The Jerusalem PostWho goes to Uman for Rosh Hashanah? IDI releases new poll as holiday approachesInquirer5 dead, 86 missing as ferry catches fire off PalawanESPNBreaking down the 49ers' win against the Rams in AustraliaESPN DeportesPuka Nacua: "Me estaba ahogando" en el alcoholDaily MaverickSydney Airport flights disrupted due to air traffic controller shortagePunchHerbal drinks: Ondo death toll rises to 27 as govt begins crackdownוואלהשריפה פרצה בבניין מגורים בקייב בעקבות תקיפות רוסיותDeadlineJimmy Kimmel’s James Talarico Interview Posted To YouTube As Host Calls Out Trump And FCC: “They Want To Make Our Editorial Decisions For Us”La NaciónUS Open: Elena Rybakina y Aryna Sabalenka, la mejor definición posible en Nueva YorkAntara NewsTourism Ministry accelerates recovery of disaster-hit destinationsCollider7 Thriller Books You Can Finish in a WeekendSouth China Morning PostHong Kong police arrest 2 tourists over graffiti on MTR Corp train carriages
The Daily Newsstand · Free, Always
Friday, September 11, 2026

Öğrenciden mektup

Translate

Bugünkü Cumhuriyet’te (4 Eylül 2026 Cuma) “Okuma Kültürü” başlıklı yazınızı okuyunca bende uyanan çağrışımlar eşliğinde size yeniden yazma gereksinimi duydum.

Her yazınızdan ayrı bir bilgi ve haz aldığımı söylememe gerek var mı bilemem! Ancak bugünkünün bende uyandırdığı çağrışımı aktarmama izin verin lütfen.

Sizin benden çok daha önce tanıdığınız ve köklü bir dostluğunuz olduğunu bildiğim Zafer Gençaydın’ı anımsadım birdenbire. Onunla hem panellerde hem de Ankara içi ve dışı birçok etkinlikte birlikte olmak benim için ayrı bir övünç kaynağı olmuştur. Hastalığının ilerlediği dönemde bir gece telefonla aradı. Bir saati aşkın sürede okuma, kültür ve sanat sorunları üzerine konuştuk. (Çoğunlukla o anlattı.) Bu olaydan bir hafta sonra bu kez de ben onu aradım. Yine yaklaşık gecenin aynı saatleriydi ve yine epeyce uzun bir süre başlıca konumuz olan kitaplar, kültür ve toplumsal yapımız üzerine konuştuk. Bir ara söz Prof. Dr. Ömer Lütfü Barkan’dan açıldı. Onun (galiba) 1942 yılında yayımlanmış ilginç bir makalesine değindim. Kendisi okumamış. Benden telefon aracılığıyla göndermemi istedi. Yazı uzun olduğu için kendisine bir takım hazırlatıp getireceğimi söyledim. Her zamanki nezaketiyle yorulacağımı vurgulamasına karşın ısrar ettim. Makaleyi arşivimden çıkarıp fotokopi aracılığıyla götürünceye değin yaşamını yitirdi Zafer Hoca. Hastalığının o ilerlemiş evresinde bile bunları düşünebilen bir Cumhuriyet aydını insan örneğini yitirmek acı oldu.

Uzun bir yazı oldu benimki. Zamanınızı aldım. Dediğim gibi, bugünkü yazınızın çağrışımı bu oldu. Saygılarımla...

A. Celal Binzet

YANIT:

Zafer’le ben Elazığ’ın Ağın ilçesindeniz. İkimiz de Köy Enstitüsünde öğrenim gördük. O, Gazi Eğitim Enstitüsü’nün resim, ben edebiyat bölümünde okuduk. Zafer resim konusunda Berlin’de de öğrenim gördü. Daha sonra da o resim, ben edebiyat öğretmeni olarak görevimizi Ankara’da sürdürdük.

Zafer Gençaydın’ın adı Ankara’daki ressamlar arasında geçiyordu. Kitaplarda, dergilerde resimlerini görüyordum. Ankara’da yaşasak da sergilerinin hiçbirini ziyaret edemedim.

Siz Zafer Gençaydın’la panellere, Ankara içi ve dışı etkinliklere katıldığınızı yazıyorsunuz. Sanırım ona yakınlık size resim konusunda çok şey kazandırmıştır. Bunu bana da açmanızdan mutluluk duydum. Bu yakınlıktan dolayı sanırım onun yokluğu sizde büyük bir boşluk yarattı. Ben, onu göremeyeceğim diye bu yaz Ağın’a gitmeyi düşünmüyorum.

Ben de onun daha başka yönlerini tanıtayım. Artık onunla geçen günleri anımsayarak avutacağız kendimizi. Yaratıcı bir yanı vardı Zafer’in. Unutulmaz şeyler anlatırdı. Bu yanını bildiğimden, ben de onunla aramızda geçen bir olayı anlatayım sana.

Bir tatilde, Zafer’in ilçenin çevresindeki bir yerde tarlalara bir şeyler serptiğini görmüştüm. Tatil yerine gittiğinde sağa sola gitmezdi, kendini verimli kılacak bir etkinlik yaratırdı. Ekip biçtiği tarlalardan bir şeyler topladığını görmüştüm. Bir gün, elindeki otları bana uzatmış, “Şunun tadına bak” demişti. Ot demetinin hoş kokusunu bugün de unutmadım.

O günlerde İspanyol Bahçıvanı adlı bir roman okuyordum. Romanın kahramanı olan bahçıvan doğayla ilişkisi açısından Zafer’e benziyordu. O günden sonra ona “İspanyol bahçıvanı!” diye seslenmeye başlamıştım. Sesinin yankısı bugün de kulaklarımda.

View the original on Cumhuriyet

KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.