Makinelerin isyanı

Marketlerin soğutucu kısmı görünmeyen bir el tarafından 50 derece sıcaklığa ayarlandı. Donduruculardaki gıdalar bozuldu, sistemler kilitlendi ve marketler çalışamaz hale geldi. Bir ay önce Fransa’da yaşanana benzer bir sorun Portekiz’den İrlanda’ya kadar Avrupa çapına yayıldı.
Bu saldırıları üstlenen olmasa da olağan şüpheli belli. Bazıları bunun bir “yalnız kurt” eylemi olabileceğini söylerken çoğunluk, Avrupa’daki market saldırılarının arkasında Rusya’nın olduğunu düşünüyor.
Rusya’nın “hibrit savaş” doktrini, savaşı çatışma alanlarından sanal dünyaya, altyapı tesislerine ve sosyal medyaya taşımasıyla biliniyor.
Ne tesadüf ki marketlere yönelik saldırı, İngiltere’nin kendi halkını su ve gıda malzemesi stoklamaya çağırmasından 10 gün sonra yaşandı.
Haberin Devamı
Geçen hafta İngiliz hükümeti, doğal afetlere ya da sanal saldırılara yönelik yaşanabilecek sıkıntılar dolayısıyla halkı üç günlük stok yapmaya çağıran bir kampanya tanıttı.
Kampanyada gıda malzemelerinin yanı sıra vatandaştan pilli radyo, el feneri ve battaniye de depolamaları istendi.
İngiltere’nin ardından diğer Avrupa ülkeleri de vatandaşlarına benzer çağrılar yaptı.
Dolayısıyla bu tip bir saldırı bekleniyordu.
Ancak önceki gün yaşanan market krizinin daha büyük bir tehdidi su yüzüne çıkardığı düşünülüyor.
Sadece marketlerde değil, enerji şirketleri ve altyapı alanında kullanılan yazılımların da kolayca hedef olacağından korkuluyor.
Ortak yazılım kullanan Avrupa marketlerinin sistem sorununu bir aydır çözememesi bunun en önemli kanıtı.
Yani risk, sadece Avrupa’da binlerce marketi birkaç saat içinde kilitleyebilecek bir “dondurucu” krizi değil.
Isıtma sistemlerinden kartla açılan kapılara, kartsız ödemelerden uzaktan erişime açık ev aletlerine kadar her teknolojinin benzer riskte olduğu düşünülüyor.
Yeni tip soğuk savaşta “makinelerin isyanını” andıran bir manzara var.
Tıpkı bilimkurgu filmlerinde insanlığa savaş açan makineler gibi. Ancak bu senaryoda isyancı makinelerin arkasında da insanların olduğu kesin.
Avrupa’da siber saldırı sonucu yüzlerce süpermarketin soğutma sistemlerinin sıcaklığı 50 dereceye kadar yükseldi, tonlarca gıda imha edildi.
Haberin Devamı
50 BİN KM YÜRÜYEN ADAMIN MESAJI
ŞÖYLE bir yürüsem açılırım... Yürüyüş yapmayı seven hemen her insanın ortak cümlesidir bu.
İngiliz Karl Bushby, bu fikrin en uç örneklerinden biri. 28 yıl önce Güney Amerika’nın en ucundan başladığı yürüyüşünü önceki gün İngiltere’deki evine ulaşarak tamamladı.
“Hiçbir vasıta kullanmadan eve dönme” hedefiyle önce Şili’den Alaska’ya kadar yürüdü.
Amerikan yerlilerinin Türk olduğuna yorulan efsanedeki gibi donmuş Bering Boğazı’nı yürüyerek aştı ve Rusya’ya ulaştı. Hazar Denizi’ni yüzerek geçip, Karadeniz’den Edirne’ye kadar Türkiye’yi boydan boya yürüdü.
Avrupa’ya doğru devam etti. Geçen hafta Fransa’yı İngiltere’ye bağlayan Manş Tüneli’nden yürümesine izin verilmeyince evine ulaşmak için Manş Denizi’ni yüzmek zorunda kaldı. Oysa İstanbul Boğazı’nı geçerken kendisine köprüde yürüyebilmesi için özel izin verilmişti.
Haberin Devamı
Önceki gün, tam 28 yıl sonra Hull kentindeki annesinin evine geri döndü. Yola çıktığında 29, eve döndüğünde 57 yaşındaydı.

James Cameron’un gişe rekoru kıran Odyssey filminden daha büyük bir macera bu.
Bushby’yi yola düşüren, genç yaşta yaptığı sorunlu bir evlilik olmuş. Eski eşi küçük oğullarını da yanına alarak evi terk etmiş ve Kuzey İrlanda’ya yerleşmiş. Paraşütçü birliğinde bir askerken ordudan ayrılan Bushby de yürümeyi kendine hayat olarak seçmiş.
Birkaç gündür bu maceracıyla yapılan söyleşileri, çıkan haberleri okuyup izliyorum.
Bence hikâye birkaç açıdan çok etkileyici. 1998’de elinde bir haritayla yürüyüşüne başlayan Bushby, dünyanın değişimine yürüyerek şahit olmuş.
Haberin Devamı
Harita üzerinde 5-6 yıl olarak hesapladığı yürüyüşü bürokrasi, savaşlar, pandemi ve jeopolitik yüzünden 28 yıla yayılmış. Önce haritadan GPS’e, 2013’te de akıllı telefon teknolojisine geçmiş.
Bushby, artık navigasyona bakmadan evden çıkmadığımız bir dönem için “karanlık çağlardan gelen bir seyyah” sayılabilir.
Tabii ki yüzlerce kilometre yüzüp 50 bin kilometrenin üzerinde yürümesi de işin bir yönü. Ama beni en çok etkileyen 28 yılın muhasebesini yaptığı bir cümle oldu.
Yol boyunca kendisine uzaktaki ailesi dışında en çok tanımadığı insanların, “yabancıların” yardım ettiğini belirtip şöyle demiş: “İnanılmaz derecede iyi bir dünyada yaşıyoruz. İnsan ırkı gösterilen tüm çabaya değer.”
Haberin Devamı
28 yıl boyunca en zorlu coğrafyalarda sadece yürüyerek seyahat eden bir adamın sözü bu. Sanırım dünya, bizim sosyal medyada gördüğümüzden daha farklı bir yer.
Karl Bushby, özel izinle 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nden yürüyerek Avrupa kıtasına geçmişti.
İKİ CARRIE ARASINDAKİ TEK FARK
BİRKAÇ gün arayla Stephen King’in Carrie romanından uyarlanan yeni diziyi ve 1976’da çekilen ilk filmi izledim. “Bunu kendine neden yaptın” diye sorarsanız iki gerekçe sayabilirim.
King’in devasa ve karanlık hayal gücünü etkileyici bulurum. Carrie, King’in ilk yayınlanan romanı olması dolayısıyla önemli bir eşik. Aslında kitabı yazmaya başladığında fikri yeterince iyi bulmayıp taslağı çöpe atmış. Eşi Tabitha, çöpte bulduğu sayfaları beğenip King’i yazmaya teşvik etmiş.
Böylece Carrie (1974) ile başlayan telekinetik güçlere sahip çocuklar konusu King’in Tepki (1980) ve Enstitü (2019) romanlarıyla birçok başka esere ilham vermiş.


Ama bu iki uyarlamayı üst üste izlememin asıl nedeni, 50 yıl içinde gençler arasındaki zorbalığın dönüşümüne bakmaktı.
Açıkçası 1976’da çekilen film dönem şartları nedeniyle oldukça tiyatral sayılabilir. King’in tekinsiz atmosferini biraz yansıtsa da bugünden bakınca bir yönüyle çok naif kalıyor.
Yeni dizi ise tek bir hamleyle çok daha gerçekçi bir gerilim yaratıyor: Sosyal medyanın kullanımıyla.
Carrie dizisi, okul çağındaki yeni nesil arasında sosyal medya kullanımının nasıl bir silaha dönüştüğünü görmek açısından iyi bir örnek.
50 yıl önce böyle bir teknolojik silahın olmadığı Carrie filminde ise neredeyse naif, zoraki bir akran zorbalığı var.
Sosyal medyada yaş sınırlaması dünya çapında tartışılırken, sadece iki jenerasyon arasındaki devasa farkı ve tehdidi anlamak için Carrie’nin bu iki uyarlamasına bakmak yeterli.
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.