Sonsuz dostluk!

“Yaşamı boyunca Dil Devrimi’nin ödünsüz savunucusu olan Emin Özdemir’i dilci, yazıncı kişiliğiyle yaşatmak, düşünce ve yapıtlarını gelecek kuşaklara aktarmak; dil ve yazın öğretimi anlayışını tanıtmak ve yaygınlaştırmak amacıyla her yıl Harf Devrimi’nin yıldönümünde Özdemir ailesi ve Dil Derneği’nce 2018 yılından bu yana Dil Derneği Emin Özdemir Ödülü düzenliyor.” - Dil Derneği Başkanı Ahmet Pekel
Yurtdışındayım. Etkinliğinize katılamıyorum. Özdemir’i yitirdikten sonra yazdığım bu yazıyla beni aranızda sayın. - A.B.
Öz Türkçenin yayılmasının öncülerinden Emin Özdemir dokuz yıl önce erdi sonsuzluğa (01.09.2017).
“Yalnız can yoldaşı değildik Adnan’la, yaşam boyunca birbirimizin yazı yoldaşı da olmuştuk. Onun yazdığını ben okurdum, benim yazdığımı o okurdu” demişti Özdemir.
Özdemir, Prof. Dr. Sedat Sever’in eğitim fakültesinde düzenlediği Prof. Dr. Bozkurt Güvenç, Prof. Dr. Ruşen Keleş’in ve benim de konuşmacı olarak katıldığım ona yönelik son toplantıda kullandığı bir tümceyle, hiçbir değerle ölçülmeyecek bir miras bıraktı bana:
“Adnan’la ben bir kâğıdın iki yüzü gibiyiz. Benim adımın geçtiği yerde Adnan’ın, onun adının geçtiği yerde benim adım anılır.”
ACI AYRILIŞ
Son yazışmamız, onunla dostluğumuzun hangi değerlendirmelerden geçtiğini gösteriyor:
“Canım dostum, belki yolun sonuna geldim. Az önce seninle konuşacak gücü bulamadım kendimde. Yazdığım yazıyı o nedenle sana gönderememiştim. Okuyasın diye şimdi iletiyorum. Yazıyı yazdığım günlerde beynimde yangın çıkmış gibi olmuştu. Yazıya da yansımış büyük ölçüde bu, bir de ülkenin çürümüşlüğünü yansıtan kesitlerden söz ediyorum. Ağlak bir adam oldum ben. Sözcükler, gözyaşına dönüşüyor, ağzımdan çıkarken içimin gökyüzü birden kararıyor, sulu sepken bir yağmur başlıyor içimde.”
YANIT
“Eminciğim, zaman içinde de zamansızlıkta da dostum!
Yazını alınca hep olduğu gibi sanki hastalanmamışsın duygusuyla, geçmiş günleri düşleyerek gülümsedim. Bir anda yaşadıklarının acısını içimde duydum. Oya Hanım (eşi), konuşamadığını, konuşurken boğazının acıdığını söyledi. Ah, dostum, senin acın benim de acımdır! Bir anda, o yemekli gecede ara ara güldüğünü görsem de iç hüznünün maske takılmışçasına donuklaştırdığı yüzün geldi gözümün önüne.
Hacettepe Üniversitesi’ndeki o izbe odamızda öğrenci kitapları üzerinde çalışırken bir Eğin türküsünün dizelerini mırıldanmaya başlayınca birbirimize bakıp gözyaşı dökmüş, ardından da halimize gülmüştük. Ah o geçip giden günler!”
UMUDA SIĞINIŞ
“Bilirsin, ruhum bana ağlarken gülmeyi, gülerken ağlamayı öğretmiştir. Şu anda da gözyaşlı duygularla sesleniyorum sana:
Nice zorluklar gibi, direngen iradenle bu hastalığı da yeneceksin! İster iyi bir dilek, ister senin deyiminle sezgilerime bağla. Öyle, ‘Yolun sonuna geldim’ gibi sözleri bir yana at.
Yine de sevgili eşinden Güvercin Kemikli’ye (kız torun Deniz’i çocukluğunda öyle anardı), Doruk’a, Eralp’a, Erdem’e torunların, kızların, damatların salon dolusu sevenlerin tek yürek olmuş sağlıklı olmanı diliyoruz. Ah, sır küpüsündür sen; birkaç yıldır, yazılarında sırlarından kapılar aralıyorsun. Dergiye gönderdiğin bu yazın da onlardan izler sızdırıyor. Nice şairin, yazarın erdemli sözleriyle de beslemişsin duygularını. Dün gece yarısı, üzerinde çalışıp bu sabah saat 06.00’da yeniden okuduğum yazında gözden kaçan her şeyi yerine yerleştirdim.” (02.09.22)
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.