Odaların içinden İstanbul

İrlandalı ressam Hector McDonnell, İstanbul’u uzaktan seyretmek yerine şehrin içine girerek resmediyor. Rüstem Paşa Camisi’nin mihrabından Pandeli’nin merdivenlerine ya da Çengelköy’de bir pencereye uzanan ‘Istanbul’s Light’ sergisini Londra’da gördüm.


Haberlerimizi Google’da Takip Edin
Gelişmelerden anında haberdar olun.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin
Haberin Devamı
Londra’da prestijli sanat galerilerinin birbiri ardına sıralandığı St. James’s semtindeydim geçen hafta. Duke Street’teki Gallery 8’in duvarlarında İstanbul vardı. Şule Gazioğlu Gallery’nin Londra’daki ilk sergisi olan ‘Istanbul’s Light’ İrlandalı ressam Hector McDonnell’ın şehirde gördüklerinden oluşuyordu. 1947 Belfast doğumlu McDonnell uzun kariyeri boyunca Avrupa ve Amerika’da sergiler açmış bir ressam. 1979’da Darmstädter Kunstpreis’ı (prestijli bir sanat ödülü) kazanmış, Belfast’taki Ulster Museum’da retrospektifi düzenlenmiş. Mimari ve iç mekânlar, resimlerinde sık sık karşımıza çıkan konular. İstanbul’da da gözü şehrin alışıldık panoramasından çok ayrıntılara kaymış. Rüstem Paşa Camisi’nin içi, Yeni Cami’de bir geçit, Pandeli’nin merdivenleri, Topkapı Sarayı’nın odaları, Çengelköy’de eski bir ev, Üsküdar’da balık pazarı... Tarihi ve anıtsal olanla gündelik hayat eserlerinde yan yana duruyor. Benim merak ettiğim de İstanbul’a dışarıdan bakan bir ressamın şehirde ne gördüğüydü. McDonnell’a bunu sorduğumda “Gittiğim her şehirde beni çeken, orada yaşayan insanların hayatlarının içinde yarattığı güzellik” dedi. İstanbul’da da ilgisini çeken, insanların yaşadıkları yerlere kattıkları şeyler olmuş. Serginin adını veren başrol oyuncusuysa ışık. ‘Istanbul’s Light’ derken McDonnell yalnızca güzel bir sergi adı bulmuş değil. “Işık her şeye hayat veriyor” diyor. İstanbul’un ışığını ‘parlak ve dolu’ buluyor; bir yere ya da insana vurduğunda sıradan bir şeyi resmetmeye değer hale getirdiğini anlatıyor.
Haberin Devamı

Resimlerin karşısında durunca ne demek istediğini anlıyorsunuz. Işık bazen karanlık bir iç mekânı açıyor, bazen de gözünüzü normalde fark etmeyeceğiniz küçük bir ayrıntıya çekiyor. McDonnell’ın İstanbul’u büyük manzaralardan çok bu parçalar üzerinden kuruluyor.

Haberin Devamı
Gündelik güzellik
İstanbul’u resmeden Batılı bir sanatçıyla konuşurken oryantalizm meselesini de sormadan geçmek istemedim. McDonnell bu konuda net. Oryantalist bir bakışla ilgilenmediğini söylüyor; onu çeken, en başta anlattığı o gündelik güzellik. Bence serginin en ilginç tarafı da burada. Sanatçı İstanbul’u tek bir imgeye sıkıştırmıyor. Sarayla lokanta, camiyle pazar, tarihi bir yapıyla sıradan bir ev aynı merakın konusu olabiliyor. Şehir, onun resimlerinde görkemli bir fon olmaktan çok, bakıldıkça ayrıntıları çoğalan bir yere dönüşüyor. İstanbul belli ki onun için bitmiş bir mesele değil. Sorularıma verdiği cevapta “Aklım hâlâ İstanbul’da gördüğüm ve resmetmek istediğim şeylerle dolu” diyor. Sergiden çıkarken bende kalan duygu da buna yakın. Çok iyi bildiğimizi düşündüğümüz şehri, bazen başka birinin neye baktığını görerek yeniden fark ediyoruz.
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.