Atatürk Nutuk’u Neden Yazdı?


Atatürk TBMM’de Nutuk’u okurken, 15-20 Ekim 1927.
Atatürk Nutuk’u 15 Ekim 1927 tarihinde toplanan CHP’nin 2. kurultayında, her gün altı saat okuyarak altı günde bitirdi.
Atatürk Nutuk’u neden yazdı ve neden bizzat okudu? Bu yazımızda bu konu irdelenecektir.
29 Ekim 1923’te Cumhuriyetin ilanından sonra, en önemli tarih 3 Mart 1924’tür. Bu tarihte üç önemli Devrim Yasası kabul edildi. Eğitimin birleştirilmesi, mahalle mekteplerinin kapatılması ve halifelik makamının tarihin derinliklerine gönderilmesi sağlandı.
Bunlar çok önemli ve etkin birer devrim, büyük toplumsal değişim ve dönüşümlerdir. Ortaçağ koşullarında yaşayan Türk toplumu henüz vatandaşlık bilincine ulaşmamıştı, din kurallarının bağnaz baskı ve etkisi altında ve ümmet düzeyinde yaşıyordu. Atatürk’ün laik ilkelere dayalı devrimleri gerçekleştikçe karşıdevrimciler de harekete geçiyordu.
Lozan Antlaşması’nda Musul konusunda çözüme ulaşılamadı ve tekrar ele alınması 1924 yılına bırakıldı.
Bu karar gereğince, 19 Mayıs 1924 tarihinde Musul sorunu ile ilgili Türk-İngiliz görüşmeleri İstanbul’da başladı. Görüşmeler 20 gün kadar sürdü, uzlaşma sağlanamadığı için konunun Milletler Cemiyeti’ne götürülmesine karar verildi. Tam bu ortamda, 7 Ağustos 1924’te güneydoğu sınırında Nasturi ayaklanması patlak verdi.
İLİM-FEN
22 Eylül 1924’te Atatürk, Samsun’da yaptığı konuşmada “Dünyada her şey için, uygarlık için, hayat için, başarı için en hakiki yol gösterici ilimdir, fendir” dedi.
26 Ekim 1924’te Milli Mücadele’nin Doğu Bölgesi Komutanı Kâzım Karabekir; ardından 30 Ekim 1924’te General Ali Fuat Cebesoy, ordu müfettişliklerinden istifa ettiler ve görevlerine TBMM’de milletvekili olarak devam edeceklerini açıkladılar.1 Atatürk bu olayı hiç beklemiyordu ve bu olayı “komutanlar komplosu” olarak değerlendirdi.
İLK ÇATLAK
İki hafta sonra, 17 Kasım 1924’te Kâzım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay, Refet Bele ve Adnan Adıvar Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kurdular. Milli Mücadele’ye birlikte başlayan arkadaşlar arasında ilk “çatlak” açığa çıkmıştı.
ŞEYH SAİT İSYANI
Musul konusu Milletler Cemiyeti’nde konuşulurken bu kez 13 Şubat 1925’te Şeyh Sait isyanı başladı. İsyancılar, 16/17 Şubat’ta Bingöl (Genç) ilini, 24 Şubat’ta Elazığ’ı ele geçirdiler ve her iki şehri yağma ettiler. Daha sonraları isyancıların arkasında İngiliz Gizli Servisi’nin bulunduğu belgelere dayalı olarak ortaya çıkmıştı.
İsyanın denetim altına alınması amacıyla TBMM, 4 Mart 1925’te iki yıl için “Takrir-i Sükûn Kanunu”nu kabul etti.
KASTAMONU KONUŞMALARI
23 Ağustos 1925’te Atatürk elinde yazlık bir şapka ile Kastamonu’ya gitti.
Kastamonu ve Çankırı’da yaptığı konuşmalarda şunları söyledi: “Uygarlık öyle kuvvetli bir ateştir ki ona yabancı kalanları yakar, mahveder.”
Kastamonu’da ikinci konuşması ise şöyledir: “Efendiler ve ey millet! İyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve gerçek tarikat, uygarlık tarikatıdır.”
Çankırı konuşması: “Hiçbirimiz tekkelerin uyarmasına muhtaç değiliz. (Bunların) amacı, halkı kendinden geçmiş ve aptal yapmaktır.”
2 Eylül 1925’te tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması, din görevlilerinin kıyafetleri ile memurların şapka giymeleri hakkında Bakanlar Kurulu kararnamesi, ardından kanunu kabul edildi.
Tüm bu gelişmeler padişah ve halife yandaşlarını rahatsız ediyor, harekete geçiriyordu. Şapka konusunda Anadolu’da yer yer hareketler oluyordu. 14 Kasım 1925’te Sivas’ta şapka aleyhine duvarlara bildiriler asıldı. Ayrıca, Kayseri, Erzurum, Rize, Maraş ve Giresun’da da şapka gerekçe gösterilerek gerici gösteriler yapıldı. Tutuklanan elebaşılar İstiklal Mahkemeleri’ne verildi.
İZMİR SUİKASTI
Bu karmaşa içinde 1926 yılına girildi ve beklenmedik bir olayla karşılaşıldı. 14 Haziran 1926 tarihinde İzmir suikastı ortaya çıktı. Atatürk’e karşı girişilen bu hareketin içinde bulunan Giritli Şevki, İzmir Valisi Kazım Dirik’e Atatürk’e suikast yapılacağını ihbar etti.
Bu planın arkasında kimi yeminli kişilerin, eski İttihatçıların ve yeni kurulmuş olan Terakkiperver Fırkası’nın olduğu iddiaları da ortaya atıldı.
Vatanın kurtuluşunu sağlayan, Cumhuriyet’in kuruluşunu gerçekleştiren Atatürk öldürülmek istenmişti. Plan bizzat içinde bulunanlar tarafından önce ihbar edilmiş, ardından mahkemede kabul edilmiş ve belgelere bağlanmıştı.2
ÜZÜNTÜ VE ISTIRAP
Suikast girişiminin, İstiklal Mahkemesi’nde belgelere bağlanması karşısında Mustafa Kemal’in çok “üzüntü” çekmesi doğaldır. Bu durum karşısında Atatürk bir durum değerlendirmesi yaptı. Vatan kurtarılmış, çağdaşlaşma hareketi başlatılmış ancak kendisine de suikast düzenlenmiştir.
Bu durumda, Mustafa Kemal, tarihe bir belge bırakmak istedi. 19 Mayıs 1919’dan başlayarak 1927 yılına kadar geçen 8 yılda olan bitenleri ele aldı. Günlerce yoğun olarak çalışarak belgelere dayalı Nutuk’u hazırladı. Atatürk Nutuk’u 15 Ekim 1927 tarihinde toplanan CHP kurultayında altı gün boyunca toplamda 36 saat 33 dakikada bizzat okudu.
NUTUK’UN ÖNEMİ
Nutuk, Milli Mücadele’nin belgelere dayalı tarihidir. Eğer Nutuk olmasaydı, Milli Mücadele, onu değersizleştirmek, yalan ve yanlışlarla saptırmak isteyen karşıdevrimcilerin elinde bambaşka bir niteliğe bürünürdü.
Milli Mücadele’yi başlatması için Mustafa Kemal’i Anadolu’ya Padişah Vahdettin’in gönderdiğini, ayrıca kendisine para verdiğini yazacak kadar tarihi altüst edenler, bunun gibi yüzlerce yalan ortaya atacak, tarihi gerçekleri altüst edeceklerdi.
DEĞERLENDİRME
Nutuk, 1919’da başlayan ve adım adım yürütülen Milli Mücadele’nin ve daha sonra da kurulan gerçekleşen çağdaş devletin öyküsüdür.
Nutuk’un önemi Milli Mücadele’nin her aşamasının ve o zaman diliminde ortaya çıkan her olayın belgelere dayalı olarak anlatılmasıdır.
Milli Mücadele’ye birlikte başlayan arkadaşların temelde birbirinden koparak yeni parti kurmaları, Doğu’da isyanların dış kaynaklı olarak başlatılması, türbelerin kapatılması üzerine toplumdaki dalgalanmalar ve hiç beklenmeyen İzmir suikast girişimi Atatürk’ü derin derin düşündürdü. Yaptıklarını belgelere dayandırarak anlatmaya karar verdi.
Atatürk, Nutuk’tan söz ederken “Amacım, devrimimizin incelenmesinde tarihe kolaylık sağlamaktır” demiştir. Atatürk bir yandan Türk Devrimi’nin incelenmesinde tarihe kolaylık sağlarken, dünya tarihinde bir benzeri olmayan Kuvayı Milliye hareketini belgelere dayalı olarak bizzat anlatmış olmaktadır.
Nutuk’ta ayrıca yeni Türk devletinin geleceğine yön veren ilkeler de belirtilmiştir. Bunların en başında siyasal ve ekonomik “tam bağımsızlık” ilkesi yer alır. Nutuk, Milli Mücadele’nin, “kurtuluş” ve ardından gerçekleşen “kuruluş” öyküsüdür. Bu öykü, devrimi yapan lider tarafından belgelere dayanarak yazılmıştır. Tarihe sunulmuş bir rapor niteliğindedir. Nutuk aynı zamanda gelecek kuşaklar için bir yol göstericidir.
BAŞLANGIÇ VE BİTİŞ
Nutuk, “1919 yılı Mayıs’ının 19’uncu günü Samsun’a çıktım” cümlesiyle başlar.
1919’dan 1927’ye kadar geçen tüm olaylar ve gelişmeler ele alınır. Milli Mücadele’nin ayrıntıları, zorlukları, verilen stratejik kararlar belgelere dayalı olarak anlatılır ve analiz edilir.
NUTUK NASIL YAZILDI?
Nutuk’un yazılışına o günleri bizzat yaşamış olan Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Faik Rıfkı Atay tanıklık etmişlerdir. Atay’ın gözlemleri de şöyle:3
“Atatürk fikir alanında da cephedeki kadar destansı bir adamdı. Biz bunu ilk defa Büyük Nutuk’unu hazırlayıp yazarken gördük. Bunun üstünde bütün bir gün gece yarılarına, bazen şafak sökünceye kadar emek sarf ettiği olurdu.”
Büyük Nutuk geceli gündüzlü mesai ile (yaklaşık üç ayda) bitirilmiştir. Atatürk 500 sayfayı geçen bu eseri kendi eliyle yazmış, yüzlerce belgeyi de bizzat kendisi toplayıp yorumlamıştır.
GENÇLİĞE EMANET
Atatürk, Nutuk’u şöyle tanımlıyor: “Saygıdeğer Efendiler, sizi günlerce işgal eden uzun ve ayrıntılı nutkum, nihayet geçmişe karışmış bir devrin hikâyesidir. Bunda milletim için ve gelecekteki evlatlarımız için dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek bazı noktaları belirtebilmiş isem kendimi mutlu sayacağım.
Efendiler, bu nutkumla, milli varlığı sona ermiş sayılan büyük bir milletin bağımsızlığını nasıl kazandığını, ilim ve tekniğin en son esaslarına dayanan milli ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım.
Bugün ulaştığımız sonuç, asırlardan beri çekilen milli felaketlerin yarattığı uyanıklığın eseri ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir.
Bu sonucu, Türk gençliğine emanet ediyorum.”4
Dipnotlar:
1- O dönemde komutanlar milletvekili olabiliyordu.
2- Bu konular hakkında bkz: Ergün Aybars, İstiklal Mahkemeleri, Cumhuriyet Kitapları, İstanbul, 2024; Osman Selim Kocahanoğlu, Atatürk’e Kurulan Pusu, Temel Yayınları, 2005
3- Falih Rıfkı Atay, Çankaya, İstanbul, 1998, s. 551; Yakup Kadri Karaosmanoğlu, “Hatıralar, Yorulmak Bilmez Atatürk”, Ulus, 13 Temmuz 1961.
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.