The Jerusalem PostTurkey is supporting Iraqi attempts to combat ISIS threats to Kirkuk, other regionsInquirer EntertainmentDennis Trillo slams use of Jennylyn Mercado’s childhood abuse story as party decorZDF heuteAktuelle Pressemitteilungen des ZDFSözcüSeçim yenilgisinin ardından Trump'tan kabinede değişiklik planıEl ComercioTemblor en Perú: lugar, hora y magnitud del último sismo reportado hoy, viernes 6 de noviembreDeadline‘The Remarried Empress’ Sets Disney+ Record As Most Viewed Local Original Launch EverRai NewsCisgiordania, sei italiani fermati dalle autorità israeliane매일경제“가정폭력·외도 의혹 다툰다”…롯데 정철원, 전처 폭로에 밝힌 입장The Indian ExpressLeft out in SIR draft roll? Here’s how to get back on listLa NaciónLo encontraron en una cueva, decía tener 188 años y ahora revelaron su identidad: “Hasta la muerte me abandonó”Observador DesportoAs notícias das 2hWirtualna PolskaŻołnierze USA wrócili do Estonii. Misja wznowiona
The Daily Newsstand · Free, Always
Saturday, November 7, 2026

Edebiyat ve zaman

Translate

“Nasıl bir dünyada yaşıyoruz” sorusunun yanıtı, yazar için kendisini nasıl var edebileceğinin, varlığıyla yaşamı nasıl etkileyebileceğini de yanıtı olacaktır.

Yaşamın güzelleştirilmesi için yüzlerce yıldır çaba harcayan yazar, bunca zaman sonra hâlâ savaşların, sömürünün, zulmün sürdüğü bir dünyada vicdanı rahat yaşayamaz.

Öyleyse yazarın, vicdanının verdiği görevi gerçekleştirmek için atacağı adımlar, varlığının gerektirdiği bir uzun koşunun zorunlu gerektirdikleridir.

Edebiyat bir uzun koşudur.

Bir uzun koşu olan edebiyat, uzay ve devinimle maddenin temel varoluş biçimlerinden biri olan zaman içinde sürmüştür, sürmektedir, sürecektir.

Zaman, yazarın da içinde olduğu, onunla yarıştığı, onu taşıdığı, yaşattığı bir süreç olarak varlığını sürdürür.

Edebiyat, tarih dediğimiz geçmiş zaman içinde dün yaşananları bugüne aktaran bir kültür varlığıdır ve bugün yaşananların da yarına aktarılmasında insanın en önemli araçlarından biridir.

Edebiyat, yaşamdan dersler çıkarılması, yaşamdaki yanlışlıkların giderilmesi, doğruların egemen olduğu güzel yaşamın yaratılması için uzun bir koşuya çıkan yazarların anlamlı serüvenidir. 

Bu düşünce, edebiyatımızda küçük bir gezintinin sonunda şöyle bir sonuca götürür bizi.

Yunus Emre’nin “Yanan kömür/ Kızan demir/ Örse çekiç/ Vuran biziz” dizeleriyle tanımlanan insan, zamanla savaşan yazarın asıl konusudur.

Karacaoğlan’ın “Sual eylen bizden evvel gelene/ Kim var imiş biz burada yoğ iken” dizeleriyle sorduğu sorunun yanıtı da aynı sonuca vardırıyor.

“Bağ-ı dehrin hem hazanın hem baharın görmüşüz/ Biz neşâtın da gamın da rüzgârın görmüşüz” sözleri, Nabi’den bu düşünceyi tamamlayan bir beyittir.

Bu dizeleri Ziya Paşa’nın “Ya dehre gelmeseydim/ Ya aklım olmasaydı” beytiyle tamamlarsak ortaya çıkan tablo, acılarla, sevinçlerle, hüzünlerle, coşkularla bir yaşam süren insanlığın dramının yazarın asıl konusu olduğunu gösterir.

Nâzım Hikmet’in Şeyh Bedreddin Destanı’nın girişinde, “Ne ah edin dostlar/ ne ağlayın,/ dünü bugüne,/ bugünü yarına bağlayın!” dizeleri vardır.

Bu dizeler, edebiyatçılığın altyapısını oluşturan bir düşünceyi içeriyor. Yazarın görevinin zaman içinde olduğu düşüncesidir bu. Bu düşünceye göre edebiyatın ve yazarın görevi dünün yaşamını bugüne, bugünü yarına aktarmakla başlar.

Yazar, kendisini de kuşatan, var olan her şeyi bir zincirin baklaları gibi birbirine bağlayarak, birbirinin yerine koyarak sonsuzca sürdüren zamanın, insanı da edebiyatı da tüketmesine izin veremez.

ZAMAN İÇİNDE EDEBİYAT

İnsanlığın yaşamıyla bütünleşen bir edebiyat, zaman içinde, zamana karşı yarışır, zamanı dünden yarına taşır, zamanı aşarak dünden yarına akar.

Edebiyat, zamana yayılan insan yaşamının serüveninin yoğun, seçilmiş ve estetize edilmiş bir biçimde sunulmasıdır.

Yaşam, zamanla birlikte sürüyor.

Edebiyatçı, zaman içindeki yaşamı bugüne aktarıyor.

Bu aktarmada, daha güzel yaşamların arayışı yer alıyor.

Bir arayışla süren edebiyat, insanlığın dününün perdelerini aralamaya çalışırken yarının ışıltılarının da yolunu açıyor.

Eğer yaşamımızın dününü en iyi nerelerden öğreniriz, içinde yaşadığımız toplumun insanlarını en iyi nasıl tanırız diye bir soru sorulsa, verilecek yanıtların başında edebiyat gelir.

Yazar, geçmişin kötü koşullarıyla hesaplaşarak bugünün yanlışlarını cesurca ortaya koyarak ve çirkinliklerden arınmış bir yarın arayışının çağrıcısı olarak zamanın kendisine yüklediği görevi yerine getirmek zorundadır.

Zaman, yazarın da koşulların onca umutsuzluğa karşın iyimser olması gerektiğini öğretiyor.

View the original on Cumhuriyet →

KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.