Gözaltılar, tutuklamalar ve erişim engelleri ile ifade alanı daralıyor: 'Asıl mesele kamusal alanda kimin konuşabileceğini belirleme gücü'

Türkiye’de son dönemde ifade ve sanat özgürlüğünden sosyal medyaya uzanan bir dizi adli ve idari karar tartışılıyor. Gazetecilerin, haber kuruluşlarının, hak savunucularının ve LGBTİ+ örgütlerinin sosyal medya hesaplarına peş peşe erişim engelleri getirildi; “Ailem Güvende” operasyonları kapsamında “müstehcenlik” iddiasıyla gözaltı ve tutuklama kararları verildi.
Müdahaleler sosyal medyayla sınırlı kalmadı. Sanatçılar şarkı sözleri ve sahne performansları nedeniyle yargılanırken, tutuklu İBB Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun “Millet Şahidimdir” kitabının dağıtım ve satışı yasaklandı.
Peş peşe gelen uygulamaları Cumhuriyet’e değerlendiren Ceza Hukukçusu Erdi Yetkin, “Belirli bir kimlikten olmak ve o kimliği teşhir etmenin cezalandırılması hukukun araçsallaştırılmasıdır” dedi. Siyasal İletişim Uzmanı Suat Özçelebi, “Asıl mesele kimin konuşabileceğini belirleme gücü” derken, YENİ Parti Trabzon Milletvekili Sibel Suiçmez ise uygulamaların hukuk devleti ve demokrasiyle bağdaşmadığını söyledi.
“BÖYLE BİR SUÇ YÜRÜRLÜĞE GİRMİŞ GİBİ DAVRANILIYOR”
Son dönemde yaşanan gözaltı ve tutuklamalara ilişkin değerlendirmede bulunan Ceza Hukukçusu, Dr. Öğretim Üyesi Erdi Yetkin, “Bizim hukukumuzda LGBTİ+ propagandası diye bir suç yok. LGBTİ+ bir birey olmak da kendiliğinden bir suç değil. Bunun açıklanması ya da teşhiri de bir suç teşkil etmez. Özellikle 11. ve 12. yargı paketlerinde ‘LGBTİ+ propagandası’ suçu getirilmeye çalışıldı, toplumdan gelen tepkiler sonucu vazgeçildi. Aslında şu an, sanki böyle bir suç yürürlüğe girmiş gibi davranılıyor” dedi.
“CEZA HUKUKUNDA KANUNİLİK İLKESİ VARDIR”
Savcılığın sevk yazısında yer alan gerekçelerin ceza hukukundaki “kanunilik” ilkesine aykırı olduğunun altını çizen Yetkin, “Savcılık sevk yazısında genel ahlakın ne demek olduğundan, çocukları korumanın pozitif bir yükümlülük olarak devletin sorumluluğunda olduğundan bahsediyor ama bunlar bir politika dergisinde olabilir ya da tartışma konusu olabilir… Ceza hukukunda kanunilik ilkesi vardır. Belirli bir fiili siz bir kanunda doğrudan suç olarak tanımlamazsanız buradan bir adli işlem yapamazsınız” ifadelerini kullandı.
“GİDİŞAT İNSAN ONURUNU İHLAL EDİYOR”
“İnsanların cinselliklerinin veya duygusal ilişkilerinin edebiyatta, sinemada, dizilerde gösterilmesi müstehcenlik suçunu oluşturmaz” diyen Yetkin, “Adli makamlar yola böyle devam ederse yarın öbür gün iş şuna gelir; mesela bir kadın dekolte bir kıyafet giyerse ne olacak? Bu mesela ‘teşhircilik’ olarak mı kabul edilecek? Ya da bir erkek bir sahilde tişörtsüz gezdi, bu da mı ‘müstehcenlik’ olacak? İnsanların ne olduğuyla hukuk düzeni ilgilenmez. Bunların cezalandırılması mümkün değildir. Türkiye’de şu anki gidişat insan onurunu ve çekirdek alan korumasını net bir şekilde ihlal ediyor” şeklinde konuştu.
Yetkin, “Belirli bir kimlikten olmak ve o kimliği teşhir etmenin cezalandırılması hukukun araçsallaştırılmasıdır. Bugün LGBTİ+ birey, yarın başka bir azınlık, başka bir görüş sahibi olan insanlar… İnsanlar sırf kimlikleri nedeniyle sorumlu tutulurlarsa bu hukuka aykırıdır” dedi.
“HEM HABER ALMA HEM DE HABER VERME HAKKI KISITLANIYOR”
Sosyal medya erişim engellerine de değinen Yetkin, “Sırf kimliğinden, politik fikirlerinden dolayı yaşanan sosyal medya hesabı engellemeleri görüyoruz. Bundan 15 sene evvel tümden Twitter’ın kapanması gündemdeyken bugünkü durum bence daha tehlikeli. Çünkü Twitter açık, vatandaş kendisine sanki herhangi bir şekilde müdahale edilmiyormuş gibi görüyor ama beslenebileceği birçok haber kaynağından mahrum kalıyor. Hem haber alma hem de haber verme hakkının kısıtlandığını görüyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
“ASIL MESELE KİMİN KONUŞABİLECEĞİNİ BELİRLEME GÜCÜ”
Siyasal İletişim Uzmanı Suat Özçelebi de sosyal medya hesapları ve internet sitelerine getirilen erişim engellerini yalnızca “sansür” olarak okumanın eksik kalacağını belirterek, “Siyasal iletişim açısından asıl mesele, kamusal alanda kimin konuşabileceğini, hangi bilginin dolaşıma gireceğini ve hangi toplumsal grubun görünür kalabileceğini belirleme gücü” dedi.
LGBTİ+ örgütlerinden gazetecilere, insan hakları kuruluşlarından bağımsız medya hesaplarına uzanan yüzlerce hesap ve site hakkında erişim engeli kararları verildiğine dikkat çeken Özçelebi, “Böylece iktidar açısından siyasal iletişim yalnızca kendi mesajını güçlendirme, anlatma meselesi olmaktan çıktı. Eleştirel mesajların dolaşım ve görünürlük kapasitesini sınırlandırabilme gücünün de öncelik kazandığı anlaşılıyor. Bunun sonucu şu: Sosyal medyanın algoritmik görünürlük düzeninin üzerine bir de ‘hukuki görünürlük rejimi’ eklenmesi” ifadelerini kullandı.
“SORUNLARIN KONUŞULACAĞI ALAN DARALIYOR”
Özçelebi, “Derin yoksulluktan, adalete, sorunların konuşulacağı alan daralırken, muhalefetin kayıtsız kalamayacağı yeni tartışma başlıkları peş peşe gündeme taşınıyor. Erken seçime kadar böylesi çatışmalı başlıkların sürekli yeniden üretilmesi, bu nedenle yalnızca ideolojik değil, aynı zamanda bir gündem kurma stratejisi, bir tür mühendislik olarak da okunabilir” dedi.
“HUKUKSUZLUĞUN SIRADANLAŞMASI”
YENİ Parti Trabzon Milletvekili ve Parti Meclisi Üyesi avukat Sibel Suiçmez de erişim engellerinin hukuk devleti ve demokrasiyle bağdaşmadığını ifade etti. Suiçmez, “Bu meseleye sadece birkaç X hesabının erişime kapatılması olarak bakmıyoruz. Bugün gazetecilerin, akademisyenlerin ya da hak savunucularının hesapları hedef alınıyorsa, yarın herhangi bir vatandaşın ifade özgürlüğüne müdahalenin de önü açılabilir. Burada Türkiye için acı verici olan, hukuksuzluğun sıradanlaşmasıdır” diye konuştu.
Ceza hukukunun kişileri, kimlikleri veya düşünceleri değil, somut fiilleri soruşturduğunu vurgulayan Suiçmez, “Suç şüphesi varsa elbette soruşturma yürütülür. Ancak soruşturma ile temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldıramazsınız. Güncel bir konuda düşüncelerini ifade eden, haberlerini paylaşan insanların; gazetecilerin, akademisyenlerin, siyasetçilerin bu şekilde susturulmak istenmeleri demokratik bir hukuk devletinde utanç vericidir” ifadelerini kullandı.
“BU UYGULAMADAN İVEDİLİKLE DÖNÜLMELİ”
Suiçmez, “Bu yanlış uygulamadan ivedilikle dönülmesi gerektiğini hatırlatıyoruz. Unutulmasın ki özgürlükler, yalnızca aynı fikirde olduğumuz insanlar için değil; herkes için güvence altındadır. Hukuk devletinin en önemli sınavı işte tam da burada başlar. Eğer bugün hukuki güvenceleri zayıflatırsak, yarın hiç kimsenin hakkının güvende olduğundan söz edemeyiz” dedi.
“Bugün atılan her ölçüsüz adım, otoriterleşmenin ayak sesleri olarak toplumda kaygı yaratmaktadır” diyen Suiçmez, “Devletin görevi vatandaşın özgürlüğünü tehdit etmek değil, hukuk içinde güvence altına almaktır. Yetkilileri hukuka aykırı bu uygulamanın derhal durdurulmasına davet ediyorum” ifadelerini kullandı.
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.