PunchAsian Games: South Korea captain apologises over military exemption remarkThe Jerusalem PostThe US and Israel must come to Saudi Arabia’s aid - opinionDaily MaverickGOING PLACES: On a borrowed bike, Siya Ntsele shows what grit and talent can achieveInquirerTyphoon Choi-wan’s trough to bring scattered rains to Visayas, MindanaoESPNAlabama looks like, well, Alabama; Jeremiah Smith is undeniableCNN TürkYunanistan elçisini BM'de terleten soru한겨레‘31살 신인’ 왕정훈, 현대해상 최경주 인비테이셔널서 KPGA 투어 첫 승Straits Times SportTeam Singapore have to ‘keep pressing on’ against mounting Asian competition20 Minuten20 Verletzte – News-Scout erlebt Camping-Inferno hautnah mitMalay MailFrom 3pm to 4.33pm: Bahrain Grand Prix finally gets new start time after Sepang downpourSouth China Morning PostChina’s hospital ships project a different kind of naval power in AfricaZDF heuteEntdecken Sie das ZDF-Nachrichtenstudio
The Daily Newsstand · Free, Always
Sunday, October 4, 2026

‘Nasıl bir sanrıdır ki bu, kadınlar belli bir yaştan sonra kenara çekilsin... Hayır, çekilmeyecek, çekilmesin de!’

Translate

Haberlerimizi Google’da Takip Edin

Gelişmelerden anında haberdar olun.

Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin

Haberin Devamı

Bir pazar sabahı izin gününde yeni işinin çekildiği oto tamircisinde buluşmak üzere sözleşiyoruz Nurgül Yeşilçay’la. “Christopher Nolan filmini satmak için bir kanalda yemek tarifi veriyorsa bu dünyada PR yapmak zorundasınız. Bizde en yanlış şey tanıtımı küçük görmek. İşte böyle röportaj vereceksek vereceğiz” diyor. Etraftaki motor yağlarına aldırmadan giyiniyor, poz veriyor. Her zamanki gibi çok güzel ve dobra. Kendimize birer çay koyup başlıyoruz muhabbete...

◊ Bir süre önce Kuşadası, Çınar Köyü’ne yerleştin...

Bir de adres vereyim istersen Hakan ama orası değil...

◊ Yapay zekâ öyle diyor...

Demek yapay zekâya her zaman güvenmeyeceksin. Kuşadası da değil.

◊ O zaman bir köye yerleştin diyelim... Oraya gitme sebebin İstanbul’dan kaçış mıydı yoksa yeni bir başlangıç yapmak mıydı?

Haberin Devamı

Aslında İstanbul’un kaos halini, bu kalabalığı, Boğaz’ı seviyorum. Ama bana batmaya başlayan yanı her şeyin ambalajlanmış bir şekilde sunulmasıydı.

◊ Nasıl yani?

Hiçbir şeyin artık özü yok. Her şey büyük büyük sunuluyor. Kimse, hatta yediklerin bile kendisi gibi değil. Mesela enginar yesen de patlıcan yesen de aynı tat... Artık insanlar da aynı tat. Ben biraz kaçtım gibi. Yani İstanbul’un bu yapaylığı beni çok yordu, o yapaylıktan en doğalına gideyim dedim.

◊ Bu kaçış sana nasıl geldi?

Çok iyi geldi. Çok basit bir şey söyleyeceğim; renkleri bile tekrar sevmeye başladım. Renkli giyinmeyi artık seviyorum, tekrar renk düşünmeye başladım. İnanılmaz bir şey. İnsanın hobilerine zaman ayırması gerekiyormuş. Marangozluktan resme, istediğim her şeyi yapıyorum. Arkadaşların, eşin dostun geliyor. Sohbet, muhabbet... Sonra şunu da düşünüyorum; metropolde yaşamanın bence bedelleri var.

◊ Ne gibi?

Öyle kolay kolay herkes yaşayamaz kardeşim. Yeni açılan yerlere, tiyatroya, sanat fuarlarına gideceksin. Bunları konuşacaksın, eğer bunları konuşmuyorsan metropolde yaşamanın bir manası yok. Sen metropolde köy gibi yaşayamazsın. İstanbul’da da merkeze yakın yaşamak lazım. Bu Londra ya da New York için de böyle. O yüzden bunu yapabilen metropolde kalmalı.

Haberin Devamı

◊ Hiç “Bu da ne artık, yapamayacağım” demedin mi?

Hiç demedim. Şimdi sette bir gün boşum oluyor, koştur koştur köye gidiyorum.

‘Nasıl bir sanrıdır ki bu, kadınlar belli bir yaştan sonra kenara çekilsin... Hayır, çekilmeyecek, çekilmesin de’

‘HER ŞEY DOĞALINDA...’

◊ Peki, orada zaman geçirirken şehirde yaşayanlara baktığında ne görüyorsun?

Hâlâ çok yapay geliyor. Ezberlenmiş cümleler, doğalında akan bir durum yok. Ama orada her şey doğalında akıyor.

◊ Orada bir yandan sosyal medyaya sardın...

Aslında daha önceden sarmıştım, oraya gidince daha da arttı. Sosyal medyaya bayılıyorum, bunu niye kimse anlamıyor.

◊ Ambalajlardan rahatsız oluyorsun, insanların kendilerini en ambalajladıkları yer orası değil mi?

Haberin Devamı

Benim hiç ambalajlamadığım tek yer de orası. Yıllardır magazin bir yerden çıkarken sokakta soru soruyor. Onu istediği gibi kesip biçip şekillendirebiliyor... Ama sosyal medya öyle bir şey değil ki.
Senin kendi televizyonun var, hiçbir aracı yok. Nasılsan öyle.
O yüzden Anthony Hopkins de orada göbek atıyor. Bayılıyorum.

◊ Normalde birçok oyuncu orada en iyi ve cool halleriyle pozlar paylaşıyor ama sen kendinle dalga geçiyorsun, filtresizsin. O rahatlık hangi noktada geldi?

Ben her zaman kendimle dalga geçiyorum. 10-15 yıldır o rahatlık gelmişti ama bunu gösterecek mecra bulamıyordum. Bir de genelde hep dram işler oynadım, ‘Ben böyle drama queen (drama kraliçesi) biri değilim’ diyemiyordum. Bu yanlarımı sosyal medyada gösterebildim.

Haberin Devamı

◊ Traktör de kullanıyorsun, toprak da ekiyorsun. Hiç imajımı yerle bir mi ettim diye düşünmüyor musun?

Hayır, tek bir imaj olmak zorunda değil, bir sürü imaj var. Yani halkın sevdiği tek bir doğru da yok. Biz sanıyoruz ki tek bir imaj var ve tek doğru var.

‘Nasıl bir sanrıdır ki bu, kadınlar belli bir yaştan sonra kenara çekilsin... Hayır, çekilmeyecek, çekilmesin de’

‘ROL İÇİN GÜZEL AMA BEN BEYAZLARI BIRAKMAM, BOYATIRIM’

◊ Yeni projene gelelim... Nasıl bir karakter Ömür?

‘Ömür Usta’ dizimizin ismi.  Ömür bir kadın tamirci. Bayağı araba tamir ediyor, elinden aslında birçok tamir işi geliyor. Bazen insanın şımarıklık yapacak hali yoktur ya, depresyona bile giremezsin. Vaktin yoktur. Elâlem çatır çatır depresyona girer, panik atak olur. Sen olamazsın, lükstür bunlar. Bizim kadınımız için de bunlar lüks, o ekmek derdinde. Tamirci dükkânı kocasından kalmış ve bunu yapmaktan başka çıkışım yok demiş, öğrenmiş. Adam da onu kız kardeşiyle aldatmış. Ama işte bu kadar şey olurken aşkı unutmaması da hikâyede var. Bu işi kadına, erkeğin bakış açısıyla değil, çok kadın bir yerden baktığı için seviyorum. Ve sonunda bir umut da var. Yani kadın bu durumdan çıkacak ama en güzeli bir erkek sayesinde değil.

Haberin Devamı

◊ Seni çeken de o mu oldu?

Evet, ben umut verme durumunu seviyorum. Yapım şirketinin Ay Yapım olması, yönetmenin Hilal Saral olması beni çekti. Hilal’le çalışmayı çok istiyordum. Senaryoyu da gerçekten çok beğendim.

◊ ‘Saçlarım bozulmasın, en iyi şekilde görüneyim’ diyen oyuncular varken, sen dizide yağlar içinde, saçlarında beyazlarla oynuyorsun. Bunu özellikle mi istedin?

Evet. Hilal’le saçları beyaz bırakalım, sıfır makyaj olsun diye konuştuk. O zamana kadar makyajsız nasıl görüneceğimi, saçımın ne kadar beyazladığını bilmiyordum açıkçası. Hep saçlarımı boyamıştım.

◊ Ne kadar süredir boyamıyorsun?

Sekiz aydır.

◊ Memnun musun bu halinden?

Değilim, rol için güzel ama ben beyazları bırakır mıyım? Henüz bırakmam, boyatırım.

◊ Gerçekten araba tamirini, aletleri falan öğrendin mi?

Gerçek usta kadınlarla ve erkeklerle görüşüp çalıştım. Şu an bir araba lastiğini tamir ederim. Mesela bir lastik değiştirme sahnesi vardı. ‘Krikoyu alır, stepneyi takar’ yazıyordu, “Ben yapamayacağım galiba” dedim. Ama kriko dediğin neymiş biliyor musun? Arabayı yukarı kaldırıyor, stepne de yedek lastik. Vidaları söküyorsun. Lastiği çıkarıyorsun, yeni lastik takıyorsun. Bu kadarmış. Ama o isimlerle çok zor görünüyor.

◊ Geçenlerde evinin kapısını boyayıp seramik kapı kolu yaptığın bir video paylaştın. Onları gerçekten sen mi yapıyorsun, yoksa kurgu mu?

Kurgu falan yok, vallahi çarpılırsın. Eğer reenkarnasyon varsa kesin önceki hayatımda boyacıydım.

◊ Birçok iş varken neden sizinkini izleyelim?

Kadınların çok hoşuna gideceğini düşünüyorum. Hilal çok gerçek bir dünya ortaya çıkardı. Karakterler değişik, güzel. Oyuncular, gençlerimiz çok iyi.

‘Nasıl bir sanrıdır ki bu, kadınlar belli bir yaştan sonra kenara çekilsin... Hayır, çekilmeyecek, çekilmesin de’

‘BEN HÂLÂ İYİ OYNAMAK SATIYOR DİYORUM’

◊ Ambalajlamaktan bahsettik. Sence günümüzde oyunculuk mu yoksa iyi ambalajlanmış bir imaj mı daha çok karşılık görüyor?

Ben bu noktada halka çok güveniyorum. Çünkü bizim halkımız dizileri yalayıp yuttu, çok profesyonel oldu, onlara öyle her şeyi yutturamazsın. Ve oyunculukla çok ilgileniyor, çok iyi biliyorlar. Bazen sadece oyunculuğa değil, bir karakterin hikâyenin içindeki durumuna bakıp iyi bulurlarsa onu da
kabul ediyorlar. Bu onları daha da profesyonelleştiriyor.

◊ Yani hangisi daha çok satıyor, ambalajlanmak mı, iyi oynamak mı?

Ben hâlâ iyi oynamak satıyor diyorum. Sadece çıkış için bir şeyleri ambalajlamak olabilir. Ama bak bir şey daha var...

◊ Nedir?

Bir iş için PR (halkla ilişkiler) yapılacak. Christopher Nolan filmini satmak için bir kanalda yemek tarifi veriyorsa bu dünyada PR yapmak zorundasınız. Bizde en yanlış şey PR’a zaman, bütçe ayırmamak. Tanıtımı küçük görmek. İşte böyle röportaj vereceksek vereceğiz.

◊ Çok doğru. Peki, sen sektöre girdiğin zamanlar ekranda herkesin suratı farklıydı...

Ay, estetik sorusu geliyor...

◊ Evet. Şimdi 20’lerindeki oyuncuların çoğunun suratında aynı müdahale var...

Bu zaten hep konuşulan bir şey, sebep sosyal medya etkisi de olabilir... Ama sen asıl bizim yaşımızdaki erkeklerin kendini bu kadar salmasına ne diyorsun!

◊ Hem de 20’lerindeki kadın oyuncularla partner oluyorlar...

Hah! Asıl konuya gelelim Hakan!

◊ Ne diyorsun bu duruma?

Yani Al Pacino da saçlarını boyuyor ama bizimkiler saçlarını ayakkabı boyasıyla falan boyayıp 35 gibi göründüklerini düşünüyorlar. Hatta espriler yapıyorlar. Ne yapıyorsunuz ya? Bilemedim. Sus!

◊ 40’ları geçince erkekler jön olarak anılırken kadınlar genelde anne rolü içine sıkıştırılıyor. Bununla ilgili eleştirin nedir?

Ben seyircinin böyle bir talebi olduğunu düşünmüyorum, reytingler de
ortada. Ben bunu biraz yapımcıların erkek olmasına bağlıyorum.

◊ Aralarında kankalık mı oluyor?

Yok. Onlar da hemen hemen o yaşlarda, öyle bir senaryo geliyor; “Yapalım, niye yapmıyoruz ki, olabilir bir şey” falan diyorlar herhalde. Benim ablam 52 yaşında evlendi. Kendi yaşında biriyle. Öteki ablam 50’den sonra evlendi. Bizim, bu yaş kadınının da aşk hayatının olabileceğini düşünmüyorlar. Mesela bizim dizide benim sevdiğim taraf o. Kadın ne kadar acılar da çekse yine de ondan hoşlanan birileri var, vardır yani. Bütün dünyada bu adı ataerkillik olan şey; 50 yaşındaki kadın artık âşık olamaz ve bir ayağı çukurda hissi. Halbuki âşık oluyor, evleniyor. Nasıl bir sanrıdır ki bu, kadınlar belli bir yaştan sonra kenara çekilsin... Hayır, çekilmeyecek, çekilmesin de!

‘Nasıl bir sanrıdır ki bu, kadınlar belli bir yaştan sonra kenara çekilsin... Hayır, çekilmeyecek, çekilmesin de’

‘HAYATTAKİ BÜTÜN GÖRGÜSÜZLÜKLERİ YAŞADIĞIM İÇİN ÇOK MUTLUYUM’

◊ Nurgül Yeşilçay olmak zor muydu?

Gençlikte zordu. İstanbul’da tek başınasın. Annem, babam erken yaşta öldü. Müthiş bir güven problemim vardı, kime güveneceğimi bilmiyordum ve bayağı kurtlar sofrası. Sürekli yanlış bir şey yapmayayım deyip hep en yanlışı yapmak... Tekrar yapmak, tekrar yapmak. Çok yorucuydu.

◊ Yıllar geçtikçe kendinle ilgili en büyük keşfin ne oldu?

Eskiden galiba elâleme çok takıyordum.

◊ Şimdi takmıyor musun?

Takıyorum ama oranları değişti. Eskiden elâlem ne der diye bir sürü şeyi yapamıyordum, şimdi düşünsem de artık hayatımı çok kısıtlamıyorum.

◊ Yakınlarının sende en değiştirmek istediği özellik nedir?

Benim hayatta hızlı olma takıntım vardı. Bununla bayağı uğraştım, galiba düzeldi. Hatta şu anda artık hızlı olanlara karşı bir rahatsızlığım var. Değiştiremedikleri şeyse; bir projeye falan başlarken herkesi evden kovuyorum.

◊ Nasıl yani?

Evet, tek başıma kalmam lazım. Bir işe hazırlanırken kurt adama dönüşüyorum. Korkunç bir şey oluyor. Bir hafta falan sürüyor.

◊ Sosyal medyada bir röportajından söylediğin “‘Asmalı Konak’ sonrası bana bir para teklif ettiler ki” lafın çok karşıma çıkıyor. Ne yaptın o parayla, merak ediyorum. Dünyayı mı gezdin, ev mi aldın?

Anlatıyorum, hiç merak etme. ‘Asmalı Konak’ zamanı bir araba alamamıştım. Böyle küçük, tatlı bir araba istiyordum. O kadar bile param yoktu. Neyse, ilk parayı aldım. Hayattaki bütün görgüsüzlükleri yaşadığım için çok mutluyum. Hiçbir görgüsüzlük kalmadı bu yaşıma. Bir galeriye gittim; “En pahalı arabanız hangisi” dedim.
İki araç gösterdi. Birini gösterip “Bunu alıyorum” dedim.  Ama para bitmedi, sonra gezdim, tozdum, yedim, içtim...

◊ Lüks takıntın var mıydı? Chanel’im, Rolex’im olsun gibi...

Eskiden vardı, marka seviyordum. Şimdi hiç sevmiyorum.

◊ Ne değişti?

Eskiden öyle var olmaya çalışıyordum bence. Kolumda bir lüks marka çanta falan olunca sanki herkes beni ciddiye alacak gibi hissediyordum. Şimdi ciddiye almasalar da bana ne diye düşünüyorum. Şu an el emeğini daha önemsiyorum.

◊ Biraz da özel hayata gelirsek... Necati Kocabay’la ilişkiniz 10’uncu yılına yaklaşıyor. Herkesin sorduğu soruyu ben de sorayım; siz neden evlenmiyorsunuz?

Çok basit, Necati ilk defa evlenecek, o yüzden düğün falan büyük bir şey istiyor. Ben istemiyorum. Düğüne harcayacak gücüm yok. Her zaman söylediğim gibi buradan arkadaşlarıma, eşime, dostuma tekrar söylüyorum. Siz düğünü tertip edin, ben katılımcı olarak bulunacağım. Yoksa birbirimizi sevmiyormuşuz gibi bir durum yok. Onu çok seviyorum, bayılıyorum, hastasıyım...

◊ Oğlun Osman Nejat 21 yaşında, birlikte harika videolar paylaşıyorsunuz. Çok güzel bir ilişkiniz var. Nasıl bir annesin?

Biraz mesafeliyim aslında. “Hele bazı şeyleri bana hiç anlatma” derim. Yani benim bileceğim şeyler var, bilmeyeceğim şeyler var. 13 yaşından beri sanat eğitimi alıyor. O yüzden çok konuşacak şeyimiz var. Bir de ben yetiştirdiğim için tam kafama göre yetiştirdim. Biz mükemmel dedikodu yapıyoruz.

View the original on Hürriyet Kelebek →

KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.