Kavganın da hukuku var - Abdullah Dörtlemez

İnsanların aynı şeyi düşünmesi, aynı şeyi istemesi, aynı yerden bakması beklenebilir mi? Dünyaya biraz özenle baktığımızda, bunun pek olanaklı olmadığını görürüz. Aynı evde yaşayanlar bile her konuda anlaşamazken, milyonlarca insanın ortak bir yaşamı paylaşmasından söz ediyoruz. Üstelik insan yalnızca farklı düşünmüyor; kendi düşüncesinin doğru olduğuna da inanıyor. Belki asıl sorun tam burada başlıyor:
Birlikte yaşamak için anlaşmak zorunda mıyız?
İnsanları bir arada tutan şeyin aynı düşünmek olduğunu varsayarsak, farklı düşüncelerin ortaya çıktığı her yerde ortak yaşamın bozulması gerekirdi. Oysa yaşam böyle işlemiyor. İnsanlar yüzyıllardır birbirleriyle anlaşmadan da aynı şehirde yaşamış, aynı pazara gitmiş, aynı yollardan geçmiş; farklı inançlara, çıkarlara ve dünya görüşlerine sahip insanlar yan yana durmuş.
BİRLİKTE YAŞAMAK
Burada “anlaşmak” sözcüğünün iki anlamını ayırmak gerekiyor. Birincisi, aynı kanıya varmak; ikincisi, birlikte yaşayabilmek için bazı ortak kurallarda buluşmak. İlki her zaman olanaklı değildir. İkincisi ise ortak yaşamın kapısını açabilir.
Çünkü başka türlü düşünmek başlı başına bir sorun değildir. Sorun, kendi düşüncemizi başkasının varlığının önüne koyduğumuz yerde başlar. “Sen benim gibi düşünmüyorsun” başka bir tümcedir; “Sen benim gibi düşünmüyorsan burada olmamalısın” başka. İlki anlaşmazlıktır; ikincisi birlikte yaşamanın zeminini aşındırır.
Belki uygarlığın önemli bir tarafı tam burada ortaya çıkar:
Uygarlık, kavganın ortadan kaldırılmasıyla değil, kavganın kurallara bağlanmasıyla yol aldı.
İnsanlar anlaşamadıkları için değil, anlaşamadıkları halde birlikte yaşayabilmenin yollarını aradıkları için kurumlar kurdular, kurallar koydular, sınırlar oluşturdular.
Bu düşüncenin izlerini yalnızca çağdaş dünyada aramak da gerekmez. Hukukun ve iktidarın sınırlandırılması düşüncesinin yalnızca çağdaş Batı’nın buluşu olmadığını anımsamak için bazen Anadolu’ya bakmak yeterlidir. Hititlerde Pankuş adı verilen meclis ve krallık iktidarının çevresindeki siyasal aktörler, kralın yetkisinin sınırsız olmadığını gösteren erken örnekler arasında anılır. Eski Hitit Krallığı’na ilişkin kaynaklarda, yüksek konumdaki kişilerin tahtın devri gibi konularda etkili olduğu da görülür.
GÜCÜN SINIRI NEREDE?
Yüzyıllar sonra, 1215’te İngiltere’de Magna Carta ile kralın da belirli sınırlarla karşılaşabileceği yazılı bir belgeye bağlandı. Hititlerle Magna Carta arasında doğrudan bir tarihsel süreklilik yoktur. Fakat ikisini yan yana getiren soru aynıdır:
Gücü elinde tutanın gücü nerede biter?
Bu soru yalnızca hükümdarlar için değildir. Güç, kimin elinde olursa olsun sınır ister. Çünkü güç sınır tanımadığında, anlaşmazlık iki farklı düşüncenin karşılaşması olmaktan çıkar; güçlü olanın düşüncesinin ötekine dayatılmasına dönüşür. Belki hukuk tam da burada anlam kazanır. Hukuk bizi aynı düşünmeye zorlamak için değil, farklı düşündüğümüzde birbirimizin yaşamını yaşanmaz duruma getirmemek için vardır.
Uygarlığın tarihi, insanların anlaşma tarihinden çok, anlaşmazlıklarını yönetme tarihidir.
Bunun için hukuk gerekir; ama yalnızca hukuk metinleri yetmez. Kuralların varlığı kadar, kuralların herkes için geçerli olduğuna ilişkin güven de gerekir. İnsan, kendisi için başka, karşısındaki için başka ölçü uygulandığını düşünmeye başladığında, hukuk ortak zemin olmaktan çıkar; tarafların kendi haklılıklarını kanıtlama aracına dönüşür.
Öyleyse başlangıçtaki soruya yeniden dönelim:
Birlikte yaşamak için anlaşmak zorunda mıyız?
Belki hayır. Aynı düşünmek ve aynı görüşleri paylaşmak zorunda değiliz. Fakat birlikte yaşamak istiyorsak, anlaşamadığımız zaman birbirimize ne yapamayacağımız konusunda ortaklaşmak zorundayız.
Çünkü birlikte yaşamanın asıl sınavı, herkesin bize benzediği yerde değil; bize benzemeyen insanla karşılaştığımız yerde başlar.
Kim bilir, hukuk dediğimiz şey de insanlığın bu eski deneyiminden doğmuştur: Başkasının benim gibi düşünmesini sağlayamadığım yerde, onunla birlikte yaşayabilmenin yolunu aramak.
Belki uygarlık dediğimiz şey, kavganın hiç olmadığı bir dünya değil; kavga ettiğimiz zamanlarda birbirimizi yok etmeye kalkmadığımız dünyadır. Öyleyse soru yerli yerinde duruyor.
Birlikte yaşamak için anlaşmak zorunda mıyız?
Belki asıl sorun, anlaşamadığımız durumlarda da birlikte yaşayabilmenin yolunu bulabilmektir.
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.