Topal ördek Trump şimdi dünya için daha mı tehlikeli?

Donald Trump Beyaz Saray’da kalıyor ama artık aynı siyasi güce sahip değil. Peki içeride sıkışan Trump dışarıda daha mı sertleşecek? Yoksa seçmeninin verdiği mesajı okuyup rotasını mı değiştirecek?
◊ Sandıktan çıkan sonuçla, Demokratlar hem Temsilciler Meclisi’nde hem de Senato’da çoğunluğu ele geçirdi. Üstelik yalnızca Demokratların güçlü olduğu bölgelerde değil. Cumhuriyetçilerin geleneksel kaleleri sayılan eyaletlerde de dengeler değişti.
◊ Kansas’ta 1932’den bu yana ilk kez bir Demokrat senatör seçildi. Teksas’ta James Talarico’nun zaferi, Cumhuriyetçilerin onlarca yıllık üstünlüğünü kırdı.
◊ Bu tabloyu sıradan bir ara seçim yenilgisi olarak görmek mümkün değil. Çünkü seçmen yalnızca Cumhuriyetçi adayları cezalandırmadı. Trump’ın ikinci başkanlık döneminin gidişatına itiraz etti.
Haberin Devamı
◊ Amerikan seçmeni Trump’ı Beyaz Saray’dan çıkarmadı. Ama Washington’daki hareket alanını daralttı.

SEÇMENİN ASIL İSYANI: EKONOMİ
Peki Trump neden kaybetti? Bu sorunun yanıtını yalnızca ideolojik kutuplaşmada, göçmen politikalarında ya da Demokratların seçim kampanyalarında aramak eksik olur. Amerikan vatandaşının günlük hayatında hissettiği ekonomik sıkışma ana meselelerden biri. Reuters’ın seçim çıkış anketlerine göre seçmenlerin yaklaşık onda dokuzu hayat pahalılığını oy tercihlerinde önemli bir faktör olarak görüyor. Yaklaşık üçte ikisi yüksek fiyatlardan Trump’ı sorumlu tutuyor. Seçmenlerin dörtte üçü ise ülkenin gidişatından memnun değil. Bu veriler bize ne söylüyor?
◊ Trump’ın siyasi mesajları ile Amerikan vatandaşının gündelik hayatı arasındaki mesafe açılmış.
◊ Trump, 2024 seçimlerini kazanırken Amerikalılara ekonomik refah, düşük fiyatlar ve güçlü bir ülke vaat etmişti. Ancak seçmen bugün markette, benzin istasyonunda, ev kirasında, sağlık ve eğitim harcamalarında başka bir gerçeklikle karşılaşıyor.
◊ İran savaşı ve Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeler, enerji maliyetlerini de doğrudan etkiliyor.
Haberin Devamı
◊ Trump’ın gümrük tarifeleri üzerinden yürüttüğü ekonomik milliyetçilik politikası da seçmen açısından tartışmalı sonuçlar doğurdu.
◊ Bir başkan ekonominin ne kadar güçlü olduğunu anlatabilir. Ama seçmen ekonomiyi istatistik tablolarından önce kendi cüzdanında hisseder.
TRUMP’IN KAYBETTİĞİ YALNIZCA KONGRE DEĞİL
Seçim sonuçlarının ikinci önemli boyutu Amerikan kurumları. CBS’nin erken çıkış anketinde Trump’ın görev onay oranı yüzde 38 düzeyinde. Reuters’ın aktardığı araştırmalarda seçmenlerin yaklaşık yüzde 70’i Kongre’nin başkan üzerinde daha güçlü denetim kurmasını istiyor. Bence bu oran seçim sonucunun en önemli göstergelerinden biri.
◊ Amerikan seçmeni, başkanlık gücünün sınırlandırılmasını istiyor.
Haberin Devamı
◊ ABD siyaset biliminde denge ve denetleme sistemi deniliyor.
◊ 3 Kasım seçimlerinde ortaya çıkan tablo, bu mekanizmanın yeniden güçleneceği bir döneme işaret ediyor. Ocak 2027’de yeni Kongre göreve başladığında Trump’ın önünde daha fazla engel bulunacak.
◊ Bütçe görüşmeleri zorlaşacak.
◊ Kongre komisyonlarının soruşturmaları artabilecek.
◊ Başkanın üst düzey atamaları ve dış politika tercihleri daha yoğun denetime tabi tutulabilecek. Senato’nun büyükelçi ve üst düzey yönetici atamalarını onaylama yetkisi de yeni siyasi mücadelelerin konusu olabilecek.
◊ Ancak burada bir ayrıntıyı unutmamak gerekiyor. Trump hâlâ başkan. Kongre’den geçen yasaları veto edebilir, yürütme yetkilerini kullanabilir, dış politikada önemli kararlar alabilir.
Haberin Devamı
◊ Dolayısıyla Trump’ın artık tamamen etkisiz bir topal ördek başkan olduğunu söylemek doğru değil. Trump’ın yetkileri bitmedi. Ama bunları kullanmasının siyasi maliyeti yükseldi.
TRUMP SONRASI DÖNEME BİR İŞARET Mİ?
Trump’ın başkanlık dönemi Ocak 2029’da sona erecek. Öncelikle Cumhuriyetçiler açısından da yeni bir hesaplaşma dönemi açılıyor. Trump’ın güçlü olduğu dönemlerde Cumhuriyetçi adayların önemli bir bölümü siyasi geleceklerini onun desteğine bağlamıştı. Ancak artık Trump’ın desteği seçim kazandırmaya yetmiyorsa Cumhuriyetçi Parti içinde yeni arayışlar başlayacaktır. Başkanlık seçimlerine giderken Cumhuriyetçiler yalnızca yeni adaylarını değil, Trump’ın siyasi mirasını ne ölçüde taşıyacaklarını da tartışmak zorunda kalacak. Demokratlar için de durum farklı değil. Seçim zaferi kazandılar. Ancak Trump karşıtlığı tek başına kalıcı bir siyasi program anlamına gelmiyor.
Haberin Devamı
Demokratların 2028’e giderken yeni bir liderlik, yeni bir ekonomik program ve farklı seçmen gruplarına hitap edebilecek bir siyasi dil oluşturması gerekecek.
İSRAİL’E YARDIM HAMLESİ NEDEN İŞE YARAMADI?
Seçimin dikkat çekici gelişmelerinden biri de Trump’ın İsrail’e yönelik açıklamasıydı. ABD’nin İsrail’e yıllık 3,8 milyar dolarlık askerî yardımının sona erdirileceğini duyurdu. Oysa mevcut mutabakat çerçevesinde bu yardım düzenlemesinin 2028 mali yılının sonuna kadar sürmesi öngörülüyordu. Trump’ın açıklamasının nasıl uygulanacağı ve hukuki sonuçlarının ne olacağı henüz net değil. Ancak zamanlaması önemli.
◊ Çünkü İran savaşı ve İsrail politikası, Amerikan iç siyasetinde giderek daha fazla tartışılıyor.
◊ Trump, bu çıkışıyla seçmene Ortadoğu politikasında değişiklik mesajı vermek istemiş olabilir.
◊ Ancak sandık sonuçları, son anda yapılan açıklamaların ekonomik memnuniyetsizliği gidermeye yetmediğini gösterdi.
◊ Peki ABD’nin İsrail politikası bundan sonra nasıl şekillenecek? Demokrat çoğunluğun bulunduğu yeni Kongre ile Trump arasındaki mücadele, İsrail’e yapılan yardımlar ve Ortadoğu politikasında da kendisini gösterebilir. Fakat Demokratların da İsrail konusunda tek tip bir politika benimsediğini düşünmemek gerekiyor. Parti içinde İsrail’e güçlü desteği savunanlarla daha fazla şartlı yardım ve denetim isteyenler arasında ciddi görüş ayrılıkları var.
TRUMP İÇERİDE KAYBETTİĞİ GÜCÜ DIŞARIDA MI ARAYACAK?
Gelelim en kritik soruya. Sandıkta büyük bir yenilgi alan Trump bundan sonra ne yapacak? İç politikada uzlaşma mı arayacak? Yoksa dış politikada daha sert, daha gösterişli ve daha riskli adımlara mı yönelecek? Siyaset biliminde zaman zaman kullanılan bir kavram var; iç politikadaki sıkışmışlığı dış politika hamleleriyle aşmaya çalışma yaklaşımı.
◊ Bir lider, içeride kaybettiği desteği dışarıda askerî veya diplomatik başarı göstererek yeniden kazanmayı hedefleyebilir.
◊ Ancak Trump’ın önünde çok önemli bir çelişki bulunuyor. Seçmen Trump’a İran savaşının ekonomik maliyetleri nedeniyle de tepki gösteriyor. Dolayısıyla yeni bir askerî tırmanma, güçlü lider görüntüsünü yeniden kurabileceği gibi siyasi yenilgisini de derinleştirebilir.
◊ Bunun için özellikle üç bölgeye bakmak gerekiyor; Ukrayna, NATO, İran.
◊ Ukrayna konusunda Trump’ın daha hızlı bir anlaşma için Kiev üzerindeki baskıyı artırması mümkün.
◊ NATO’da Avrupa ülkelerinin savunma harcamaları ve ABD’nin güvenlik yükümlülükleri yeniden tartışma konusu olabilir.
◊ Ancak asıl belirsizlik İran’da.
İRAN’DA SAVAŞ MI, MÜZAKERE Mİ?
Trump seçim günü Financial Times’a verdiği röportajda İran’a yönelik hemen yeni bir saldırı planlamadığını söyledi. Ancak Amerikan ordusunun gerektiğinde harekete geçmeye hazır olduğunu da vurguladı. Bir tarafta askerî baskı, diğer tarafta müzakere kapısı. Trump açısından İran meselesinin iki ayrı maliyeti bulunuyor.
◊ Birincisi askeri yani yeni saldırılar, İran’ın bölgedeki Amerikan varlığına ve müttefik ülkelere yönelik karşılık verme riskini artırabilir.
◊ İkincisi ekonomik yani Hürmüz Boğazı’nda yaşanacak yeni bir kriz, enerji fiyatlarının yükselmesine ve Amerikan seçmeninin zaten şikâyet ettiği hayat pahalılığının daha da ağırlaşmasına yol açabilir.
◊ Bu nedenle seçim yenilgisinin Trump’ı otomatik olarak daha saldırgan yapacağını söylemek doğru olmadığı gibi, savaştan tamamen vazgeçeceğini düşünmek de gerçekçi değil.
Önümüzde iki ana senaryo var. Birincisi, Trump askerî baskıyı artırarak İran’dan daha fazla taviz koparmaya çalışabilir. İkincisi, mevcut baskıyı diplomatik anlaşmaya dönüştürerek Amerikan kamuoyuna bir dış politika başarısı sunmayı hedefleyebilir. Özetle İran’da yeni bir savaşın kesinleştiğini söylemek kadar ihtimalin tamamen ortadan kalktığını iddia etmek de yanlış.
TÜRKİYE İÇİN EN ÖNEMLİ SONUÇ: ÇOK KATMANLI DİPLOMASİ
Peki bütün bu gelişmeler Ankara açısından ne anlama geliyor? Öncelikle Türkiye-ABD ilişkilerinin bundan sonraki iki yılı, yalnızca Erdoğan-Trump ilişkisi üzerinden okunamaz. Çünkü Washington’daki siyasi denklem değişiyor.
Üstelik Türkiye açısından en kritik başlıklardan bazıları doğrudan Kongre’nin yetki alanıyla bağlantılı. F-35’ler, S-400’ler ve CAATSA yaptırımları.
◊ Amerikan yasaları, Türkiye’nin S-400 sistemine sahip olması nedeniyle F-35 transferine belirli şartlar getiriyor. Bu şartlar karşılanmadan yalnızca başkanın siyasi iradesiyle sorunun çözülmesi mümkün değil. Yeni Demokrat çoğunluk, bu dosyalarda Kongre denetiminin daha da yoğunlaşmasına yol açabilir.
◊ Bu nedenle Ankara’nın önünde çok katmanlı bir diplomasi ihtiyacı bulunuyor. Beyaz Saray’la ilişkilerin sürdürülmesi. Senato ve Temsilciler Meclisi’ndeki yeni güç dengelerinin doğru okunması. Ve Türkiye’nin NATO içindeki stratejik öneminin somut güvenlik başlıkları üzerinden anlatılması.
SON SORU: TRUMP BU YENİLGİYE NASIL TEPKİ VERECEK?
Şimdi Kongre’de çoğunluğu yitirmiş ama askerî ve diplomatik yetkilerini koruyan bir başkanla karşı karşıyayız. Şimdi üç ihtimal bulunuyor:
◊ Trump uzlaşmayı tercih edebilir.
◊ Başkanlık yetkilerinin sınırlarını zorlayarak Kongre ile sürekli mücadeleye girebilir.
◊ Ya da dış politikada yeni başarılar arayarak içerideki siyasi kaybını telafi etmeye çalışabilir.
Hangi yolu seçeceğini henüz bilmiyoruz. Ancak bir şeyi biliyoruz. 3 Kasım gecesi yalnızca Amerikan Kongresi’nin siyasi dengesi değişmedi. Trump’ın gücünün sınırları da yeniden çizildi. Ve şimdi dünyanın cevap aradığı soru şu; sandıkta kaybeden Trump, bu sınırları kabul mü edecek, yoksa onları aşmaya mı çalışacak? Çünkü bazen bir liderin gücünü kaybetmesi değil, gücünü kaybetmeye verdiği tepki tarihin yönünü değiştirir.
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.