkı söz konusu olduğunda sorular birbirine ne kadar benziyor!

O yalnızca tiyatro yapmak istiyordu. Ama bazen insanın yalnızca işini yapmakta ısrar etmesi bile bir direnişe dönüşür. Bir oyuncunun sahneye çıkmakta, bir yazarın yazmakta, bir gazetecinin soru sormakta, bir sanatçının yaratmakta ısrar etmesi...

Afife’nin hikâyesi geçmişte kalmıyor. Bugüne uzanıyor.

Afife Jale yüz yıl önce sahneye çıkabilmek için mücadele ediyordu. Bugün biz, sahnelerin, ekranların, gazetelerin özgür kalabilmesi için aynı temel soruları sormayı sürdürüyoruz. Yüzyılda ne kadar yol aldık? Ve aldığımız yolun ne kadarını koruyabildik?

Image

KENTİN GÖZBEBEKLERİ 

Su Yücel’in, Galeri Diani’de (Çukurcuma) açılan yeni sergisini izlediğimde neye uğradığımı şaşırdım. Açıklayayım:

Serginin adı “Kentin Gözbebekleri”. Yeşili, doğayı betona teslim ettiğimiz, renkleri yok sayıp griye mahkûm edildiğimiz; bunlarla birlikte sevginin de saygının da yerini hoyratlığa, şiddete bıraktığı kentimizde/kentlerde yaşamaktayız. Ama gelin görün ki bu sergide doğa fışkırıyor, renkler yarışıyor, sevgi, huzur, neşe, aşk doğayla kucaklaşıyor.

Sadece bunlar değil, direnme gücü, yaşama sımsıkı sarılma tutkusu, kentin hafızası, belleğimizi yeniden hareket geçirme dürtüsü gizli her eserde.

Çerçevelerinden başlayarak, bir zamanlar balkonları süsleyen teneke saksılar, adeta kitap sayfalarına dönüşmüş, “oku beni, oku beni” diye haykırıyor. Yani katman katman “okunacak” bir sergi.

Bütün o katmanlarda Can Yücel’in şiirlerinden de Hasan Ali Yücel’in birikiminden de izler de bulabilirsiniz.

İstanbul’un karmaşık ve hoyrat dokusunda hayata tutunmayı başarmış boğaziçi keteni, İstanbul Nazendesi, sığır kuyruğu, çiğdemler gibi; yapılanmaya karşı direnen; taşı, çimentoyu, betonu, demiri çatlatan bitkilerle karşılaşıyoruz. Çitlembik, ateş dikeni, katır tırnağı gibi bitkiler, katmanlı pigmentler, hepsi dinamik çizgiler, “renkahenk” bir cümbüşle ve ezber bozan malzeme tercihleriyle sanatçının fırçasında yeniden hayat buluyor. İçinizdeki direnci, umudu, neşeyi, coşkuyu güçlendirmek için bu sergiyi kaçırmayın diyorum.

Not: Sevgili okurlar, bugün İzmir Kültürpark’ta Nâzım Hikmet Sergisi’nde; 17 Ekim Cumartesi Denizli Kitap Fuarı’nda sohbetteyim. İlgilenenleri bekleriz.

View the original on Cumhuriyet →

KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.