ESPN DeportesRayados resiste la reacción de Pachuca y se queda con el triunfo en casaESPNFollow live: Packers dominating Cowboys at Lambeau Fieldالنهارمن حرب عبد الناصر إلى تعهد السيسي... كيف تغيرت حسابات مصر في اليمن؟The Jerusalem PostPolymarket bets favor Eisenkot over Netanyahu ahead of Israeli electionInquirerDizon: 3 DPWH-Davao officials sacked amid flood control probeZDF heuteEntdecken Sie das ZDF-NachrichtenstudioBillboardONEFOUR Team Up With Penrith Chamber Orchestra for World-Premiere ‘Made Men’ ShowUOLPolícia investiga suspeita de explosivos em carro de Flávio, mas ameaça é descartadaNew Straits Times'Extraordinary talent' Zi Yu needs careful nurturing, says coach Ameliaسكاي نيوز عربيةأنثروبيك تلتزم بتخصيص 5% من أسهمها لصندوق للمنفعة العامةRMF24Mocne słowa Zełenskiego. „USA podjęły działania mające skłonić nas do kapitulacji”BBC BusinessChina's growth accelerates as AI export boom outweighs domestic weakness
The Daily Newsstand · Free, Always
Monday, October 19, 2026

Ekonomist Kerim Rota, yasa teklifinin çözüm üretmek yerine hukuki sorunlar doğurabileceğini söyledi

Translate

Yatırımı 1 milyona kadar olan 355 bin kişi olduğu söyleniyor. Hükümet sorunu adil biçimde çözmek yerine mağdur insan sayısını azaltarak çözmeye çalışıyor. Meclis’e mağdur sayısı azaltılarak siyasi etkinin de azaltılması yönünde bir yasa teklifi geldi. Bu da konuya siyasi endişe ile yaklaşıldığını gösteriyor.

Fondan çıktığını düşünen ama parasını alamayanlar var. Yasa teklifinde alacaklıların önceliğinin kaldırıldığı görülüyor, eski yasanın devre dışı bırakılıp kanunun geriye yürütüldüğü bir durum ortaya çıkıyor. Teklif yasalaşırsa başta öncelikli alacaklılar olmak üzere yüzbinlerce davanın açılması kaçınılmaz.

Ekonomist Kerim Rota Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı. 

- TBMM’de fon komisyonunun toplancağı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun savunmasına başlayacağı gün Halk TV’ye kayyım atandı. Muhalefet bunun gündemi değiştirmeye yönelik olduğunda hemfikir. Bu amaca ulaşılır mı?

Halk TV’ye kayyım atanması, fon krizi ve İmamoğlu’nun uzun süredir beklenen savunmasının yurt genelinde duyurulma frekansını çok düşürecek bir adım oldu. Zamanlamanın kasıtlı olduğu düşünüyorum. 

Fon krizi, aileleriyle birlikte 2 milyon kişiyi doğrudan etkiledi. Bireysel servetlerde kayıp yüzde 3 civarında. İnsanlar “Gündem değişti” diyerek ceplerindeki varlığı böylesine etkileyen bir krizden uzaklaşamaz. Bu, Ekrem Bey’in savunması için de geçerli. Savunmasının siyasi manifesto olacağı belliydi. Bunu duyurma görevi, başta Yeni Parti olmak üzere muhalefete düşüyor. Bunlar gündemin en önemli iki maddesi. 

- Bireysel servetlerdeki kaybın yüzde 3 olduğu hesabı nasıl yapılıyor?

Merkez Bankası (MB) 2026 birinci çeyrek için yaptığı Finansal İstikrar Raporu’nda hane halkı servetini 560 milyar dolar olarak hesaplıyor. Buradaki dolaylı ve doğrudan kaybın 15 ila 20 milyar dolar olduğunu şu an zaten biliyoruz. Bu, ortalama bireyler için geçerli ama bireysel servet en tepedeki yüzde 20’de yoğunlaşıyor ve en tepedeki kayıp yüzde 3’ün de üzerinde. 

- Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel grup kürsüsüden sizin konuyla ilgili uyardığınızı söyledi. Kriz başlamadan önce ne öngördünüz?

Ben mesleğim gereği 2025 başından beri ne olduğunu görüyorum. Çünkü fonlar TEFAS’a kapalı dahi olsalar performansları açık yayımlanıyor. Özellikle birkaç fonun yıllık yüzde binleri aşması insanların dikkatini çekmiş ve bana sormuşlardı. İçeriğine baktığınızda bunların piyasa dolandırıcığı ile şişirilmiş fonlar olduğunu görüyorduk. Ama bunlar TEFAS’a açılmadığı sürece bulaşıcılık etkisi yoktu. Ne zaman TEFAS’a açıldılar ki bu da 2025 Temmuz’da oldu, bu tarihten sonra ben de, daha birçok uzman da konuyla ilgili yazmaya başladı ve uyardığı için gözaltına alınanlar oldu. 

- Fon krizini Agata Christie’nin Doğu Ekspresinde Cinayet romanı ile benzerterek anlattınız, nedir benzerlikler?

Bununla ilgili üç yazı yazdım. Kırmızı Pazartesi, Kafka’nın Davası, Doğu Ekspresinde Cinayet yazılarım hikayeyi anlatıyor. Kırmızı Pazartesi’de; bu krizin geleceğini işin içinde olanların bildiği, kamu otoritelerinin çok ağır ihmali olduğu konuları var. Kafka’nın Dava’sında muazzam bir kafa karışıklığı ve sis bulutunun içinde olduğumuz, bir ay geçmesine rağmen kime ne ödenecek hiçbir şeyin netleşmediğini yazdım. Doğu Ekspresinde Cinayet’te de birden çok faktör olduğunu anlatmaya çalıştım. Fon dolandırıcılığını sadece kurum ve kişilere yüklediğiniz anda arka plandaki suç ortaklığı gizlenir. Bu nedenle üçü de bu resmin bir parçası. 

- TBMM’de yasa teklifiyle ilgili komisyon görüşmelerinde iki önemli isim, Bakan Şimşek ve SPK başkanı yoktu. Gelen yetkililer de sorumluluk almadı, kimde sorumluluk?

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde cumhurbaşkanı, kendi atadığı bürokratları istediği zaman görevden alır. Onun dışında Meclis dahil diğer iradeler cumhurbaşkanının atadığı bürokratlar açısından önemli değildir. Hepsinin görev döneminde işlenmiş büyük ihmaller var. Bu kriz sistemin işlemediğini gösteriyor. SPK Başkan Yardımcısı konuşmasında birkaç adımdan söz ediyor. Ağustos 2026’ya kadar attıkları adımlar dolandırıcıların hayatında, iş yapış tarzında hiçbir şey değiştirmedi. 

‘KRİZ PATLAMASA TARİHLER ERTELENECEKTİ’

Ağustos 2026’da, 31 Ekim ve 31 Aralık olmak üzere iki geçiş süresi verildi ve eminim ki bu fon krizi patlamasaydı, bu tarihler de ertelenecekti, daha çok zaman kazanacaklardı. BDDK Başkanı bankaların izninin 2021/2022’de verildiğini söylüyor. Bir banka kurma, bir de faaliyet izni vardır. Faaliyet izinlerinin çoğu 2023 sonrasında veriliyor. 

- MASAK Başkanı da bankaların bildirimde bulunmadığını söyledi...

Belki en az eleştirilecek kurum MASAK. Kanundaki tanımı MASAK’ı biraz daha dışarıda tutuyor. Bankalar şüpheli işlem bildirimi yapmak zorunda. Şüpheli işlem bildirimi yapılmadan MASAK yetki sahibi değil. 

- Bir hissenin 1000 kat yükselmesiyle ilgili “Halkın teveccühü” diyen Eski SPK Başkanı Gönül ile ilgili Bakan Şimşek soruşturma izni verdi. Bu bir anlam taşıyor mu?

Şimşek’in eski SPK başkanı ile ilgili soruşturma izni vermesi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi içinde bir anlam taşımıyor. Adalet Bakanı 2025 Ağustos’ta SPK’dan soruşturma istediklerini söylüyor ama arkası gelmedi, gelseydi bilirdik. 

- Siz Adalet Bakanı’nı anımsattınız Bakan Şimşek de 2025 Kasım’da uyardı. Aradan 10 ay geçti. Bu sürede yüzlerce insan daha bu şirketlerin fonlarında işlem yaptı. Mağduriyet sayısı kat be kat arttı. Arka planda ne yaşanmış olabilir de böylesine bir gecikme oldu?

Normal şartlarda ekonominin toplamından sorumlu olan bir bakan “Manüpilasyon var” dediğinde, SPK Başkanı’ndan bununla ilgili düzenlemeleri ertesi gün yapması beklenir. Örneğin Şimşek “Bir süre sonra cep telefonu vergilerini üç katına çıkaracağız” dese, cep telefonu bayilerinin önünde kuyruk olur. Bu da ona benziyor. Bakanın uyarısına rağmen bir şey yapılmaması dolandırıcılara casaret verdi. Bugün en büyük mağduriyetin yaşandığı TLY fonu Şimşek’in açıklama yaptığı günde 40 milyar lira iken tasfiyeye gidildiği gün 6 kat aratarak 240 milyar liraya ulaşmıştı. Burada küçük yatırımcı özellikle ocak, şubattan sonra bu fonların içerisine yığıldı. Zamanında harekete geçilse, gereği yapılsa mağdur sayısı bugünkünün sekizde biriydi. SPK manipülasyon yapanlarla ilgili suç duyurusunda bile bulunsa yatırımcılar uyarılmış olurdu. 

‘OLAY, DOLANDIRICILIĞIN ÖTESİNDE’

- Fon krizi “dolandırıcılık” denilerek geçilecek kadar basit bir olay mı?

Fon kriziyle, dolandırıcığın çok ötesinde bir olay yaşıyoruz. Dolandırıcılık daha çok bireysel bir suç olarak görülür. Örneğin ABD’de 2008 Aralık’ta ortaya çıkan Madoff krizi çok tipik bir dolandırıcılık. Çünkü ortada kayıtlı bir şey yoktu. Madoff’un insanlardan topladığı paraları, borsada alım satım yaparak, kayıtlı fonlar üzerinde değerlendirmesi söz konusu değildi. Birinden aldığı parayı diğerine vermiş. Siyasi ilişkileri ve daha önce elde ettiği itibar sayesinde bunu gizlemeyi başarmış. Ancak Türkiye’de bugün yaşanan her şey kayıtlı. 

‘HER ŞEY KAYITLI’

Şu an tasfiyeye alınan sorunlu fonların sahiplerinin portföy şirketleri var. Her işlemleri Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) bildirildi. Fonun değeri her gün açıklandı. Fonun içeriği SPK’nin istediği gibi aylık olarak tüm yatırımcılara şeffaf şekilde sunuldu. Bazı hisselerin Türkiye’nin en büyük sanayi kuruluşlarının altı yedi katına çıkması herkesin gözü önünde gerçekleşti. Yani bizde her şey kayıtlıydı. Dolandırıcılık, bu kayıtlı sistemin içerisinde devam etti. Normal şartlarda SPK’nın BDDK’nın, Borsa İstanbul’un bu fonlardaki hareketlerin yirmide birinde çoktan harekete geçip kırmızı bayrağı kaldırması gerekirdi. 

‘HİÇBİR PONZİ ECELİYLE ÖLMEZ’

- Portföy şirketlerinin yöneticileri cezaevinde, paralar çıkarılmış ama kendileri kaçamamış. “Biz bu işi daha götürürüz” diye mi düşünülüyordu, kriz beklenmedik bir anda mı geldi?

Geçiş süresinin 31 Ekim ve 31 Aralık olarak belirlenmesi hem kamu otoritelerine hem de dolandırıcılara özgüven verdi. Kamu otoriteleri portföyleri büyütüp, ponzi miktarını aynı bırakarak “Ponziyi zaman içinde oransal olarak küçültüp kurtulur muyuz” duasını çıkmıştı. Dolandırıcılar da kamu otoriteleriyle ilişkileri ve yatırımcıların teveccühü ortadayken, kendilerine bir şey olmayacağını, zaman içinde büyeyerek bunu tasfiye edeceklerini düşündü. Ama dünyada hiçbir ponzi eceliyle ölmez. Ponziler iki şekilde ölür. Bir; kamu otoriteleri ve yargı eliyle. İki; yatırımcı eliyle. Bizde yatırımcı eliyle öldü. Kriz yaşanmasaydı, kamu otoriteleri ve bu şirketlerin sahipleri bu işe devam edeceklerdi. 

- Kamu kaynaklarının kullanılmayacağı sürekli dile getiriliyor, diğer yandan - Katılımevim üzerinden zaten kamu kaynağı kullanıldığı söyleniyor. Mağduriyetleri gidermek Hazine olmadan mümkün mü?

Sadece fonlarla ilgili bir kriz olsaydı ve çok  büyümeden çerçevelenseydi kamu kaynağını kullanmamak mümkündü ama bu kriz birkaç yere sıçradı. Öncelikle şirketlerden birinin tasarruf finansman şirketi olması nedeniyle tasarruf finansman sektörüne geldi. Bunlar mevduat garantisi olmasa da banka türü işletmeler. İşin bankacılık sektörüne de sıçramaması için Emlak Katılım devreye sokuldu. Şirketin sahipleri itibar kaybettiği ve içeride öz kaynak eksiği olduğu için Katılımevim, Emlak Katılım’a devredildi. Emlak Katılım şirkete bir öz kaynak transferi yapmak zorunda. Ben kamu kaynağının en azından tasarruf finansman şirketleri yoluyla devreye gireceğini düşünüyorum. 

Ayrıca bu kriz, özel sektör tahvil piyasasını da etkiledi. 1 trilyon lira civarına ulaşan özel sektör tahvil piyasasının yarısı fonlar tarafından satın alınıyordu. Tera Bank’ın borcunu ödeyememesiyle tetiklenen bir sorun var. Birçok firma artık fonlara özel sektör tahvili satamayacağı için bankacılık sistemine geri dönüp kredi talep edecek. Bankalar da bu kredi talebini karşılayacak mevzuat esnekliğine sahip olmalı. MB’nin mevcutta bankarala uyguladığı kısıtlamalar var, bu kredi kısıtlarının da yakın zamanda kaldırılması gerektiğini düşünüyorum. 

- 14/15/16 Eylül 13.30 öncesi satış için emir veren ve sistemde kodu PBLK görünenler var. Ancak herkes tasfiye havuzuna konuyor. Öncelikli alacaklı statüsünde olanlar gözardı edilirse  ilerleyen süreçte tazminat davalarıyla daha büyük bir zarara girilmez mi?

Fondan çıktığını düşünen ama parasını alamayan yüzbinlerce yatırımcı var. Meclis’teki yasa teklifinde alacaklıların önceliğinin kaldırıldığı görülüyor ama net söyleyemiyorlar. Eski yasanın devre dışı bırakılıp kanunun geriye yürütüldüğü bir durum ortaya çıkıyor. Teklif yasalaşırsa başta öncelikli alacaklılar olmak üzere yüzbinlerce davanın açılması kaçınılmaz.

- Limit en çok 1 milyon lira olarak belirlendi. Bu rakamdan fazla parası onlanların ana parasını dahi alamama ihtimali konuşuluyor. Adil bir dağıtım olabilecek mi?

Büyük pay sahiplerinin durumu belirsiz. 1 milyona kadar ön ödeme yapılacağı belirtiliyor. Ancak pekçok soru var. Örneğin fonda yeterli kaynak var ve 1 milyona kadar ödendi. Fonun kesin tasfiyesinin sonunda yüzde 50 geri ödeme yapılabileceği ortaya çıktı. İçeride 1 milyona kadar parası olan parasını alabilmişken içeride 5 milyonu olan parasının yalnızca yüzde 20’sini mi alacak? Bazı mağdurlar paralarını yüzde 100 alırken bazıları yüzde 20’de mi kalacak? 1 milyonun üzeri fon sahipleri açısından da ileride yasal süreçler başlayabilir. 

- Bu haklı sorular dile getirildiğinde “olağanüstü tasfiye süreci” deniyor, ama olağan/ olağanüstü gibi bir ayrım yapılabilir mi, bu “olağanüstü” ifadesi, yapılacak yanlış uygulamaları legal kılar mı?

Bence kılmaz. Sonuçta olağanüstü tasfiye dediğiniz bu kanunla geliyor. Bankalarda belli bir tutara kadar mevduat garantisi vardır, bu nedenle bazıları paralarını ayrı bankalara dağıtır. Fonlarda bu yok, fon tasfiyeye gitse bile fonda herkes payı kadar alacaklıdır. Bunu değiştirdiğinizde insanlarda “Paramı dağıtayım, her fona 1 milyona kadar para koyayım” düşüncesi oluşur ki bu fon mantığına aykırı. 

- Seçimin görece yakın olması hükümetin mağduriyetleri giderme noktasında adil ve hızlı olmasını sağlar mı?

Yatırımı 1 milyona kadar olan kişi sayısının 355 bin civarında olduğu söyleniyor. Hükümet sorunu adil biçimde çözmek yerine mağdur insan sayısını azaltarak çözmeye çalışıyor. Meclis’e mağdur sayısı azaltılarak siyasi etkinin de azaltılması yönünde bir yasa teklifi geldi. Bu da konuya siyasi endişe ile yaklaşıldığını gösteriyor. Ama bir sonraki seçime etkisini şimdiden söylemek zor. Krizin büyüme ve ekonomiye genel etkisi, 2026 son çeyreği ve 2027 ilk çeyreğinde olacak. Sonrasında ekonomi kendi dinamiklerine dönme sürecine girecektir. Muhalefet de buradaki eksikleri ortaya koyup bundan sonra tekrarlanmaması için neler yapılacağını ortaya koymalı. Bundan siyasi çıkar devşirmek doğru olmaz. 

- Krizin maliyeti altı ay ile sınırlı kalır mı?

Genelde bir veya iki çeyreklik büyüme şokları olur, sonrasında geri tepkileri oluşur. Büyüme açısından evet, bir, iki çeyreklik etki yaratır. Ancak güven krizinin atlatılması çok uzun sürecektir. Türkiye’de tasarruf sahipleri ile denetim mekanizmaları arasında geçmişte kavgalı yıllar yaşandı. 1960’ların tasarruf bonoları, 1970’lerin kooperatifzedeleri, 1980’lerin bankerzedeleri, 1990’larda batan bankalar ve bankazedeler, 2001 krizinde batan bankalar, sonra İmar Bankası...Yani yakın tarihimiz güven krizleriyle dolu. Bu fon krizi de geçmiş bu hikayelerin bir parçası oldu. Bu yaşanan, AK Parti döneminde finansal sistemdeki en büyük güven krizi. Bu kolay atlatılmaz. Bu işler şöyle oluyor: Anneler, babalar çocuklarına anlatıyor, çocuklar daha temkinli oluyor. Altın tasarrufları, kiralık kasalar artıyor. Türkiye’de bu hikayeler yirmi yılda bir çıkıyor.   

‘ADLİ SÜREÇ VE TASFİYE ZAMAN KAZANDIRDI’

- MSCI, Türk hisselerindeki değişiklikleri süresiz olarak dondurdu. Haziran 2027’ye kadar ilerleme sağlanmaması halinde Türkiye’nin gelişmekte olan piyasa statüsünden çıkarılması gündeme gelebilecek. Bu karar yabancı yatırımcının Türkiye’ye bakışını ve sermaye girişlerini nasıl etkiler, Türkiye’nin statüsünün düşmesi durumunda nasıl bir tabloyla karşılaşırız?

MSCI'nın kararı, Türkiye sermaye piyasalarına duyulan güvenin ne kadar aşındığını gösteren ciddi bir uyarıdır. Görünen o ki, fon skandalının ortaya çıkması birkaç ay daha gecikseydi, gelişmekte olan piyasa statüsünden çıkarılmamız gündeme gelebilirdi. Son bir ayda yaşanan adli süreçler ve bazı fonların tasfiyesi şimdilik zaman kazandırmış görünüyor. Aksi durumda zaten zor günler yaşayan borsamızda ilave yabancı çıkışlarıyla karşılaşabilirdik. Türkiye'nin uluslararası endekslerdeki yerinin tartışılması sermaye piyasalarındaki denetim ve şeffaflık sorunlarının ne kadar ciddi sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor. Benzer krizlerin tekrarlanmaması için öncelikle sorumluların hesap vermesi ve gerekli kadro değişikliklerinin yapılması, ardından da yasal ve etik düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerekiyor.

- Muhalefetin verdiği iki isim yanlış çıktı, bu olay hedef şaşırttı mı, güven zedelendi mi?

Şeffaflık eksikliği süreci sıkıntıya sokuyor. Belli ki listeler var ve bu listelere belli kişiler erişebiliyor. Muhalefet de kendisine gelen ihbarlarla erişime sahip olabiliyor. Yapılması gereken sürecin açık yürütülmesi. Kişilerin KVKK (Kişisel Verilerin Korunması Kanunu) kapsamında isimleri açıklanmayabilir ama kaç kişiden, ne kadar tahsil edildiği veya yargı süreci devam edenlerin sayısı açıklanabilir. Hiçbir şey açıklanmayınca bir fikrimiz de olamıyor. 

PORTRE

1964’te Belçika’da doğdu. Gazi Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünü bitirdi. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde İşletme dalında yüksek lisansını yaptı. 35 yıl Bankacılık ve Finans alanında çalıştı, çeşitli bankalarda üst düzey görevlerde bulundu. Son olarak özel bir bankada Hazine, Uluslararası Bankacılık ve Ekonomik Araştırmalar bölümlerinden sorumlu Genel Müdür Vekili oldu, yurtiçi ve yurtdışı finansal kuruluşların yönetim kurullarında görev aldı. Rota, Yeni Parti Ekonomi Eşgüdüm Kurulu Üyesidir.

View the original on Cumhuriyet →

KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.