Kilit de anahtar da orta güçlerin ittifakında

Dün bölgeden ve Avrupa’dan sekiz dışişleri bakanı İstanbul’da buluştu. Bir yandan da Kanada Başbakanı tarihi bir ziyaret gerçekleştiriyor.
Diğer tarafta Katar, Pakistan ve Endonezya ile çok taraflı bir savunma sanayisi anlaşması imzalandı. Aynı günlerde Libya Temsilciler Meclisi 2019 tarihinde imzalanan Deniz Yetki Alanı Anlaşması’nı onayladı.
Dün de Yunanistan ve Mısır’ın benzer bir anlaşma imzalaması gündeme geldi.
Takip etmesi bile güç olan bu trafik özünde bir noktaya işaret ediyor.
Dünya önemli krizlerden, büyüme riski taşıyan çatışmalardan geçerken orta güçler kendilerine bir yol ve çözüm arıyor.
Farklı coğrafyalardan bu yolda, bazı açılardan örtüşen, bazı açılardan çelişen yeni ittifaklar gündeme geliyor.
Yakın gelecekteki yeni riskler ve fırsatlar burada şekilleniyor.
Haberin Devamı
Herkes önümüzdeki ay yapılacak ABD, Rusya ve Çin zirvesine odaklanmışken gözden kaçırılmaması gereken asıl noktanın bu olduğunu düşünüyorum.
ABD, Rusya ve Çin liderlerinin kuracağı bir masadan “dünya barışı” beklemek naiflik olur.
Gerçekte birbirlerinin tüm kuvvetlerini ve zaaflarını çok iyi bilen bu üç devletin herhangi bir büyük meselede konuşup birbirlerini ikna etme ihtimali çok düşük.
En iyi ihtimalle ikna olmuş gibi görünüp kendileri açısından zaman kazanmaya çalışacaklardır.
Oysaki günümüzün diplomasi satranç tahtasında asıl riskler ve kazançlar orta güçlerin ittifaklarında yer alıyor.
Bu ittifaklar ABD, Rusya ve Çin arasındaki görüşmelerden çok daha fazlasını vaat ediyor.

AMBARGODAN STRATEJİK ORTAKLIĞA KANADA
Kanada Başbakanı Carney’nin Türkiye ziyareti, ikili ilişkiler açısından bir dönüm noktası. Ancak ıskalanmaması gereken önemli bir nokta daha var.
Bu gezi dünya siyasetinde yeni arayışların da simgelerinden biri.
Kanada müreffeh bir ülke ancak bir “süper güç” değil. Enerji kaynakları ve ekonomisi dolayısıyla kayda değer bir orta güç.
Özellikle ABD’nin kendisi açısından yarattığı belirsizlik ve tehdit dolayısıyla yeni ittifaklar peşinde.
Haberin Devamı
Carney, bu yılki Davos toplantısında sorunun sadece Trump’a ilişkin olmadığını vurgulayıp “Kabul edelim, eski dünya düzeni sona erdi” demiş ve yeni ittifakların işaretini vermişti.
Benzer sözleri Ankara’daki basın toplantısında da tekrarladı. Serbest Ticaret Anlaşması’ndan savunma yatırımlarına mühim adımların atıldığı ziyarette Carney, Türkiye ile ilişkilerin “stratejik ortaklık” seviyesine ulaştığını vurguladı.
Yakın geçmişte haksız bir silah ambargosuyla gündemimize gelen Kanada’nın Türkiye ile “stratejik ortak” haline gelmesi memnuniyet verici.
Aynı zamanda dünyada son 5 yılda yaşanan büyük değişimin en büyük göstergelerinden biri.
Kanada Başbakanı Carney
Haberin Devamı
HANİ NEREDE ‘AND JUSTICE FOR ALL’
Müzik dünyasında Gazze konusunda yaşanan tartışma farklı noktalara taşınmış vaziyette.
Geçen ay Britanyalı şarkıcı Ed Sheeran’ın New Jersey’deki konseri sırasında sahneye çıkan rapçi Macklemore’un “Özgür Filistin” diye haykırmasının ardından garip bir “apolitiklik” tartışması alevlendi.
Sponsorlar turun devam etmesi için Macklemore’a yasak getirirken Ed Sheeran’ın “Kariyerim boyunca politikadan uzak durdum” tarzı açıklamaları tepki çekmişti.
Geçen hafta yine bir konser sırasında bu kez Metallica’nın solisti James Hetfield’ten benzer bir çıkış geldi: “Metallica, başka şovmenler gibi sizi saçmalıklarıyla etkilemek için burada değil. Biz, dışarıda olup biten her şeyi unutmanız için buradayız. Metallica’nın gündemi sevgi, enerji ve sert müziktir.”
Haberin Devamı
James Hetfield
Hetfield’ın bu tiradı çok tartışma yarattı. En sert tepki ise Gazze konusundaki hassasiyetiyle bilinen Pink Floyd’un kurucularından Roger Waters’tan geldi.
Waters, Hetfield için şöyle dedi: “O ahmağın teki. Üç yaşında birinin zekâ seviyesine sahip. Keşke küçükken etrafında onu kenara çekip nazik olmanın, insanlarla empati kurmanın zıplayıp, sert müzik yapmaktan daha önemli olduğunu söyleyen biri olsaydı. Müzikten yüz milyonlarca dolar kazanmış olabilir ama müzisyen değil.”
Pink Floyd ve Metallica hayatımın her döneminde dinlemekten hiç bıkmadığım iki grup. Dolayısıyla Roger Waters’ın Metallica hakkındaki “müzisyen değiller” sözüne katılmam mümkün değil. Ancak Waters, geri kalan yorumlarında haklı.
Haberin Devamı
Roger Waters
James Hetfield uzun yıllardır, “politikadan nefret ediyorum” diyerek yaptıkları müziğin apolitik olduğunu ispat etmeye çalışsa da zaman zaman kendini tutamıyor.
Bunun en bariz örneği Irak savaşı sırasında Guantanamo’daki esirlere işkence için “Enter Sandman” şarkısının dinletilmesini “özgürleştirici bir girişim” olarak yorumlamasıydı.
“Trump seçilirse Danimarka’ya taşınmam gerekebilir” diyen Metallica’nın davulcusu Lars Ulrich’in ise farklı bir politik duruşu olduğu ortada.
İsteyen istediği politik görüşte olabilir. İsteyen apolitik de olabilir.
Ancak apolitik olma uğruna insani bir drama, bir katliama karşı çıkanları “politik saçmalık” görmek siyasi zırvalamanın zirvesidir.
James Hetfield, Metallica’nın ilk dönemlerinde yaptığı şaheser “And Justice For All” (Herkes için adalet) şarkısında şöyle diyordu: “Adaletin tokmağı seni ezer, mahveder!”
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.