Başkan transferi futbolcu transferi değildir

Türkiye art arda yaşanan beklenmedik darbelerle şaşkına çevriliyor:
Aynı anda hem hızla yoksullaştırılıyor, hem sansürle baskı altına alınıyor, hem hapis cezalarıyla nefes alamaz hale getiriliyor, hem soyuluyor, hem etnik tartışmaların içine itiliyor, hem de rejim değiştiriliyor.
Hepsi aynı anda ve aynı sebeple gerçekleştiriliyor:
Bütün hepsi, sömürüyle ülke kaynaklarını bitiren “Şahsım Devleti”nin, seçmen nezdindeki desteğini yitirmesine rağmen iktidarını sürdürmek istemesinden dolayı uygulanıyor.
Yüksek sömürü, üretim verimliliğindeki yetersizlik, yüksek enflasyon, yüksek vasıtalı vergiler, düşük ücret ve maaşlar, servet transferleri, geçim sıkıntısı yaratıyor...
Televizyon kanallarına el konuyor...
Gazeteciler ve kamuoyu liderleri hapse atılıyor...
Göz göre göre “saadet zincirleri” (Ponziler) kuruluyor, piyasada ve borsada milyarlık soygunlar gerçekleştiriliyor...
Emperyalizmin yönlendirmesiyle, terör örgütü ile müzakereler bağlamında “Demokratik Politika” yerine “Etnikçi Politika” çizgileri izlenmeye başlıyor...
Yurtsever, namuslu bürokrat ve teknokratlar, sırf çalıştıkları belediyenin başkanı muhalif diye hapse atılıyor...
Ve bütün bunlar yapılırken iktidarın en önemli kaynağı olan “Milli İrade” olgusu, özellikle de Belediye Başkanı transferleriyle çöpe atılıyor!
Dün, gazetenin “Olayların Ardındaki Gerçek” sütununda ifade edildiği gibi, “AKP, Milli İrade İlkesini Terk Ediyor”.
Bir futbolcu, iyi futbol oynadığı için ünlenir, değerlenir.
Transferi, onun bu kişisel yeteneğinin karşılığıdır:
Kendisi de para kazanır, kulübüne de para kazandırır.
Üstelik ünü, şanı şöhreti de artar.
Bir politikacı ise Türkiye’de, şahsi yeteneklerinden dolayı değil, bir partinin adayı olduğu için seçilir.
Seçildikten sonra, rakip partiye transferi, hem partisini, hem çalışma arkadaşlarını, hem de daha önemlisi, kendisine oy verenleri, yani “milli iradeyi” aldatmış olduğu anlamını taşır.
Üstelik ünü, şanı şöhreti de lekelenir.
Bence bu seçilmiş politikacı transferi, hem genel ahlaka, hem de siyasal ahlaka aykırıdır!
Brezilya, Filipinler, Hindistan, Güney Afrika gibi ülkelerde görülen ve Hindistan’la Güney Afrika’da makam kaybına bağlanarak engellenen bu transferler doğrudan doğruya “Demokratik Rejimlerin” altını oyarlar.
Çünkü hepsi aslında bu transferi yapan iktidarların “milli irade”ye olan saygısızlıklarının yani Demokratik Rejim karşıtlıklarının bir ifadesi ve bir kanıtıdır.
Hele bir de bizim Üsküdar ve Ataşehir örneklerinde görüldüğü gibi Belediye Meclisi Üyeleri üzerinde her türlü ödül ve ceza baskılarının kullanıldığı süreçler gündeme geliyorsa o zaman “Demokratik Rejim”, “Milli İrade” ve her türlü “Ahlak” bütünüyle zedelenmiş olur.
Demokratik Rejim, seçildikten sonra, seçim öncesi vaatlerin tam tersinin yapıldığı veya seçilenlerin parti değiştirdiği bir rejim değildir:
Ayrıca Demokratik bir rejimde seçilen iktidarlar, gerçekleri anlatan televizyon kanallarına el koymak ve gerçeklere ilişkin haberler yapan gazetecileri hapse atmak yetkisine de sahip değildirler!
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.