5. Ayvalık Uluslararası Film Festivali gösterimler ve yan etkinliklerle sürüyor

Ayvalık Uluslararası Film Festivali, beşinci yılında yoluna devam ediyor. Kentin merkezinde Vural Sineması, meşhur Macaron sokağının yakınlarında Fabrika Ayvalık, son senelerde açılmış olan Kırlangıç AVM’deki Rauf Denktaş Kültür Merkezi’nde film gösterimleri yapılıyor. Gösterimler sonrası bazı yerli filmlerin ekipleri soruları yanıtlıyor.
Bunun dışında yan etkinlikler de düzenleniyor. Festivalin ikinci günü festival direktörü Azize Tan’ın moderatörlüğünde “Kent Hafızası” başlıklı bir konuşma etkinliği yapıldı. Seyir Derneği ve Ayvalık Belediyesi’nin ortak yürüteceği “Ayvalık’ta Bir Sinema” projesini anlatmak amacıyla düzenlenen konuşmada Ayvalık Belediye Başkan Yardımcısı Erkan Karasu, mimar Fatih Kurunaz ve İnci Vural konuşmacı olarak yer aldı. “Ayvalık’ta Bir Sinema” projesi, İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV), Avrupa Birliği desteğiyle yürüttüğü Ortaklaşa: Kültür, Diyalog ve Destek Programı’ndan alınan hibe sayesinde Ayvalık’ın kültürel hafızasında önemli bir yeri olan Vural Sineması’nın teknik ve fiziksel altyapısının yenilenmesini, böylece yalnızca festival dönemlerinde değil, yıl boyunca düzenli olarak kullanılabilecek bir sinema mekânına dönüştürülmesini amaçlıyor. Proje kapsamında Vural Sineması’nın lazer projektör, perde ve ses sistemi gibi teknik ekipmanlarla yenilenerek hafta içi ve hafta sonu düzenli film gösterimlerine açılması; söyleşi, atölye, çocuk gösterimleri gibi etkinliklere ev sahipliği yapması planlanıyor.
JUDE’UN YENİ ‘PROVOKASYONU’
Festivalin ilk günü izlediğimiz filmlerden, Romanya’nın son senelerde aldığı ödüllerle ve çektiği yer yer provoke eden filmlerle tanınan yönetmeni Radu Jude’un bu yıl Cannes’da gösterilen yapımı “Bir Oda Hizmetçisinin Güncesi” beğeni topladı. Octave Mirbeau’nun aynı adlı romanından esinlenen Jude, sinemada çok uzun zamandır uyarlanan romanı günümüze taşıyor. Güncenin yerini telefonla ve görüntülü görüşmeler alıyor. Rumen yönetmen Doğu Avrupa’dan Batı’ya, Fransa’ya göç eden “ucuz işgücünün” izini sürüyor. Hem de bunu yer yer kahkahalar attıran bir mizahla harmanlıyor. Rumen Gianina, zengin, kendilerince “ileri görüşlü” ve duyarlı bir Fransız ailenin yanında hizmetçilik yapıyor. Bu sırada kendisini özleyen Romanya’daki kızıyla görüntülü konuşurken onun özlemini gidermeye çalışıyor. Bu sırada bir tiyatroda oynamaya başlarken Gianina’nın ve ailenin iyi niyetini sınayacak bir olay yaşanıyor.
‘DUA’ KİŞİSEL BİR TANIKLIK
Kosovalı Blerta Basholli’nin Cannes’dan ödüllü filmi “Dua”, yönetmenin gençlik deneyimlerinden yola çıkıyor. 1990’ların sonunda Belgrad’ın NATO tarafından bombalanmasına kadar varacak olaylarda genç bir kızın büyüme hikâyesine odaklanıyoruz. Sırp yönetimin baskısı giderek artarken bir ailenin ayakta kalma çabasını izliyoruz. Birkaç yıl önce Srebrenitsa soykırımı yaşanmış, hafızalarda hâlâ taze, sokakta Arnavutlar, Kosovalılar, Makedonlar tehdit, taciz ve şiddet altında. Ergenliğe adım atmak üzere olan Dua’nın ise bütün bunlarla başa çıkabilmek için korkusunu ve öfkesini yansıttığı iki şey var: judoyla müzik. Gittikçe özgüvenini kazanan genç kız ve ailesi etrafını saran şiddet sarmalından nasıl kurtulacak? Duygusal yükü ağır olan film, aslında iyi bir fikirle yola çıksa da bir büyüme hikâyesini tam anlamıyla anlatmakta zayıf kalıyor gibi. Yine de savaşın bir toplumu, aileyi, gençleri ve çocukları nasıl etkilediğini anlatması bakımından önemli bir noktaya parmak basıyor.
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.