Özel Haber | 11 Eylül'de Ölen Tek Türk: Zühtü İbiş | Son sözü “Merak etmeyin iyiyim, birazdan görüşürüz” olmuş!
11 Eylül 2001 saldırılarında yaklaşık 3 bin kişi hayatını kaybetti. Onlardan biri Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Zühtü İbiş’ti. Kardeşi Mehmet İbiş, saldırıların 25. yıl dönümünde CNN Türk’ten Serdar Korucu’ya konuştu. İbiş, “Lütfen Türk halkı unutmasın, Türkiye de o saldırıda bir can kaybetti” dedi.
ABD’deki 11 Eylül 2001 saldırılarının üstünden 25 yıl geçti. O saldırıda hayatını kaybeden tek Türk vatandaşı Zühtü İbiş’in kardeşi Mehmet İbiş, CNN Türk’ten Serdar Korucu’nun sorularını yanıtladı.

İbiş, haberi ilk olarak bir iş arkadaşından öğrendiğini söyledi:
“İş yerindeydim. Her sabah olduğu gibi... Bir arkadaşımdan telefon aldım. Olayın vahameti belli değildi. Arkadaşım da "Binalara uçak çarptı, abin işe gitti mi?" diye sordu. Ben de "Evet gitti" dedim. Sonra internetten haberlere baktım. Ben de açıkçası ilk etapta ciddiye almadım. Binadan dumanlar yükseliyordu. Abimle iletişime geçmeye çalıştım ama ulaşamadım. Kuzey Kule'de çalışıyordu. Üçüncü katta ofis numarasını aradım. Cep telefonunu aradım. O zaman çağrı cihazları vardı. Çağrı cihazına mesaj attım defalarca, ulaşamadım.“

Mehmet İbiş, abisine ulaşamaması ardından ailesini aradığını anlattı:
“Sonrasında babamı aradım, arka planda annemin ağlama seslerini duyuyordum. Babam dedi ki "Oğlum, hemen işyerini kapat, buraya gel. Olay ciddi" dedi. Arabaya atlayıp oraya gittim. Eve ulaştığımda çok kötü bir manzara vardı. Yeğenim 2 yaşındaydı o zaman. O camın önüne yapışmış ağlıyordu. Babasını bekliyordu. Her gün o pencereden babasının gelişini izlerdi. Tabii o da bir şeyler olduğunu anladı. Son konuşmasını eşiyle yapmış. Uçak çarptıktan sonra telefon edip "Böyle böyle bir şey oldu. Merak etmeyin iyiyim. Şu anda ofisimdeyim. Şimdi kapatmam lazım, itfaiyeciler geldi" deyip telefonu kapatmış. "Birazdan görüşürüz" diye aramayı sonlandırmış. Annem ağlıyordu. Ben içeriye girer girmez yakama yapışıp "Ne olur, git abini bul" dedi ve ben orada daha fazla duramadım. Oradan çıkıp New York'a ulaşmanın yollarını aradım.”
Saldırının ardından polisin tüm yolları kapattığını belirten Mehmet İbiş, o ilk gün yaşadıklarını da CNN Türk yayınında paylaştı:
“Olayın etkisiyle çok yüksek hızlarda ilerliyordum ve yaklaştıkça ilk önce George Washington Köprüsü'ne yöneldim. Kapatmışlardı ve böyle kilometrelerce trafik yani araç kuyrukları oluşmuştu. Nehrin New Jersey tarafına ulaşmayı başardım. Sahil kenarına inip orada tekneler vardı. Onlardan karşıya geçmelerini istedim ama hiçbiri kabul etmedi. Tren istasyonu nehrin bu tarafında, bana dediler ki "Feribotlarla oradan kurtulanları karşıya geçiriyorlar." Bütün günüm orada geçti. Düşünün masmavi bir gökyüzü, güneşli bir gökyüzü ve karşınızda Manhattan manzarası. O adanın en yüksek iki kulesinin üzerinde dumanlar yükseliyor. Korkunç bir manzaraydı. Oradan insanlar feribotlarla getiriliyordu ve herkes çok kalın bir toz tabakası içindeydi. Hatta orada itfaiye erleri gelen insanların üzerlerindeki tozları giderebilmek için hortumlarla insanları temizliyorlardı. O anda tren istasyonunun içerisindeydim. Kalabalıkta abimi bulmaya çalışıyordum. Çok büyük bir gürültü geldi. Hatta orada da izdiham olmuştu. Sonradan öğrendik ki binaların yıkılma gürültüsüymüş.”



11 Eylül akşamı saat 10 civarında artık seferlerin durması üstüne kendisine "Sabah 6'da tekrar insanlar taşınmaya başlanacak" denildiğini belirten İbiş, eve döndüğünü ama uzun süre kalamadığını ifade etti. Sonrasında abisini ararken gözaltına alındığını söyledi:
“Tekrar gittim oraya. 3 arkadaşım da bana eşlik ettiler. O zaman uyuyakalmışız. Açıkçası arabanın içerisinde el fenerleri ışığıyla ve cama tıklamalarla uyandık. En kötü tecrübeyi orada yaşadık zaten. Gözaltına alındık. Çok kötü bir muamele gördük. Aracımız bomba uzmanları tarafından arandı, köpekler tarafından arandı. Psikolojik baskıya uğradık. "Bomba nerede? Hemen söyleyin. Yoksa şöyle olur, böyle olur" dediler. Ben de o günün acısıyla "Nasıl inandırabilirim sizi? Ben abimi aramak için buradayım. Sabah 6'da bu tren istasyonunun tekrar açılmasını bekliyorum" dedim. Sonra bir ara işler iyice kızıştı. Beni çevreleyen 4-5 polis vardı. Bir anda ne tetikledi bilmiyorum. Hepsi birden silahlarını başıma dayadılar. "Sakin olun" dedim, "Yanlış yapıyorsunuz. Sizin başınız belaya girer." Gözümün ucuyla birinin parmağının tetikte olduğunu gördüm ve eli titriyordu. Her an o tetiği düşürebilirdi. O sırada o bütün gün gördüğüm oradaki yetkili geldi. O beni tanıdı. Polis memurlarıyla biraz tartıştılar, ettiler ve sonradan gelip defalarca özür dileyip beni de bıraktılar.”
Abisinin kimliğini tespit sürecinde hem diş fırçası, tarağı, tıraş bıçağından hem de aileden DNA örnekleri alındığını söyleyen Mehmet İbiş, “İlk 6 ay evimiz cenaze evi değildi. Kayıp aranıyordu. 6 ay boyunca her gün bütün hastaneleri, bütün kriz merkezlerini aradık, altına bakılmadık taş bırakmadık bütün New York'ta. Abime ait ilk tespit 6 ay sonra geldi. O günden sonra artık bizim evimiz cenaze evi oldu maalesef” dedi.
İbiş, tespitin yapıldığı gün yaşadıklarını da aktardı:
“Tekrar gittim oraya. 3 arkadaşım da bana eşlik ettiler. O zaman uyuyakalmışız. Açıkçası arabanın içerisinde el fenerleri ışığıyla ve cama tıklamalarla uyandık. En kötü tecrübeyi orada yaşadık zaten. Gözaltına alındık. Çok kötü bir muamele gördük. Aracımız bomba uzmanları tarafından arandı, köpekler tarafından arandı. Psikolojik baskıya uğradık. "Bomba nerede? Hemen söyleyin. Yoksa şöyle olur, böyle olur" dediler. Ben de o günün acısıyla "Nasıl inandırabilirim sizi? Ben abimi aramak için buradayım. Sabah 6'da bu tren istasyonunun tekrar açılmasını bekliyorum" dedim. Sonra bir ara işler iyice kızıştı. Beni çevreleyen 4-5 polis vardı. Bir anda ne tetikledi bilmiyorum. Hepsi birden silahlarını başıma dayadılar. "Sakin olun" dedim, "Yanlış yapıyorsunuz. Sizin başınız belaya girer." Gözümün ucuyla birinin parmağının tetikte olduğunu gördüm ve eli titriyordu. Her an o tetiği düşürebilirdi. O sırada o bütün gün gördüğüm oradaki yetkili geldi. O beni tanıdı. Polis memurlarıyla biraz tartıştılar, ettiler ve sonradan gelip defalarca özür dileyip beni de bıraktılar.”

İbiş, hala herhangi bir parçası tespit edilememiş çok sayıda insan olduğunu söyledi:
“O ilk haber geldiğinde bütün aile zaten her şeyi baştan yaşamıştı. Yani çok kötü bir durumdu. Orada bir karar aldık. Sadece ve sadece bana haber verildi. Her defasında şeyi sordum: "Başka bulunma ihtimali var mı?" "Var" dediler ve altıncıda "Artık çok çok düşük bir ihtimal" dediler. Bütün parçalarını teslim alıp cenaze töreni yaptık ve memlekete mezarını yaptık. Defin işlemini gerçekleştirdik.”
Memleketleri Yozgat’a cenazeyi götürdüklerini anlatan Mehmet İbiş, ailenin ABD’ye göç sürecini de şöyle aktardı:
“Babam 1984 yılında geldi. Yaklaşık 5 yıl içerisinde falan vatandaşlığını aldı. Bizi getirebilirdi ama bizim Türkiye'de yetişmemizi istemişti. Bizleri liseyi bitirdikten sonra peyderpey getirdi. Abim 93 yılında geldi. 95 yılında ben liseyi bitirdikten sonra geldim, kız kardeşimle birlikte. 96 yılında da annem ve yengem geldiler. Yani 1996 yılında bütün aile buradaydı. Abim bilgisayar mühendisiydi. Çalıştığı şirket en çok mensubu kaybeden şirketti zaten. Hep gittiğimizde orayı işaret ederdi. "Bir gün orada çalışacağım" derdi, "Bir gün orada olacağım." "Niye?" dedim yani "Neden illa orası? "Dünyanın zirvesi orası" diyordu. Ve nihayetinde başardı. Gerçekten hayaliydi. Çok çalıştı.”

Mehmet İbiş, 11 Eylül ardından hak kazanmış olmasına rağmen vatandaşlık alma sürecinde kendisine zorluk çıkarıldığını da ifade etti:
“Evlendim. Eşimi getirmeye çalıştım. Sıkıntılar yaşadım. Onun öncesinde vatandaşlığa başvurmuştum ve en son mülakatta "Evet, bütün testleri geçtiniz ama vatandaşlığınızı bugün alamayacaksınız" dediler. "Peki neden?" dedim. "Soruşturmanız hala daha devam ediyor" dediler. Burada "background check" dedikleri yani bizim Türkiye'deki sicil soruşturmasından geçiyorsunuz. Bu süreç 4 buçuk yıl sürdü. Yapmadığım şey kalmadı. 4 tane avukat değiştirdim. Dedim "Ben teröristsem beni de Guantanamo'ya atın. İlla beni vatandaşı yapın demiyorum. Ben dünyanın en güzel ülkesinden geldim. Ülkeme dönmekte hiçbir sıkıntı yok." Bir arkadaşım vasıtasıyla bir avukatla tanıştım. O avukat "Mehmet" dedi, "Tek bir seçeneğimiz var Bütün federal devleti mahkemeye, hakimin önüne çıkaracağız." Başkan Bush'tan lokal ofisteki yetkiliye kadar bütün federal devleti mahkemeye verdik. Davayı açmadan önce uyardı. "Emin misin?" dedi, "Koskoca Amerikan federal devleti Türkiye'nin Yozgat'ından çıkıp gelmiş bir Mehmet'e kendi karizmasını çizdirmez. Kimse buna cesaret edemedi." Milyonlarca Müslüman sadece isimlerinden dolayı benimle aynı pozisyondaymış. Benim bundan haberim yoktu. "Haklıysam ölüme kadar giderim" dedim. "Sen delisin" dedi. "Yok, deli değilim, Türk'üm" dedim ve nitekim dedikleri de oldu. Böyle göstere göstere takip etmeye başladılar. Tabii pes ettiremediler ve sonuçta gayet net bir karar vermiş Hakim bey. 10 gün içerisinde dosyanın karara bağlanmasını yazılı emir olarak yolladı ve dava bu şekilde sonuçlandı. Bu 11 Eylül'ün bir sonucuydu. Annem başörtülü, babam sakallıydı. Müslüman olduğu sokağa çıktığında belli olan insanlarız. Toplumdan tepkilerle karşılaştılar. Çok olaylar oldu. Sözlü tacizlerde bulundular. Özellikle ilk 3-5 sene bunlar yaşandı.”

11 Eylül ile ilgili soruşturma süreci için “Kesinlikle tatmin olmadım” diyen İbiş, “Yüzlerce sayfalık bir kitap halinde araştırma raporu sunuldu. Orada verilen bilgilerin hiçbirine inanmıyorum. Çünkü fizik kurallarına aykırı. Hayatın doğal akışına aykırı bir sürü olay var. Ben sıradan bir insan olarak basit bir araştırmayla bile bu olayın anlatıldığı şekilde yaşanmasının mümkün olmadığını anlayabiliyorum. Bilinçli, planlı bir şekilde yapıldığına kesinlikle inanıyorum. Ülkeler yerle bir edildi, dünyanın düzeni baştan aşağı değişti. 11 Eylül bir milattı” diye ekledi.
"Bizim açımızdan sanki dün olmuş gibi. Hiçbir an aklımdan çıkmıyor. Acısı dinmiyor. Hani "Zaman her şeyin ilacıdır" derler ama zaman acıları katlıyor. Bunu yaşayan biliyor” diyen Mehmet İbiş, saldırıların 25. yıl dönümünde bir de çağrısı var:
“Özellikle bazen Türk televizyonlarında, tartışma programlarında 11 Eylül'den bahsederken "İyi oldu. Yaşattıklarını yaşadılar" gibi yorumlar yapıldığında bunlar bizi çok üzüyor. Abim o olayda hayatını kaybeden tek Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıydı. Belki unutuluyor. Lütfen Türk halkı unutmasın. Orada bir tane de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı hayatını kaybetti. Orada da bizim bir canımız gitti.”
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.