Vücutta yıllarca sessizce yaşıyor! Ezberleri bozan araştırma: Başlamadan bitirmenin yolu bulundu mu?



Haberlerimizi Google’da Takip Edin
Gelişmelerden anında haberdar olun.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin
Haberin Devamı
Kanser, pek çok insanın zihninde genetik yatkınlık veya yaşlılık gibi müdahale edilmesi zor etkenlerle özdeşleşmiştir. Ancak tıp dünyasından gelen son veriler, bu tablonun oldukça önemli bir kısmının aslında önlenebilir olduğunu ortaya koyuyor. Dünya Sağlık Örgütü bünyesindeki araştırmacıların küresel verileri inceleyerek prestijli tıp dergisi The Lancet Oncology’de yayımladıkları çalışma, dünya genelindeki her sekiz kanser vakasından birinin mikrobik enfeksiyonlardan kaynaklandığını gösteriyor.
Başka bir ifadeyle, küresel ölçekte teşhis edilen kanserlerin yaklaşık yüzde 12’si yani 2,3 milyon vaka vücuda giren virüs ve bakterilerin tetiklemesiyle ortaya çıkıyor. Uzmanlar, bu tablonun en dikkat çekici yanının, söz konusu enfeksiyonların büyük bir kısmının aşılar, düzenli taramalar ya da basit antibiyotik tedavileriyle ortadan kaldırılabilmesi olduğunu vurguluyor.
Haberin Devamı
Araştırmacılar, toplamda 20 farklı kanser türünün enfeksiyonlarla doğrudan bağlantılı olduğunu tespit etmiş durumda.
KANSERİ TETİKLEYEN 5 GİZLİ TEHLİKE
Küresel istatistikler incelendiğinde, enfeksiyona bağlı kanser vakalarının ezici bir çoğunluğundan yalnızca beş temel patojenin sorumlu olduğu görülüyor. Mide kanserlerinin ana nedeni sayılan ve halk arasında mide mikrobu olarak da bilinen helikobakter pilori, tek başına yaklaşık 760 bin vakayla listenin başında yer alıyor. Bu bakteri, çoğu kişide hafif bir gıda zehirlenmesini andıran belirtiler dışında hiçbir semptom vermeden yıllarca midede sessizce yaşayabiliyor. Ancak zamanla kronik iltihaplanmaya yol açarak hücre yapısını bozabiliyor.
Helikobakter pilori'yi hemen ardından 750 bin vakayla, özellikle rahim ağzı kanserinin neredeyse tek sorumlusu olan İnsan Papilloma Virüsü (HPV) takip ediyor. Karaciğer kanserine zemin hazırlayan Hepatit B virüsü 360 bin, öpücük hastalığı olarak bilinen ve geniz kanseriyle ilişkilendirilen Epstein-Barr virüsü (EBV) 260 bin ve yine karaciğer hasarına yol açan Hepatit C virüsü ise 160 bin vakadan sorumlu tutuluyor. Araştırmacılar, toplamda 20 farklı kanser türünün enfeksiyonlarla doğrudan bağlantılı olduğunu tespit etmiş durumda.
Haberin Devamı

SESSİZ VİRÜSLERİN HÜCRE KİMYASINI BOZMA MEKANİZMASI
Bir insanın kanser yapma potansiyeli olan bir enfeksiyona yakalanması, mutlaka kanser olacağı anlamına gelmiyor. Virüs veya bakteriler çoğu zaman tek başlarına değil; yaş, bağışıklık sisteminin direnci, sigara kullanımı ve genetik faktörlerle birleştiğinde kanser sürecini başlatıyor.
Örneğin cinsel yolla veya yakın temasla oldukça kolay bulaşabilen HPV’nin 200’den fazla türü bulunuyor ve bunlardan yaklaşık 14 tanesi yüksek riskli grupta kabul ediliyor. Bu virüsler hücrelerin DNA yapısına sızarak kontrolsüz çoğalmaya yol açabiliyor.
Özellikle son yıllarda genç ve orta yaşlı bireylerde baş ve boyun bölgesi kanserlerinde gözlemlenen belirgin artış, oral temas vasıtasıyla bulaşan HPV ile ilişkilendiriliyor. Benzer şekilde, virüsün rahim ağzı, anüs ve penis kanserlerine yol açtığı uzun zamandır biliniyor. Ne var ki, vücutta yıllarca sessizce barınabilen bu enfeksiyonlar erken dönemde tespit edildiğinde veya aşılama sayesinde vücuda hiç girmediğinde, kanserleşme riski neredeyse tamamen ortadan kaldırılabiliyor.
Haberin Devamı
Araştırmanın ortaya koyduğu bir diğer çarpıcı gerçek ise enfeksiyon kaynaklı kanser yükünün dünya genelinde adil dağılmaması. Düşük ve orta gelirli ülkeler, bu vakaların yüzde 77’sine ev sahipliği yapıyor. Özellikle Doğu Asya bölgesi, Helikobakter pilori ve Hepatit B yaygınlığı nedeniyle 990 bin vakayla küresel toplamın neredeyse yarısını üstleniyor. Batı Avrupa gibi gelişmiş bölgelerde ise enfeksiyona bağlı kanserlerin başını HPV çekiyor.
KANSERDEN KORUNMADA ELİMİZDEKİ EN GÜÇLÜ SİLAH AŞILAMA
Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Ayşe İrem Yasin, kanserle mücadelenin yalnızca hastalık ortaya çıktıktan sonra uygulanan tedavilerden ibaret olmadığını, asıl hedefin önlenebilir kanserlerin hiç gelişmemesini sağlamak olduğunu vurguladı:
"HPV ve Hepatit B aşıları yalnızca enfeksiyonları değil, bu enfeksiyonların yıllar içerisinde neden olabileceği kanserleri de önleme potansiyeline sahip. HPV aşısının en etkili olduğu dönem, virüsle henüz karşılaşılmamış olan 9–14 yaş aralığıdır. Burada özellikle vurgulamak istediğim nokta, HPV aşısının kız ve erkek çocuklarına ayrım yapılmaksızın uygulanmasının önemidir. Çünkü HPV yalnızca kadınları ilgilendiren bir enfeksiyon değildir. Kadınlarda rahim ağzı, vajina ve vulva kanserlerine; erkeklerde penis kanserine, her iki cinsiyette ise anal ve bazı baş-boyun kanserlerine neden olabilir. Dolayısıyla her iki cinsiyetin aşılanması, toplumda HPV dolaşımının azaltılmasına büyük katkı sağlar."
Haberin Devamı
YETİŞKİNLİK DÖNEMİNDE AŞILAMA VE AŞININ SINIRLARI
Çocukluk döneminde aşılanmamış bireyler için de sürecin kapanmadığını belirten Doç. Dr. Yasin, yetişkinlikteki koruyuculuğu şu sözlerle ifade etti:
"HPV aşısının çocukluk döneminde yapılması ideal olmakla birlikte, yetişkinlikte de koruyuculuğu devam edebilir. Daha önce HPV ile karşılaşmış bireyler, henüz enfekte olmadıkları diğer HPV tiplerine karşı aşı sayesinde korunabilirler. Bu nedenle 26 yaşına kadar aşılanmamış bireylerde aşılama önerilir. 27–45 yaş arasındaki yetişkinlerde ise bireysel risk faktörleri değerlendirilerek hekimle birlikte karar verilebilir."
Bununla birlikte, aşıya dair kritik bir detayın altını çizen Yasin, "HPV aşısı mevcut enfeksiyonu tedavi etmez, yeni enfeksiyonları önlemeye yardımcı olur. Ayrıca aşılanmış kadınların da düzenli rahim ağzı kanseri taramalarına devam etmesi gerekir" uyarısında bulundu.
Haberin Devamı
Yasin, Hepatit B aşısının da kronik karaciğer hastalığı, siroz ve karaciğer kanserinden korunmada hayat kurtarıcı olduğunu, ancak mevcut kronik enfeksiyonu tedavi edici bir etkisinin bulunmadığını ekledi.

TÜRKİYE'DEKİ VERİLER VE KÜRESEL KARŞILAŞTIRMA
Türkiye'deki rahim ağzı kanseri tablosunu değerlendiren Doç. Dr. Yasin, GLOBOCAN 2022 verilerine göre ülkemizde yılda yaklaşık 2.600 yeni vaka görüldüğünü belirtti, Türkiye'deki tablonun dünya geneliyle benzerliğini ve aşının önemini şu sözlerle aktardı:
"Hacettepe Üniversitesi ve Sağlık Bakanlığı araştırmacılarının 2020 yılında yayımladığı, ulusal tarama programına katılan yaklaşık 4 milyon kadını kapsayan araştırmada HPV pozitiflik oranı %4,39 olarak saptandı. En sık karşılaşılan tip HPV-16 olurken, bunu HPV-51, 31, 52, 56 ve 18 izledi. Türkiye'deki invaziv rahim ağzı kanseri örneklerini inceleyen başka bir araştırmada ise kanserlerin %75,4'ünde HPV-16 ve HPV-18 tipleri saptandı. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre de bu iki tip, dünya genelindeki rahim ağzı kanserlerinin yaklaşık %76'sından sorumlu. Dolayısıyla kansere neden olan başlıca HPV tipleri açısından Türkiye ile dünya verileri büyük ölçüde benzerlik gösteriyor.”
Aşı yalnızca vakaları değil, ölümleri de engelliyor. İngiltere'de 2020–2024 yılları arasında 20–24 yaş grubundaki kadınlarda rahim ağzı kanserine bağlı ölüm kaydedilmemiş. Türkiye açısından değerlendirdiğimizde, HPV aşısının ulusal aşı programına alınması ve kamu tarafından karşılanması, kanserden korunma adına atılabilecek en önemli halk sağlığı adımlarından biri olacaktır. Bugün kanser tedavileri için çok büyük bilimsel ve ekonomik kaynaklar kullanıyoruz. Oysa bazı kanserlerin hiç ortaya çıkmamasını sağlayabilecek bir aşıya sahibiz. Bu imkânı toplumun her kesimine ulaştırmak, gelecek nesillerin sağlığına yapılacak en değerli yatırımdır.
Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Ayşe İrem Yasin
KANSER YAPICI MİKROPLAR SENELERCE SESSİZ KALABİLİR
Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Hüsrev Diktaş ise enfeksiyonların tespiti, toplumdaki bulaş yolları ve tarama yöntemleri üzerine hayati uyarılarda bulundu. Kanserle mücadelede en büyük fırsatın enfeksiyonları henüz hastalık gelişmeden yakalamak olduğunu belirten Diktaş, doğru tarama bilincinin önemini vurguladı:
"Kanserle ilişkili bir mikroorganizmanın saptanması, kişinin kanser olduğu veya mutlaka kanser gelişeceği anlamına gelmez. Aksine, bu enfeksiyonların zamanında belirlenmesi ve gerekli önlemlerin alınması kanser gelişimini önlemek için önemli bir fırsattır. Türkiye'de ulusal tarama programı kapsamında 30–65 yaş arasındaki kadınlara beş yılda bir HPV temelli tarama öneriliyor. Tarama sayesinde henüz kanser gelişmeden önce riskli hücresel değişikliklerin belirlenmesi mümkün."

MİDE MİKROBU BULAŞ RİSKLERİ VE YANLIŞ BİLİNENLER
Helikobakter pilori bakterisinin genellikle çocukluk döneminde edinildiğini ve tedavi edilmediğinde onlarca yıl midede yaşayabildiğini belirten Doç. Dr. Diktaş, bulaş yolları ve beslenme alışkanlıkları hakkında şu bilgileri paylaştı:
-- Bulaşta özellikle aile içi yakın temas, kalabalık yaşam koşulları, temiz suya erişim ve hijyen koşulları önemlidir. Ancak toplumda sık karşılaşılan bir yanlış anlaşılmayı düzeltmek gerekiyor: Aynı sofrada yemek yemek veya ortak tabak kullanmak tek başına enfeksiyonun bulaşacağı anlamına gelmez. Asıl belirleyici faktörler hijyen koşulları ve enfekte salgılarla temastır.
-- Beslenme açısından ise fazla tuz tüketimi, tuzlanmış ve tütsülenmiş gıdaların yoğun tüketilmesi ve sigara kullanımı, Helikobakter pilori enfeksiyonunun oluşturduğu kronik iltihaplanmayla birleşerek mide kanseri riskini artırır."
Herkesin bu bakteri için test yaptırmasının gerekip gerekmediğine ilişkin ise Diktaş: "Açıklanamayan dispeptik yakınmaları bulunan, peptik ülser öyküsü olan veya ailesinde mide kanseri bulunan kişilerin değerlendirilmesi önemlidir. Ancak Türkiye'de hiçbir risk faktörü bulunmayan tüm bireylere rutin test yapılmasını zorunlu kılan yerleşik bir ulusal tarama bulunmuyor. Enfeksiyon saptandığında uygun antibiyotik kombinasyonlarıyla eradikasyon tedavisi uygulanır ve ardından üre nefes testi veya dışkıda antijen testiyle bakterinin temizlendiği doğrulanmalıdır" açıklamasında bulundu.
TÜRKİYE'NİN BÖLGESEL ENFEKSİYON YÜKÜ VE GEÇİŞ PROFİLİ
Araştırmaların enfeksiyon kaynaklı kanserlerin %77'sinin düşük ve orta gelirli ülkelerde görüldüğünü ortaya koyduğunu hatırlatan Doç. Dr. Diktaş, Türkiye'nin bu tablodaki durumunu şöyle özetledi:
"Türkiye bu açıdan önemli bir geçiş profiline sahip. Bir yandan Hepatit B ve Helikobakter pilori gibi enfeksiyonların geçmişten gelen yükünü taşırken, diğer yandan yaygın aşılama programları ve gelişen sağlık hizmetleri sayesinde önemli ilerlemeler kaydetmiştir. Özellikle Hepatit B açısından ülkemizde belirgin bölgesel farklılıklar bulunuyor. Tarihsel olarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde taşıyıcılık Batı bölgelerine göre daha yüksek oranlarda bildirilmiştir. Ancak 1998 yılında Hepatit B aşısının ulusal takvime alınmasıyla genç kuşaklarda bu sıklık ciddi oranda düşmüştür."
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.