Enflasyondan kaçarken fon tuzağına: Yoksullaşmanın politik ekonomisi

Türkiye’de enflasyon tartışmalarında dikkat çekici bir dönüşüm yaşanıyor.
Daha önce ENAG’ın verilerini reddeden, resmi istatistikleri savunan bazı iktidar yanlısı çevreler, bugün bu verileri kabul etmeye başlamış görünüyor. Üstelik bu veriler üzerinden toplumun nasıl fakirleştiğini tartışıyorlar.
İlginç bir değişim!
Yıllardır dikkat çektiğimiz yüksek enflasyonun sonuçları artık herkesin yaşamında hissediliyor. Satın alma gücü kayıpları, gelir dağılımındaki bozulma, giderek derinleşen yoksullaşma...
Bu sürecin üzerinde titizlikle durulması gereken bir sonucu daha var: Hanehalkının tasarruf alışkanlıklarındaki değişim.
Mekanizma çok açık.
Yüksek enflasyon, birikimlerin reel değerini aşındırdı. İnsanlar yıllarca emek vererek oluşturdukları tasarrufları koruyabilmek için yeni finansal araçlara yöneldi. Borsa ve yatırım fonları, daha önce bu piyasalara uzak duran geniş kesimlerin gündelik yaşamına girdi.
Birikimleri koruma çabası giderek ekonomik bir zorunluluğa dönüştü.
Burada resmi enflasyon verilerine duyulan güven de önem taşıyor. Hanehalkı markette, kirada, ulaşımda karşılaştığı fiyatlarla açıklanan oranlar arasında fark hissettiğinde geleceğe ilişkin hesabını kendi deneyimine göre yapıyor. Tasarruf kararlarını şekillendiren bu belirsizlik, kısa vadeli getiri arayışını güçlendirebiliyor. Birikimini koruyamayan kişi için beklemek de başlı başına bir maliyete dönüşüyor.
Bu konudaki akademik araştırmaların sonuçları çarpıcı: Yüksek enflasyon, hanehalkını sermaye piyasalarına yöneltiyor, risk algısını değiştiriyor ve yatırım davranışlarında kalıcı izler bırakıyor (Nalın, 2013; Bonaparte vd., 2024; Nagel ve Yan, 2022; Malmendier ve Nagel, 2011). Üstelik borsa her zaman enflasyondan korumuyor (De Jong ve Yılmaz, 2024). TCMB’nin 2024 raporu ise önemli bir noktayı doğruluyor: Getiri avantajları ve vergi politikaları, tasarrufların yönünü etkiliyor.
Merkez Bankası’nın yayınlarında hanehalkının portföy tercihleri ile finansal koşullar arasındaki ilişkinin ele alınması ayrıca önemli. Para piyasası fonlarının genişlemesini açıklarken getiri farklarını ve vergi avantajlarını anan kurum, tasarruf akımlarının politika kararlarından etkilenebildiğini de ortaya koyuyor.
Ayrıntılarında daha çarpıcı bir ilişkiyle belirtmekten geri kalmıyor banka. Para ve sermaye akımlarına yön veren politikalar, hanehalkının tasarruf alışkanlıklarını, getiri beklentilerini ve risk algısını birlikte şekillendiriyor.
Hanehalkı davranışını etkileyen yakın geçmiş uygulamaları belki de buna en iyi örnek olarak verilebilir. Bunlar kur korumalı mevduat ve döviz kurunu baskılamaya yönelik politikalardır.
Fırsat maliyeti oldukça fazla olan ve etkileri hâlâ da devam eden iki uygulama olarak karşımızda duruyor.
Ne oldu bu süreçte, hatırlayalım.
KKM ile tasarruf sahiplerine belirli koşullarda kur artışına karşı kamu güvencesi verildi. Ardından yüksek TL faizleri ve görece istikrarlı döviz kuru, TL cinsi finansal araçların cazibesini artırdı. Para piyasası fonları da günlük likidite ve getiri avantajıyla öne çıktı.
Bir düşünelim. Kamu destekli uygulamalar, tasarruf sahiplerinde yüksek getirinin bir tür güvenceyle birlikte sunulduğu algısını yaratmış olabilir mi? KKM’deki koruma beklentisi, yasal olarak aynı güvenceye sahip olmayan yatırım fonlarına da taşındı mı?
Bu soruların yanıtlarını bilmiyoruz. Ancak finans literatüründeki örtük garanti kavramı, böyle bir beklentinin yatırımcıların risk alma davranışını etkileyebileceğini gösteriyor.
Daha önemlisi, bu beklentiden kimler yararlandı? Riskleri kimler üstlendi? Yaşanan gelişmeler, birbirinden kopuk ve tesadüfi tercihlerden oluşmuyor. Faiz, kur, vergi ve finansal düzenleme kararları belirli bir politika çerçevesinde etkileşim içinde bulunuyor.
Bu etkileşim ise doğal olarak piyasa kuvveti fazla olan oyuncular tarafından tercihler kapsamında bir gelir transferi dağı ortaya çıkarıyor.
Bu süreçte mekanizma bilinçli tercihlere bağlı olarak kuruldu. Bu bilinç doğal olarak öngörülebilir sonuçlar doğurdu ve bu güne geldik. Diğer bir ifadeyle, yüksek enflasyon insanları finansal piyasalara yöneltti. Ekonomi politikaları bu yönelişi besledi. Finansal sistem büyüyen tasarrufları yeni yatırım araçlarına taşıdı.
Bugün fonlarda yaşanan sorunları değerlendirirken denetim sorumluluğunu, risklerin kimlere aktarıldığını ve tasarruf sahiplerinin nasıl korunduğunu ya da korunmadığını da sorgulamak gerekiyor.
İki soruyla bitirelim yazımızı bugün.
Kim bilir, bu düzen daha ne kadar sürdürülebilirdi? Belki de Ponzi düzenini andıran bu çark dönmeye devam edecekti.
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.