ESPN DeportesVolk noquea a Evloev y retiene el título peso plumaInquirerSuspect in RPG attack on Maguindanao mayor arrestedESPNFollow live: Brewers' Frelick smashes solo homer to tie the score한겨레‘정수빈 기 받은’ 김보미와 ‘관록’의 임정숙 결승서 맞대결UOLLula x Flávio nas novas pesquisas de segundo turno: veja números atualizadosRappler[Two Pronged] My love and sex life are complicated, and I want a committed relationshipZDF heuteAktuelle Pressemitteilungen des ZDFLenta.ruМаск выступил с жестким заявлением по Украине中国新闻网窑火、稻浪与茶香 缅甸青年用镜头定格云南临沧乡村振兴新貌BBC NewsBudget to include £1bn for social and affordable housingRai NewsMotoGP: Marquez vince la Sprint e vede il titolo. Gara rimandata causa pioggiaSportstarAtletico Madrid vs Deportivo La Coruna player ratings — Alvarez grabs winner as Atletico closes gap at top of La Liga
The Daily Newsstand · Free, Always
Sunday, October 25, 2026

Unutmayın: Çocuklar hepimize emanettir!

Translate

Sevgili dostlarım, baktım ki bu fon vurgunları devlet sırrı gibi bir türlü açıklanmıyor, ben de köşeme çekilip hayali bir film sahnesi kurayım dedim. Geniş pencereleri boğazın mavi sularına bakan kocaman bir ev. Salonda kadınlı erkekli bir topluluk. Kutlama yapıyorlar ve hep birlikte ellerini havaya kaldırıp şöyle bağırıyorlar: “Ver Allah’ım ver! Milyon yetmez milyar ver!” Müzik: “Kâbe’de hacılar Allah Allah diyerek hu çeker...”

Şimdi bu sahne nereden aklıma geldi, yıllar önce izlediğim Hitler’in Çöküşü adlı bir belgeseli anımsadım. Belgeselde beni en çok etkileyen, Nazi kurmayların bir toplantısıydı. Nazi kurmayları tek tek insan öldürmenin hem işgücü hem de fazla kurşun harcamaya neden olduğunu tartışıp toplama kamplarını açmaya karar veriyorlardı. Öldürülmesi gerekenleri gaz odalarında toplayıp sulu siyanürle öldüreceklerdi. Ve büyük bir coşkuyla kadehlerini kaldırıp Hitler selamı vererek ve birbirlerine sarılarak kararlarını kutluyorlardı. İşte böyle, nedense aklıma geldi.

Bu arada fon işlerini, karapara aklamalarını, özellikle de Melih Gökçek’in inanılmaz mal varlığını belgelerle açığa çıkaran gazetemizin de yazarı Murat Ağırel, bazı kişiler tarafından ona verilen belgeleri araştırıp gerçek belgeler olmadığını görmüş, haber yapmamış ve evet, haber yapmadığı için Sarıgül ailesini koruma gibi absürt bir nedenle tutuklandı. Sadece o mu, gazeteci tutuklanmaları aldı başını gidiyor.

Dostumuz, arkadaşımız Murat içeri girerken bize şöyle seslenmiş: “Kızıma iyi bakın, size emanet.” Bu sözler geçmişteki bir yaramı deşti. Birden eski eşim ve yol arkadaşım rahmetli film yönetmeni Ali Özgentürk’ün 12 Eylül sonrası Davutpaşa Kışlası’ndaki günleri anımsadım. Kızımız Dünya da Ada yaşlarındaydı ve elinde göğsüne bastırdığı çiçeklerle onu görüş günlerine götürürdüm. Bir İhsan yüzbaşı vardı, bana ve Dünya’ya takmıştı. Bana yüzünde alaylı bir gülümseme, “O rejisörün hanımı gelmiş” diye takılır ve Dünya’nın çiçeklerini tek tek arar, “Bana çiçek getirmemişsin, seni görüşe sokmayacağım!” diye azarlardı. Neyse ki Dünya büyük bir sükûnet içinde aramanın bitmesini beklerdi.

Şimdi ben haykırıyorum: “Çocuklara kıymayın efendiler!” Ve birden aklıma 18 Ekim 2015 tarihinde, ev baskınında polise “Lütfen galoş giyer misiniz” dediği için yavrumuz Dilek Doğan’ın, ailesinin gözü önünde polis kurşunuyla öldürülmesi geliyor. Dilek’i Küçük Armutlu’da çok küçük yaşlarda tanıdım. Mahalle halkı bir projenin etrafında toplanmıştı. Mahallede kullanılmayan bir boş alan ekime hazırlanmış; mahalle halkı paketlenmiş domates, hıyar, biber (hepsi yerli tohum) fidelerini sırayla alıp bir dostluk, bir kardeşlik havası içinde toprağa ekiyorlardı.

Ben de oradaydım Dilek de. Ekose bir etek, beyaz bir gömlek giymişti. Çevredeki cemevi için elde ördükleri para cüzdanlarını, yastık kılıflarını, sabunlukları satan bir yandan da neşeyle bir türkü tutturmuş; annelere, kız kardeşlere yardım ediyordu. Dilek’in gözleri öylesine umut dolu, sesi öylesine cıvıltılıydı ki ondan minnacık kırmızı renkte iki patik almıştım. Masamın yanında duruyor.

Dilek’in acılı annesine şöyle seslenmiştim: “Dilek için bir ağaç dik, hepimizin dilekleri o ağacı öyle kuşatsın ki yeryüzünün bütün kızlarının, çocuklarının sesi olsun. Her biri bir dilekle seslensin Dilek’e. Sevdiğiyle evlenen bir işçi kız, usulca gelin telinden bir top assın ağaca. Bir başkası, en çok istediği hemşirelik okulunu kazandığı için güllerin en güzelleriyle ağacın dallarını süslesin. Bir başkası doğudaki asker nişanlısının bir mektubunu asıversin ağaca. Bir kadın çocuğu sağ salim doğduğu için onun minik patiklerini ağacın bir oyuğuna yerleştirsin. Bir başkası kocasından şiddet gördüğünde ağacın sert kabuğuna sarılıp yaşamak için yeniden güç bulsun. Annesinin futbol ayakkabısı alamadığı Ali, eski bir futbol ayakkabısı bulup bağcıklarından assın ağaca. Mahallenin delisi her gün bir şeker bağlasın dallara, çocuklar gelip yesin diye. Sevdalılar, ağacın kovuğuna birbirlerinin adlarını yazıp yanına da küçücük bir kalp koyuversinler. Ağaç bir şenlik ağacı olsun, namı yürüsün Dilek’in ağacının!”

View the original on Cumhuriyet →

KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.