The Daily Newsstand · Free, Always
Tuesday, October 20, 2026

AK Parti MKYK sona erdi | Parti Sözcüsü Çelik'ten önemli açıklamalar

Translate

Haberlerimizi Google’da Takip Edin

Gelişmelerden anında haberdar olun.

Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin

Haberin Devamı

Basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, şu ifadelere yer verdi:

Öncelikle bu hafta biliyorsunuz çok acı bir kaybımız oldu. Üsküdar belediye başkan vekilimiz Dündar Ziya Gültekin kardeşimize bir kere daha Cenabı Allah'tan rahmet diliyoruz. Tabii, bu kayıptan sonra, çok çirkin, gerçekten çok acı verici birtakım paylaşımlar yapıldığını gördük sosyal medyada. Bir vefat haberi karşısında böylesine bir, nefret söyleminin örgütlü bir şekilde kullanılmasını, ortaya çıkarılmasını en güçlü şekilde lanetliyoruz. Onun dışında pek çok siyasi partiden son derece sağduyulu, son derece insani hassasiyetlere saygılı bu acı kaybımız karşısında gereken  paylaşımı, acımızı paylaşmaya dönük mesaj yayınlayanlar oldu. Onlara da şükranlarımızı, sunuyoruz. Bir kere daha Dündar Ziya Gültekin kardeşimize Cenabı Allah'tan rahmet diliyoruz, mekânı cennet olsun.

Haberin Devamı

"KANİ BEY EVİMİZE HOŞ GELDİ"

Bugün daha önceden de yol arkadaşlığı yaptığımız milletvekilimiz Kani Torun Bey partimize tekrar geldiler, katıldılar. Kendisine "evimize hoş geldiniz" diyoruz. Kani Bey'in Afrika'da biliyorsunuz çok önemli çalışmaları oldu, çok değerli bir arkadaşımız. Orada, ki çalışmalara çok güçlü emek verdi. Bundan sonrasında da inşallah partimizde, kendi evinde bu çalışmalarını sürdürmeye devam edecek. Tabii partimize hem belediye başkanlarından, hem milletvekillerinden çok sayıda katılım talebi var. Bunu, partimizin yetkili kurulları titizlikle, inceliyor.

Önümüzdeki dönemde de hem milletvekili,  seviyesinde, hem belediye başkanı, belediye meclis üyesi seviyesinde, pek çok katılımı hep beraber göreceğiz. Bugün de Bodrum'dan bir meclis üyesi arkadaşımız, aramıza katıldılar.

Bütün bunlar partimizin Türkiye'nin geleceği için, AK Parti'nin ve Cumhur İttifakı'nın güvenilir adres olduğunu, hem Türkiye'nin yeni dünyanın ortaya çıkardığı sorunları çözmede, hem de geleceğe yürümedeki iradesini AK Parti ve Cumhur İttifakı'nın temsil ettiğini gösteren yaklaşımlar.

"FON ŞEYTANLARINA KARŞI TAVİZSİZ BİR ŞEKİLDE HAREKET EDİLİYOR"

Haberin Devamı

Değerli arkadaşlarım, fon meselesinde Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu irade ile birlikte çalışmalar hızlı bir şekilde yürüyor. Bütün bu, bizim fon dolandırıcıları, fon şeytanları dediğimiz bu yolsuzlukları yapanların üzerine gidilmesi konusunda yüksek bir iradeyle kararlı ve tavizsiz bir şekilde hareket ediliyor. Tabii ki bu fon şeytanları, fon dolandırıcıları dediğimiz kişilerle meşru yatırımcıyı, buraları meşru bir yatırım aracı olarak kullanan vatandaşlarımızı hassasiyetle birbirinden ayırıyoruz. Türkiye'nin bu konular tartışılırken sermaye piyasalarına zarar verecek, Türk ekonomisine zarar verecek birtakım yaklaşım ve değerlendirmelerin doğru olmadığını ifade ediyoruz. Ama bunun yanı sıra tabii bu fon şeytanlarının, fon dolandırıcılarının,  üzerine gidilmesi konusundaki kararlılığımızı bu mekanizmalarla ifade etmeye devam ediyoruz.

Haberin Devamı

"LİNÇ KAMPANYASIYLA KİMSEYİ MAHKUM ETMEYİZ"

Daha önce de ifade etmiştim, herhangi bir, siyasi linç kampanyasıyla kimseyi mahkum etmeyiz, ettirmeyiz. Ama herhangi bir siyasi himayeyle de herhangi bir iddianın örtbas edilmesine müsaade etmeyiz. Burada temel mesele bütün gerçeğin açığa çıkması ve bu gerçeğin açığa çıkması ile birlikte de gereken, sonuçlara ulaşılmasıdır. O yüzden, devletin bütün kurumları Cumhurbaşkanımızın talimatıyla görevinin başında ve bu meselenin tam olarak açığa çıkması, bu fon şeytanlarının, fon dolandırıcılarının, hem çaldıkları paraların geri alınması, hem de cezalandırılması konusunda adliyeden maliyeye, bütün denetim kurumlarına kadar herkes, görevinin başında. Meşru yatırımcının korunması, mağdur edenin korunması için de gereken hassasiyet gösteriliyor. Burada kimse kimsenin avukatı ya da savcısı değil. Kimse kimsenin, ne herhangi bir siyasi linç kampanyasıyla kendini savcı yerine koyup mahkum etmesi gibi bir yaklaşım içinde olmamalı. Kimse de herhangi bir iddia varsa birilerinin avukatı olup herhangi bir siyasi himaye içerisine girmemeli şeklindeki ilkemizi ayakta tutuyoruz. Ve bu konuyla, bu konuyla sonuna kadar mücadele edecek iradenin, Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla tam olarak inşa edildiğini, Cumhurbaşkanı yardımcımızın başkanlığındaki, koordinasyon kurulunun da bu görevi ifa etmek üzere üst üste toplantılar yaptığını ifade ediyoruz. 

Haberin Devamı

Sermaye piyasası kurulunca tasfiyesine karar verilen bazı yatırım fonlarında tasfiye sürecinin adil, şeffaf ve etkin şekilde yürütülmesi konusunda hassasiyetimiz var. Ödemelerin hukuki güvenceye kavuşturulması önemli. Bu çerçevede teklif edilen kanun Plan Bütçe Komisyonunda kabul edildi, görüşülecek muhtemelen bu hafta. Tabii bu Fon Koordinasyon Kurulu tarafından Plan Bütçe Komisyonunda kabul edilen mevcut kanun bu bahsettiğim yaklaşımları garanti altına alırken, bunun yanında daha önce de ifade etmiştik, bir daha böyle şeylerin tekerrür etmemesi için yapısal tedbirlerin alınması, sistemsel bir vites yükseltilmesi son derece önemli.

Bu çerçevede bu mevcut kanun teklifinin yanı sıra sermaye piyasasındaki yapısal sorunların giderilmesini sağlamaya dönük, aynı zamanda düzenleyici ve denetleyici mekanizmaların güçlendirilmesine dönük, aynı zamanda yaptırım ve cezaların caydırıcılığının artırılmasına dönük ve sermaye piyasasında sermaye piyasası kanununda kalıcı ve kapsamlı değişiklikleri öngören bir taslak çalışması üzerinde de çalışmalar devam ediyor.

Haberin Devamı

KAYIP VE ZARARLAR SORUMLULARDAN TAHSİLİ HEDEFLENİYOR

Şimdi tabii tasfiyesine karar verilen bazı yatırım fonları hakkındaki kanun taslağı çalışmaları çerçevesinde bu Plan Bütçe Komisyonunda kabul edilen birinci olarak kanun teklifiyle tasfiyesine karar verilen yatırım fonlarından bu düzenlemenin yayımı tarihinde tasfiyesi tamamlanmış olanlarının dediğim gibi adil, şeffaf ve etkin bir şekilde tasfiyesi amaçlanıyor. Ayrıca bu fonların mal varlığından hukuka aykırı olarak çıkarılan değerlerin geri kazanılması hedefleniyor. Fon kayıp ve zararının sorumlulardan tahsili hedefleniyor ve geri kazanan değerlerin bu fon payı sahibine ödenmesi şeklindeki usul ve esasları düzenleyecek Yüce Meclis bunu tartışacak.

Ve Yüce Meclis'in tartışmasıyla birlikte bu hedeflere ulaşacak şekilde bu düzenlemenin hayata geçmesi esas olacak. Tabii tüm bunun siyasi çerçevesini oluşturan şey, siyasi iradesini oluşturan şey bütün bu adımları etkili bir şekilde atarken, dediğim gibi fon şeytanları ve fon dolandırıcıları dediğimiz bu sahtekar ve tamahkarlarla meşru yatırımcıyı birbirinden ayırt etmek, buradaki sorunla ekonominin bütününün gücü arasındaki ayırt edici yaklaşımlara önem vermek çok önemli.

Herhangi bir şekilde bunların bir siyasi linç kampanyasıyla insanların hedef gösterilmesi de doğru değil. Herhangi bir siyasi himayeyle herhangi bir iddianın üzerine gidilmemesi gibi bir yaklaşım da söz konusu olamaz. Hem siyasi linçe karşı olduğumuzu, hem siyasi himayeye karşı olduğumuzu net bir şekilde söylüyoruz.

"FON DOLANDIRICILIĞININ ÜZERİNE SONUNA KADAR GİDECEĞİZ"

Bunun da yolu adliyenin ve maliyenin çalışmaları çerçevesinde bütün gerçeğin açığa çıkmasıdır. Bu açığa çıkması üzerinden bu argümanların geliştirilmesidir. Yoksa siyasi polemik konusu yapmak üzere çeşitli şeyler çarpıtıldığı zaman o zaman mesele yanlış yerlere gidebiliyor. Bu sefer gerçekten üzerine gidilmesi gereken meselelerle ilgili enerjiler başka yerlere kaydırılmış oluyor. Ama burada bizim kararlılığımız nettir ve açıktır. Bu fon şeytanlığının, bu fon dolandırıcılığının üzerine sonuna kadar gideceğiz. Kime yakın, kime uzak, kime kimi kim nerede duruyor, hangi makam sahibi, bunların hiçbirinin önemi yok.

Dediğim gibi ne siyasi linçle mahkum ettiririz herhangi bir kimseyi, ne de siyasi himayeler hangi bir iddianı örtbas ettiririz. Gerçek sonuna kadar açığa çıkacak ve yanlış yapanlardan bunun hesabı en güçlü şekilde sorulacak.

Değerli arkadaşlarım, bir diğer konu biliyorsunuz Irak'ın bütünlüğü konusunda cumhurbaşkanımızın yıllardır verdiği bir mücadele var. Irak'ta çeşitli başbakanlarla çalıştı, başbakanlığı döneminden itibaren sayın cumhurbaşkanımız ve orada bütün unsurların Türk, Kürt, Türkmen, Arap ve bütün mezhep unsurlarının bir arada yaşaması, bütüncül bir Irak profilinin ortaya çıkması için cumhurbaşkanımızın neredeyse çok uzun zamana yayılan bir gayreti, bir çabası, bir emeği var.

Buradaki önemli başlıklardan bir tanesi Irak'taki Türkmen kardeşlerimizin kendilerine hak ettikleri yeri bulabilmeleriydi. Tabii sayın Irak Başbakanı Ali Zeydi bu çerçevede son derece kapsayıcı çalışmalar ortaya koyuyor. Hem terörüz bölge konusunda sayın başbakanın çok doğru yaklaşımları olduğunu görüyoruz, hem de bütünsel herkesi kapsayan hükümet modelinin ortaya çıkması konusunda son derece doğru yaklaşımları var. Bu çerçevede Irak Türkmen Cephesi Başkanı Muhammed Seman Ağa'nın Irak hükümetinde devlet bakanlığı görevine seçilmesini son derece olumlu bir adım olarak değerlendiriyoruz.

Bu hem Irak'ın asli unsuru olan Türklerle, Araplarla birlikte asli unsuru olan Türkmen kardeşlerimizin tarihi bir aşamaya geçtiğini gösteriyor, hem de Türkiye açısından Irak'ın birliği, bütünlüğü, toprak bütünlüğü, egemenliği ve bundan sonra geleceğe bütün herkesi kapsayan hükümet modelleriyle ilerlemesi bakımından da son derece önemlidir. Bunun son derece kıymetli olduğunu düşünüyoruz.

TERÖRSÜZ TÜRKİYE KONUSUNDA HASSASİYET UYARISI

Sayın Cumhurbaşkanımızın, genel başkanımızın her zaman üzerinde hassasiyetle durduğu bir konu da terörsüz Türkiye süreci ve terörsüz bölge süreci konusundaki gelişmeler. Burada Sayın Cumhurbaşkanımız, genel başkanımız, AK Parti ve Cumhur İttifakı'nın birlik ve bütünlük içerisinde bir yürüttüğü bir politika olan, bu politikanın başarıya ulaşması için gereken hassasiyetin gösterilmesi konusunda her zaman MKYK'mıza ve MYK'mıza hatırlatmalarda ve uyarılarda bulunuyor.

İSRAİL, BATI ŞERİA'YI GAZZELEŞTİRİLMEYE ÇALIŞIYOR

Geldiğimiz noktada da burada çevre etrafımızdaki gelişmelere baktığımızda aslında terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge sürecinin ne kadar kıymetli, zamanlamasının ne kadar doğru bir süreç olduğunu hep beraber görüyoruz. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'in İran'a saldırısından sonra bölgede ortaya çıkan tablo, Gazze'deki soykırım devam ederken İsrail'in Batı Şeria'ya da Gazzeleştirmeye dönük attığı adımlar, Lübnan'a yaptığı saldırılar, Suriye topraklarına yaptığı saldırılar, yine Suriye içerisinde Süveyda bölgesindeki ayrılıkçı grupların bütün bu faaliyetlerini gördüğümüzde aslında çok daha büyük bir siyasi projenin yürürlüğe koyulmaya çalışıldığını görüyoruz.

Dün Netanyahu'nun yayınladığı bir harita vesilesiyle de bir tartışma ortaya çıkmıştı. Siyonist işgalcilik ve emperyalist bölücülük adeta kol kola girmiş, bölgedeki Türkleri, Kürtleri, Arapları birbirlerinden uzaklaştırmak, aralarında fitne çıkarmak için elinden gelen bütün enstrümanları, çabayı devreye sokmuş durumda.

Hem bu emperyalist bölücülüğe karşı, hem Siyonist işgalciliğe karşı en güçlü duruşu bölge halkları olarak kardeş ülkelerle birlikte sergilemek durumundayız. Bu bakımdan, terörsüz Türkiye süreci aynı zamanda bir terörsüz bölge süreci olarak, terörsüz Türkiye ve terörsüz bölgenin kol kola yürüyen, iç içe geçmiş, birbirinden ayrılmaz kader birliği olan süreçler ve kavramlar olduğunu ifade etmiştik. Bu hem milletimizin huzurunu ve bekasını teminat altına alma bakımından, hem de bölgedeki kardeş halkların üzerindeki Siyonist işgalcilik ve emperyalist bölücülük temelli siyasi projelerin berhava edilmesi bakımından son derece kıymetli,  sonuçlar doğuracaktır.

NEÇİRVAN BARZANİ'YE ÖNERİSİ İÇİN TEŞEKKÜR EDİYORUZ

Tabii Kuzey Irak yönetiminden Sayın Barzani, Neçirvan Barzani bu adımları sebebiyle Sayın Cumhurbaşkanımızın, Nobel Barış Ödülü'nü hak ettiğini vurgulamıştır, kendisine teşekkür ediyoruz. Ama tabii bunlar çeşitli mekanizmalar,  çeşitli şekillerde gündeme geliyor. Ama Cumhurbaşkanımızın en önemsediği şeyin bölge halklarının kardeşliği, onların rızası ve duası olduğunu ve siyasi gayretini o çerçevede sürdürdüğünü bir kere daha ifade etmek isterim.

Zaman zaman terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge ile ilgili aksamalar olduğuna dair birtakım yaklaşımlar ortaya çıkıyor. Tabii bunlar inişli çıkışlı süreçlerdir, lineer süreçler değildir, doğrusal süreçler değildir. Bazen bir ayda gidemediğiniz ilerlemeyi bir yerde elde edemediğiniz ilerlemeyi bir günde elde edersiniz. Bazen tersi olur.

O sebeple önemli olan buradaki çalışmaların doğru yapılmasıdır. Biz tabii çok sayıda olumsuz cümle, söylem, negatif yaklaşım görüyoruz. Tek tek bunlara cevap vermeye kalksak odağımızı kaybederiz. Odağımız terörsüz Türkiye'nin ve terörsüz bölgenin hedefine ulaşmasıdır. O yüzden odağımızdan ayrılmamalıyız. Odağımız konusunda hassasiyetimizi en güçlü şekilde korumalıyız. Sayın Cumhurbaşkanımızın, genel başkanımızın bize verdiği talimat da budur.

İşte birtakım kavramsal çerçeveler birbirine çarpıştırılıyor. Birtakım kelimeler birbirine çarpıştırılıyor. Birtakım öncelikler, sonralıklar birbirine çarpıştırılıyor. Ama esas bellidir. O da bu çerçevede Sayın Bahçeli'nin yaptığı tarihi çağrıdan sonra Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölgenin bir devlet politikasına dönüşmesiyle birlikte yüce meclis de devreye girmiştir. Oradaki komisyonla birlikte rapor hazırlanmıştır. Daha sonra da silah bırakmayı temin edecek PKK terör örgütünün tasfiyesini tamamlayacak mekanizmanın ne olduğuna dair kanun 467 gibi tarihi bir kararla çıkmıştır.

"SİLAH BIRAKILINCA KANUN OTOMATİK OLARAK DEVREYE GİRECEK"

Bundan sonrasında yapılması gereken bu kanunun gereklerini yerine getirmek, kanunun gerekleri yerine gelip de terör örgütünün tasfiyesi ve silah bırakılması gerçekleştiğinde kanun zaten otomatik olarak devreye girecek ve süreç sağlıklı bir şekilde işleyecektir. Onun dışında sürekli olarak mekanizmanın üzerindeki yorumlar çeşitli tarih bildirmeler, çeşitli yol göstermeler, çeşitli olumsuz değerlendirmeler bu meselenin dışında devletin kurumları Cumhurbaşkanımızın talimatıyla işinin başındadır. Üzerlerine düşeni biliyorlar. Yüce Meclis'in de onayladığı yasayla birlikte yol haritası iyice berraklaşmıştır.

Yol haritasının siyasi tarafı, sosyal tarafı aynı şekilde dediğim gibi kanuni zemini oluşmuştur. Yıllardır şu söylenirdi: bu işlerde  siyasi irade olsa bile bir kanuni zemin oluşmadığı için ilerlenemiyor denirdi. E bu kanuni zemin de oluşmuştur. Bundan sonrasında önemli olan mekanizmanın hızlı bir şekilde  çalışmasıdır.

Bunun karşısında duran yani terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge sürecini bütün bu berraklığın dışına çıkarmaya çalışan burada flu bir alan oluşturmaya çalışan ve bu süreci baltalamaya çalışan hangi odak olursa olsun Siyonist işgalciliğin ve emperyalist bölücülüğün yanında kendisini konumlandırmış olur.

TERÖRSÜZ TÜRKİYE HERKESİN FAYDASINA OLAN BİR SÜREÇ

Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge süreci; Türk'ün, Kürt'ün, Arap'ın, Süryani'nin, Alevi'nin, Ezidi'nin, Nusayri'nin, Şii'nin herkesin faydasına olan bir süreçtir. Herkesin hakkı olan huzuru ve refahı ve güvenliği getirecek bir süreçtir. O sebeple bunun karşısında duranın tüm bu kavramlarla kavgası olduğu ortaya çıkmış olur.

Dikkatli bir dil kullanmak lazım. Birtakım yanlış projelerin parçası olacak yaklaşımlardan uzak durmak lazım. İşin olumlu tarafına, işin pozitif tarafına odaklanmak lazım. Şimdiye kadar olumlu anlamda pek çok adım atıldı, pozitif anlamda pek çok gelişme yaşandı. Bunları daha da güçlendirecek adımlar atma konusu irade Cumhur İttifakı'nda vardır.

Ama dediğim gibi 467 ile gerçekleşen, ortaya çıkan iradenin, içerdiği yasanın içerdiği yol haritasına uyulduğu müddetçe herhangi bir kaza ihtimali söz konusu olmayacaktır. Tabii ki biliyoruz, istihbari olarak biliyoruz, siyasi olarak biliyoruz; süreci sabote etmek isteyen, Siyonist işgalciliğin ve emperyalist bölücülüğün sponsoru olan bazı ülkeler, bazı odaklar olduğunu biliyoruz, görüyoruz. Ama burada herkes basiret ve sağduyuyla bu sürecin doğru sonuca ulaşmasını sağlamaya çalışmalıdır.

"BU BİR KADER BİRLİĞİDİR"

Tarih bunun üzerine bugün kuruluyor. Bütün bu fitne senaryolarına karşı, bütün bu emperyalist senaryolara karşı Türksüz Kürt, Kürt'süz Türk, Türk ve Kürt olmadan Arap, Arap olmadan Türk ve Kürt doğru, huzurlu ve anlamlı bir geleceğe kavuşamaz. Bu bir kader birliğidir. Bu hem kaderdaşlıktır hem de geleceği beraber kurma iradesidir. Bu gözle bakmamız gerekir diye değerlendiriyoruz.

Tabii İsrail'de seçimler vesilesiyle mevzi kaybeden soykırım şebekesi, burada hem Gazze'de ikinci aşamaya geçilmesini engellemeye çalışıyor. Hamas kabul ettiği halde Netanyahu hükümeti ikinci aşamaya geçilmesini kabul etmiyor, bunu engelliyor. En basitinden yeterli miktarda insani yardımın oraya ulaşmasını bile engelliyor ve halen de saldırılarla Gazze'de insan öldürmeye devam ediyor.

E şimdi Batı Şeria'da yine adımlar atmaya başladılar ve yeni birtakım onların tabiri yerleşim yerleri açıyoruz diyorlar. Biz yerleşim yerleri demiyoruz. Biz oraya hırsızlık bölgeleri diyoruz, işgal bölgeleri diyoruz. Yani bu yerleşim yeri tabiri daha önce de söyledim, çok yanlış bir tabir ya da yerleşimci tabiri yanlış bir tabir. Filistinlilerin toprağına çöken kişinin adı yerleşimci değil, hırsızdır. Filistinlilerin toprağında kendisine yer yapmaya çalışan grup, guruh, her kimse, onlar da yerleşimci değil, bir hırsızlık şebekesidir.

Onun için bu yerleşimci ve yerleşim yeri tabirinden uzak durmak lazım. Batı Şeria'daki Filistin toprağını Filistinlilerin elinden çalmaya çalışan, orayı gazzeleştirmeye çalışan gelişmelere karşı da bütün gücümüzle gereken mücadeleyi vermeye çalışıyoruz. Cumhurbaşkanımız çok güçlü bir diplomasi trafiği yürütmeye devam ediyor. Özellikle Mescid-i Aksa'nın statüsü konusunda geçenlerde yine bir mabette maalesef talmudik birtakım ritüellerle yapılan, camide yapılan talmudik ritüellerle yapılan saygısızlıklar konusu gereken tavrı uluslararası bütün platformlarda göstermeye devam ediyoruz.

"SOYKIRIM ŞEBEKESİNİN BÜTÜN AÇIKLAMALARI TAMAMEN YALAN SİYASETİ ÜZERİNE KURULU"

Tabii Netanyahu zemin kaybettikçe seçim kampanyasını Cumhurbaşkanımıza karşıtlık üzerine kurmaya çalışıyor. Bunun bizim için herhangi bir hükmü yok. İsrail'deki bu soykırım şebekesinin bütün açıklamaları, Cumhurbaşkanımız hakkındaki bütün açıklamaları hezeyandan ibaret açıklamalardır. Ve tamamen yalan siyaseti üzerine kuruludur. Ama bu yalan siyasetinin ve bu hezeyanların bu soykırımı ve onların siyasi sıkışmışlıklarını örtbas edecek hiçbir tarafı yoktur. Cumhurbaşkanımız hakkında, Türkiye hakkında, partimiz ve Cumhur İttifakımız hakkında yapılan yayınların hepsini yok hükmünde sayıyoruz. Biz doğruyu söylemeye, İnsanlık İttifakının gür sesi olarak hakikati ifade etmeye bundan sonrasında da devam edeceğiz.

İstanbul'daki sel felaketi ile ilgili olarak gerçekten çok üzgünüz. Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet diliyoruz. Çeşitli illerde de sel felaketleri oldu. İstanbul ve diğer illerdeki bu felaketlerden zarar gören vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Hayatını kaybedenlere Allah rahmet eylesin. Buradan ailelerine başsağlığı dileklerimizi arz ediyoruz.

Burada AFAD, Çevre Şehircilik Bakanlığı, bütün devletin ilgili kurumları çalışmalar yapıyorlar. Buradaki hasar tespitleriyle birlikte ilgili kurumların birtakım zararların tazmini konusundaki yaklaşımını da somut olarak vatandaşlarımız görecekler.

Ve değerli arkadaşlarım çok istismar edilen bir konuydu muhalefet tarafından. Mekke ortak savunma anlaşması. Bilindiği gibi meclise sevk edildi. Fakat şimdiye kadar birçok bu konuda maalesef provokasyon yapıldı ve yalan söylendi. Önce bunun NATO'ya alternatif bir anlaşma olup olmadığı sorgulandı.

"YALAN SİYASETİ DOLAŞIMA SOKULDU"

Halbuki burada net bir şekilde ifade ettik. Bu NATO'ya alternatif olmadığını, tam tersine uluslararası güvenlik mimarisinin tamamlayıcı bir mekanizması olduğunu net bir şekilde ifade ettik ki NATO üyesi pek çok ülkenin de güvenlik mimarisinin tamamlayıcısı olarak içinde bulunduğu başka anlaşmalar da var. Mekke anlaşmasını da bu şekilde düşünmek lazım. Bu anlaşma kapsamındaki askeri destek, kuvvet konuşlandırması ve diğer unsurların işte meclisin onayı olmadan, anayasal süreçlere tabi olmadan hükümetimiz tarafından hayata geçirilmeye çalışıldığına dair bir yalan siyaseti de epey dolaşıma sokuldu. Halbuki böyle bir şey söz konusu değil. Yüce Meclis'in onayı ve anayasal süreçler dahilinde bu anlaşma Türkiye tarafından işletilecektir.

Başka ülkelerin de bu anlaşmaya katılması, bu anlaşmanın prensipleri, amaçları açısından son derece kıymetli olacaktır. Sayın Cumhurbaşkanımız hem bölgemizdeki bu anlaşmanın içerdiği Yakın Doğu, Orta Doğu bölgesi, hem Kafkasya, hem Balkanlar için çeşitli zamanlarda çeşitli modelleri gündeme getirmiştir. Ve bu Mekke Ortak Savunma Anlaşması da Doğu Akdeniz'den aslında Kızıldeniz ve Körfez'e kadar uzanan bölgede bizim barış, istikrar ve istikrarsızlaştırıcı faaliyetlere karşı bölgesel caydırıcılığı ortaya koyma yaklaşımımızın bir ürünüdür.

Sayın Cumhurbaşkanımız çok uzun zamandır Doğu Akdeniz'den Kızıldeniz ve Körfez'e kadar olan bölgeyi içeren iş birliklerinin ekonomik anlamda olsun, güvenlik anlamında olsun sıkılaştırılması ve güçlendirilmesi gerektiğini ifade etmektedir. Tabii bazı çevreler henüz bilgiye sahip olmadan bunu hemen yine bir eksen kayması ve kontrolsüz ve onaysız asker gönderme mekanizması olarak değerlendirdiler. Halbuki bunların hepsi asılsızdır.

"TSK'NIN HER TÜRLÜ YURT DIŞI GÖREVİ ANAYASAYA BAĞLILIKLA GERÇEKLEŞİYOR"

Her türlü yurt dışı görevi Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri'nin meclisin iradesine, anayasamızın 92. maddesine ve milli egemenlik ilkelerimize tam bir bağlılıkla gerçekleşmektedir. Bundan sonrasında da böyle olacaktır. Zaten yüce meclis bunu bu çerçevede tartışacaktır, değerlendirecektir. Arkadaşlarımız da o tartışmalar sırasında hakikati ortaya koyacaklar.

Yine biliyorsunuz Suudi Arabistan'a yapılan saldırıları güçlü bir şekilde kınadık. Özellikle Mekke-i Mükerreme'ye yapılan saldırılar hiçbir şekilde kabul edilemez. Bunun yanı sıra Riyad, Doğu Bölgesi, Necran, Abha, Hamis, Muşaitkentlerine füzeler ve İHA'larla saldırı yapılması da hem kardeş Suudi Arabistan'ın güvenliğine bir tehdit oluşturması bakımından reddettiğimiz, kınadığımız, lanetlediğimiz faaliyetlerdir. Hem de bölgesel güvenliği tehdit etmektedir.

Halen Hürmüz Boğazı'ndaki istikrarsızlık devam ederken bir de Babülmendep'in konuşulmaya başlanması bu artık bir felaket senaryosuna dönüşür. Bölgesel değil, artık küresel barışı da doğrudan etkileyecek bir sonuç doğurur. Dolayısıyla Körfez bölgesindeki tırmanmalar karşısında hem Hürmüz Boğazı'ndaki seyir seferin güvenliğinin sağlanması hem de kardeş ülkelere dönük bu saldırıların sona ermesi gerektiğini bir kere daha ifade ediyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanımız da Suudi Arabistan konusundaki kardeş Suudi Arabistan'la dayanışmamız konusundaki diplomasi trafiğini yürütmektedir.

View the original on Hürriyet →

KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.