Soykırım yalanı hakkında önemli bir kitap

Batı Dünyası’nın, özellikle Ermeni ve Yunan kardeşlerimiz tarafından körüklenen Türkiye düşmanlığının iki kaynağı vardır:
Dincilik:
Din olarak, Müslümanlar.
Irkçılık:
Millet olarak Türkler. Tarihsel süreçleri duygusal bir milli nefrete dönüştürerek körükledikleri için, zaman zaman cinayet salgınlarına bile yol açan bu düşmanlıklar, sadece Ermenistan ve Yunanistan gibi iki kardeş ülke ile olan ilişkilerimizi değil, bütün Batı Dünyası ile olan münasebetlerimizi, haksız ve anlamsız bir biçimde, aleyhimize etkilemektedirler.
Bu satırları, Türkiye’deki Ermeni ve Rum kardeşlerimizi seven, onlara saygı gösteren, onların haklarını titizlikle savunan ve örneğin Türk-Yunan dostluğu konusunda “Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Ödülü” bağlamında Yaşar Kemal ve Aziz Nesin’le birlikte çaba sarf etmiş biri olarak yazıyorum.
Ne yazık ki, Ermenistan, varlığını büyük ölçüde, Avrupa Birliği ve ABD’de yaşayan Ermenilerin desteklerine bağlamakta ve bunu sürdürmek için Türkiye düşmanlığını, zaman zaman şiddetlendirerek sürdürmektedir.
Aynı biçimde Yunanistan da hem Ege Denizi’ndeki adalar ve deniz sahası işgallerine ve iddialarına ek olarak Kıbrıs Adası konusundaki işgalci ve haksız istekleri dolayısıyla, Türkiye aleyhine propagandalarla, Avrupa Birliği ve ABD başta olmak kaydıyla, bütün Batı Dünyası’nda etkili olmaktadır.
Oysa bunlar dincilik ve ırkçılık bağlamındaki nefret duygularıdır ve tarihsel kökleri de karşılıklı savaşlardır.
İnsanlık tarihinin yüz karası olan din ve ırk savaşları artık uluslararası ilişkilerde egemen olmamalıdır.
Ama ne yazık ki, barış içinde birlikte yaşamamız gereken bu komşularımız, kimi zaman tarihi de saptırarak Osmanlı’nın kendilerine “Soykırım” yaptığını iddia etmektedirler.
Oysa Osmanlı döneminde “Soykırım” iddiaların temeli olan “ırk” kavramı, yani “Irkçılık”, “Türklük”, “Türkçülük”, bırakın siyasette egemen olmayı, henüz doğum ve emekleme aşamasındadırlar.
Üstelik Yunan ve Ermeni milliyetçilikleri, Osmanlı İmparatorluğu’nda terör yaratmakta ve onu parçalamaktadırlar.
Ermenilerin “Soykırım” iddiaları Birinci Dünya Savaşı öncesinde ve sırasında Rus ordularının Kars ve Erzurum kentlerimizi işgal ettikleri sırada Ermenilerin yaptıkları Müslüman (Türk/ Kürt) katliamı ile başlayan bir mukateleye ve tehcire dayanır.
İşte Cumhuriyet Kitapları tarafından yayımlanan Alev Coşkun’un “Ermeni İddialarını Çürüten Üç Belge” adlı eseri Ermenilere “soykırım” yapıldığı konusundaki yalanlara karşı, bu üç belgeyi bir kez daha kamuoyunun dikkatine sunmaktadır.
Birinci belge, Malta Mahkemesi’ndeki, İngiliz Kraliyet Başsavcılığı’nın kararıdır:
Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere, Malta Adası’na sürgün ettiği Türk devlet adamlarına karşı “soykırım” davası açmak istemiştir. Aylarca çuvallar dolusu arşiv belgesini toplayıp inceleyen İngiliz Kraliyet Başsavcılığı, eldeki iddialarla ve belgelerle bir soykırım davası açılamayacağına hükmederek takipsizlik kararı vermiştir.
İkinci belge, 1919 tarihli, ABD’li General Harbord’un Raporudur:
General J. Harbord başkanlığındaki bir heyet, 1919 yılında Türkiye’ye gelerek Doğu Anadolu ve Ermenistan bölgelerinde 52 gün boyunca incelemeler yapmıştır.
Amerikan Senatosu’na sunulan raporda Harbord, Ermeniler hakkındaki katliam ve soykırım duyumlarının gerçeği yansıtmadığını belirtmiştir.
Üçüncü belge, Ermenistan’ın ilk Başbakanı Ovanes Kaçaznuni’nin 1923 yılında Taşnaksutyun Partisi kurultayına sunduğu rapordur:
Kaçaznuni Ermenilerin emperyalist güçlerin oyununa gelerek Müslümanlara karşı katliamlar yaptığını, ayaklanmalar çıkardığını ve yaşanan trajedide Taşnak yönetiminin hatalı kararlarının büyük payı olduğunu itiraf etmiştir.
Bu üç belge, dönemin tarafsız veya doğrudan tarafı olan yabancı devletlerin (İngiltere, ABD ve Ermenistan) resmi kayıtlarına dayanması nedeniyle iddialara karşı en güçlü hukuki ve tarihi kanıtlar arasındadır.
Bütün gençlerin ama özellikle, yurtdışında okuyan bütün öğrencilerin yanında bulunması gereken bir kitaptır!
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.