Işık vurduğunda

Geçmişi bir gölgeye benzetebilir miyiz? Üzerimize bir ışık vurduğu sürece bizimle olan bir gölgeye?
Önümde 16-17 yıl önce Peter Schlemihl üzerine yazdığım bir yazı var. Şimdi, bu yazıyı ve öyküyü tekrar okuyorum ve “Bir yazı tekrar nasıl yazılabilir?” diye soruyorum kendime. Bu yazı, bu soruya verilen bir yanıttır.
Schlemihl, gölgesini şeytana satan bir insandır. İçinden bitmek tükenmek bilmeyen altınlar çıkan bir kese karşılığında yapmıştır bu işi.
Kuşkusuz ilk bakışta müthiş kârlı bir alışveriştir bu: altı üstü bir gölge, olmasa ne olur ki? Kesesinde tükenmez bir sermaye varken her aydınlıkta asla kendisiyle olmayan bir gölgeden dolayı ne kaybedebilir ki bir insan?
Yazar, nelerin kaybedileceğini çok net gösterir bize.
Alışverişin üzerinden bir gün bile geçmeden gölgesiz bir insanın diğer insanlar üzerinde hiç hoş olmayan duygular uyandırdığını fark eder Schlemihl. Birkaç tatsız olay yaşar.
İnsanların gözünde eksik olanın yalnızca bir gölge değil, bir mevcudiyet, bir aidiyet, bir insanlık işareti olduğunu fark eder acıyla. Bunun üzerine süratle toplumdan ve aydınlıktan uzak bir yaşam kurar kendine. Gündüzleri ve ay ışığının vurduğu geceleri asla insan içine karışmayan bir yaşamdır bu.
Gölgesizliğini mümkün olduğunca herkesten saklamaya çalışır. Bunun için önce yaşadığı yeri değiştirir. Sonra sadece karanlık ya da alacakaranlıklar içinde başkalarıyla yan yana gelebildiği ortamlar oluşturur.
Çok lüks ama karanlıklar içinde bir hayat sürer böylece.
Ancak ilk başlarda zenginliğiyle ilgi toplasa da ne yaparsa yapsın bir türlü gölgesizliğini saklamayı başaramaz. Her seferinde bir açık verir. Ve onun gölgesiz olduğunu anlayan insanlar bir bir uzaklaşır etrafından.
Bir ara bir kadına aşık olur, ancak kadının da onu sevmesine rağmen gölgesizliğinden dolayı bu aşk hikayesi de hüsranla sonuçlanır.
Bu süreçte şeytanla birkaç kez daha karşılaşır. Gölgesini geri almak istediğini gören şeytan, bu kez gölgesi karşılığında ruhunu ister ondan. Ancak Schlemihl, ruhsuzluğun gölgesizlikten de beter acılar doğuracağını öngörebilmektedir artık. Bu yüzden bu pazarlığa birkaç kez davet edilse de asla yanaşmaz. Hatta şeytanla bir kez daha karşılaşmamak için elindekini kesesini de fırlatıp atar.
Bu şekilde gölgesine asla kavuşamadan yalnız bir hayat yaşar hep. En sonundaysa, adeta ruhunu satmama kararlılığının bir ödülü olarak sihirli çizmeler bulur birden. Bu çizmeler sayesinde dünyayı hızla dolaşmaya ve bilimsel çalışmalar yaparak avunmaya çalışır.
Ne öykünün baş karakterinin ne de yazarının pek fazla bilinmemesine rağmen işlenen motifin hemen her birimiz tarafından bilindiği alternatif bir Faust anlatısı olan bu öykü, kişinin bizzat kendisine ait olana ilişkin yaptığı seçimlerin geri döndürülemezliğini kavramanın trajedisidir.
Geçmişimiz, vaktinde yaptığımız seçimler sonucunda oluşan ve ancak bugünümüze ışık vurduğu sürece yanımızda olan bir gölgedir. Gölgenin kendisi bir varlık değildir ama ışık vurduğu sürece hep varlığımızla olandır. Geçmişimiz de bir varlık değildir ama bugünümüze ışık vurduğu sürece hep varlığımızla olandır.
Varlığımızla olandan vazgeçersek kendimizden de vazgeçeriz. Schlemihl, gölgesini sattığında aslında yalnızca bir görüntüyü değil, geçmişiyle kurduğu bağı da satmıştır. Gölgesiz kalan, geçmişsiz kalır; geçmişsiz kalan ise her yeni adımda biraz daha yalnızlaşır. Gölgesiz hayatlar, tam da bu yüzden, yalnızca masallarda değil, günümüz insanının gürültülü yaşamında da karşımıza çıkar durur.
Baksanıza geçmişini silip yine de insanların arasında yaşamak isteyenlerin sayısı ne kadar artıyor etrafımızda!
Ama bugün için de değişen bir şey yok. Bugün de insanların arasında yaşamak isteyen, önce gölgesine —yani geçmişine, yani kendisinin en önemli parçasına sahip çıkmalıdır. Yoksa geriye, gölgesiz, ruhsuz bir hayatın karanlığından başka bir şey kalmaz.
Karanlıktaki insanlar, birbirini doğru düzgün göremez! Bu yüzden birbirleriyle yan yana gelmeyi de yan yana olmayı da asla beceremez!
Ne karanlığı ne aydınlığı seçen gri bölge insanlarına gelince, yazarın bu tür insanlara da net bir eleştirisi vardır: öyküde şeytan, ne aydınlığın ne karanlığın tarafında durur; o, ikisinin arasındaki sisli belirsizliğin ta kendisi olarak öykü boyunca hep “gri adam” olarak anılır; gayet gündelik, silik bir gri...
Bugününe ışık vurduğunda bakacağı bir geçmişi kalmayanlar karanlığa mahkûmdur.
Referans: Chamisso, Adelbert von; Peter Schlemihl’in Garip Öyküsü; çev. Necati Aça; Dost Kitabevi Yayınları; Kasım 2004, Ankara.
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.