Haram saltanatı

Memlekette kimi türküler vardır; dinlersiniz, gençliğiniz aklınıza gelir. Kimilerini dinlersiniz, memleketin neden bir türlü gençleşemediğini anlarsınız.
Fatih Kısaparmak’ın “Haram Saltanatı” ikinci türden. “Haram saltanatı yıkılır elbet.” Türküdeki en düşündürücü kelime “haram” değil. Onu biliyoruz. “Saltanat” da yabancımız sayılmaz.
Asıl mesele “elbet”! Ne zaman?
Türkünün takvimi yok. Seçim kuruluna başvurmuyor. Meclis gündemine alınmayı beklemiyor. Söylüyor, gerisini dinleyenin vicdanına bırakıyor. Gelgelelim vicdanın da gündemi pek kalabalık.
2015’te Oktay Vural, Meclis’te gazetecilere bu türküyü dinletmişti. Demek ki memleketin derdini anlatmaya konuşmalar yetmemiş, sazın sözüne ihtiyaç duyulmuştu. Aslında isabetli bir yöntem.
Soru önergesine cevap gelmeyebilir. Türkünün nakaratı hiç değilse geri gelir.
Üstelik aynı sözleri her dönüşünde yeniden hatırlatır. Bir bakıma, takipsiz bırakılmayan soru önergesidir.
Kısaparmak’ı dinlerken bendenizin eski önerisi yeniden canlandı: Tıp fakültelerinde “ar damarı nakli” için bir özel uzmanlık bölümü açılsın! Kalp nakli var. Böbrek nakli var. Karaciğer nakli var.
İnsanın utanmasını sağlayacak damarın onarımı için neden bilimsel seferberlik başlatılmasın? Elbette ilk güçlük teşhiste çıkacaktır. Hasta kendini gayet iyi hissediyor olabilir. İştah yerinde, servet yerinde, makam yerinde... Hatta yakınları:
“Hocam, hiçbir şikâyeti yok!” diyebilir.
Zaten şikâyet hastada değil, milletin kendisindedir. Bir de doku uyumu meselesi var.
Ar damarı nakledilecek bünyenin bunu kabul etmesi gerekir. Yıllarca “Herkes yapıyor” diyerek yaşamış bir bünyeye “Ben yapamam” duygusunu yerleştirmek kolay mı? Ameliyat başarılı olsa bile hasta ertesi sabah aynaya bakınca:
“Bu yüz kızarması nereden çıktı?” diye telaşlanabilir. Hekim açıklayacaktır: “Korkmayın. Nakledilen damar çalışıyor.” Ama vatandaşın hakkını bir ameliyatın başarısına bağlayamayız. Kimsenin utanmasını beklemeden hesap sorabilen kurumlar gerekir. Kamu parasının nereye gittiğini araştıran gazeteci, harcamanın belgesini isteyen milletvekili, bulgusunu açıklayan denetçi, delile göre karar veren bağımsız yargıç...
Bunların her biri görevini yapabilmeli.
Çünkü ar damarı kişinin kendisine aittir; devlet bütçesi hepimizin. Birincisinin çalışıp çalışmaması ahlak meselesidir. İkincisinin nasıl harcandığı ise mutlaka hesabı sorulacak bir kamu meselesi.
Fatih Bey türküsünü söylemiş. Oktay Bey Meclis’te dinletmiş. Biz de yıllar sonra aynı nakarat üzerinde düşünüyoruz. Dileyelim bir gün bu türküyü dinleyen çocuklar bize sorsun: “Haram saltanatı ne demek?” Biz de anlatmak için bugünün gazetesini açmak zorunda kalmayalım. Tarih kitabını açalım. Tarih kitabını açalım açmasına da... Orada da karşımıza “tekerrür” çıkarsa?
Bir de “ibret” meselesi var. Tarihten ibret alınması öğütlenir. Ama anlaşılan herkes aynı dersi çıkarmıyor. Yurttaş, “Bir daha soyulmayalım” diye okuyor; harami, “Öncekiler nerede hata yapıp yakalanmış?” diye. Böylece tarih tekerrür ederken yöntemler gelişiyor!
Eskinin haramisi yol kesermiş. Çağın haramisi, yolu mutlaka kestirmek zorunda değil. Yol yaptırırken de kendisine bir yol bulabilir.
Eskisi, “Keseni ver!” dermiş. Yenisi o kadar kaba olmayabilir: “Biz gerekli düzenlemeyi yaptık, siz ödemenizi yapınız.” Haram ile haramilik arasındaki fark da burada beliriyor: Haramı kınamak pek kolay, haramiliğin hesabını sormak emek istiyor. İnsan kürsüde harama karşı çıkıp ihale masasında akrabasına yer açabiliyor. Dilin reddettiğini el kabul edince ar damarı ile kâr damarı arasındaki dolaşım bozukluğu başlıyor. Bu yüzden Fatih Kısaparmak’ın türküsündeki “elbet”e bir tarih vermek, yalnız takvimin işi değil. Milletin denetimi, Meclis’in takibi, yargının bağımsızlığı gerekiyor. Yoksa tarih kitabının yeni baskısında yine aynı hikâyeyi okuruz. Haramiler gözden geçirilmiş, hesaplar genişletilmiş... İbret bölümü, yer darlığından çıkarılmış!
Madem önümüz Cumhuriyet Bayramı; son söz, İstiklal Marşı’mızın yüce şairi Mehmet Akif Ersoy’un olsun. Safahat’ın “Gölgeler” kitabındaki “Kıssadan Hisse”den: Geçmişten adam hisse kaparmış. Ne masal şey! Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi? “Tarih”i “tekerrür” diye tarif ediyorlar; Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?
Fatih Kısaparmak’ın çok beğenilen “Haram Saltanatı” adlı eser, 10 Ekim 2001 tarihinde yayımlanan Vay Benim Hayallerim albümünde piyasaya çıkmıştır. Eserin teması ve mesajı: Fatih Kısaparmak, röportajlarında ve programlarında bu eseri toplumsal yozlaşmaya, haksız kazanca, kul hakkı yenmesine ve dönem Türkiye’sinin içinde bulunduğu ekonomik/ahlaki sıkıntılara bir tepki ve toplumsal tefekkür (düşünce) çağrısı olarak kaleme aldığını ifade etmiştir. Toplumsal eleştiri: “Haram Saltanatı” sözleri itibarıyla doğrudan helal-haram çizgisine, yolsuzluklara ve ahlaki erozyona dikkat çektiği için sanatçı, eseri dönemin sosyal ve siyasal şartlarına bir halk ozanı duyarlılığıyla verilmiş bir yanıt olarak tanımlamıştır.
Bunun yanı sıra sanatçı, televizyon programlarında ve müzik basınına verdiği demeçlerde eserin şiirsel altyapısının geleneksel taşlama/yergici halk şiiri formuna dayandığını da vurgulamıştır.
Fatih Kısaparmak, 2000’li yılların başında albüm tanıtımlarında ve müzik basınına verdiği demeçlerde bu eseri geleneksel halk şiirindeki “taşlama” (hiciv) geleneksel formunun günümüz toplumsal sorunlarına uygulanması olarak tanımlamıştır. Sanatçının röportaj ve açıklamalarında öne çıkardığı temel hususlar şunlardır:
Halk ozanlığı sorumluluğu: Kendisini toplumsal meselelere duyarsız kalamayan bir halk sanatçısı olarak konumlandıran Kısaparmak, eseri kul hakkı yenmesine, kamu imkânlarının usulsüz kullanımına (“hortumculuk”) ve ahlaki yozlaşmaya karşı bir itiraz olarak kaleme aldığını belirtmiştir.
Helal ve haram çizgisi: Sözlerde geçen “Duymasa da Ankara’da sultanlar/Haram saltanatı yıkılır elbet” ve “Ar damarı çatlayanlar/Bir gün elbet yer şamarı” gibi ifadeleriyle, dönemin siyasi ve iktisadi iklimindeki yozlaşmaya dikkat çektiğini, dürüst ve helal kazancın üstünlüğünü savunmanın sanatsal bir görev olduğunu dile getirmiştir.
Toplumsal adalet ve inanç: Eserde yer alan tasavvufi ve ahlaki göndermelere (örneğin karanlıkta siyah karıncayı gören yaratıcı ve ilahi adalet vurgusu) atıfta bulunarak haksız kazanç sağlayanların ilahi adalet karşısında hesap vermekten kaçamayacağı mesajını işlediğini vurgulamıştır.
Kısa bir alıntı örneği: Eserin ana temasını özetleyen sembolik dizelerden bir kesit:
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.