ESPNOur guide to every NFL Week 4 game: Matchup previews, predictions, picks and nuggetsESPN DeportesAntonelli, el más rápido en la tercera práctica en SepangPunchUS lawmaker hails arrest of terrorist leaderInquirerOver P3.2M ‘shabu’ seized, 4 nabbed in Northern Mindanao drug stingsZDF heuteAktuelle Pressemitteilungen des ZDFCNN TürkHava Durumu (03-10-2026)South China Morning PostHong Kong Airport Authority to reshape 11 Skies as a high-end tourism landmarkSözcüİstanbul'da yarın bazı yollar trafiğe kapatılacak中国新闻网第九届纽约中国当代音乐节开幕Malay MailSingapore-based TikToker and ex-‘Wah!Banana’ star Lev Panfilov opens up on three years in Changi Prison after rape acquittalRMF24Korea Północna wystrzeliła kolejny pocisk balistyczny. Przeleciał ok. 700 kmMyJoyOnlineGH¢1.64bn NHIS claims paid in 2026 as Private Health Facilities welcome improved reimbursements
The Daily Newsstand · Free, Always
Saturday, October 3, 2026

Meme kanserinin unutulan tarihi

Translate

Bugün “pembe ekim” dediğimiz şeyden yaklaşık 3 bin 600 yıl önce, bir Mısırlı hekim memedeki büyük, sert ve kabarık bir tümörü tarif etmişti.

Haberlerimizi Google’da Takip Edin

Gelişmelerden anında haberdar olun.

Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin

Haberin Devamı

Edwin Smith papirüsüne geçen bu vakada hekim, tümörü dikkatle gözlemliyor, ardından kendi çağının sınırını da kayda düşüyordu:
Bu hastalık için yapılabilecek bir şey yoktu. Meme kanserinin bilinen en eski klinik anlatılarından biri, yalnızca hastalığın değil, insanlığın çaresizliğinin de belgesi.
Tarihin bu sayfasında pembe kurdele yok, hatta hastalığa bugünkü adını verecek bilgi de yok. Yalnızca bir hekimin gördüğünü saklamadan yazması var.
Farkındalık belki de tam burada başladı: Önce bakmak, sonra gördüğümüzü konuşabilmek.
1713’e geldiğimizde, İtalyan hekim Bernardino Ramazzini manastırlardaki rahibelerde meme tümörlerini daha sık, rahim ağzı kanserini ise daha seyrek gözlemledi.
Bu, üreme öyküsü ile kanser arasındaki ilişkiye dair erken bir ipucuydu. Ama Ramazzini’nin gözlemi, bugünün epidemiyolojisi değildi...
Küçük ve seçilmiş bir gruptan neden-sonuç hükmü çıkarılamazdı.
Onun değeri, cevabı bulmasından çok, araştırılabilir bir soru bırakmasındaydı.
Sonraki yüzyıllar, kanserle mücadeleyi çoğunlukla memeyi ve çevresindeki dokuları daha geniş çıkararak kazanabileceğimizi düşündü.
19. yüzyılın sonlarından itibaren radikal mastektomi, yani memeyle birlikte koltuk altı lenf bezlerinin ve göğüs kaslarının da alındığı büyük ameliyat, uzun süre standart yaklaşımdı.
Cerrahlar o günün bilgisiyle tümörü kökünden söküp atmaya çalışıyordu. Fakat bedenin kaybı ağır, yanıtlar ise her zaman beklendiği kadar kesin değildi.
1970’lerde sessizliği bozanlar yalnızca laboratuvarlar olmadı. 1974’te ABD’nin First Lady’si Betty Ford, meme kanseri tanısını ve ameliyatını kamuoyuyla paylaştı.
O günlerde “meme” ve “kanser” kelimelerini yüksek sesle yan yana getirmek bile alışılmış değildi.
Ford’un açıklamasından sonra çok sayıda kadın muayene ve tarama için başvurdu; hastalık, özel hayatın kapalı kapılarından kamusal konuşmaya taşındı.
Aynı yıl gazeteci Rose Kushner da meme kanseri tanısı aldı.
Onun hikâyesi başka bir eşiği gösterdi: Hastanın yalnızca tedaviyi kabul eden kişi değil, kararın ortağı olması.
Kushner, tanı kesinleşmeden aynı ameliyatta memenin alınmasını öngören “tek aşamalı” yaklaşımı sorguladı.
Biyopsi sonucunu öğrenmek ve seçenekleri konuşmak için zaman istedi. Bu tavır, dönemin güçlü cerrahi alışkanlıklarına meydan okumaktı.
Kushner tek başına tıbbı değiştirmedi, değişim, hasta savunucularının sesiyle bilimsel çalışmaların bir araya gelmesiyle geldi.
1979’da ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri’nin uzlaşı konferansı, daha az yıpratıcı ameliyatların sağkalımı azaltıp azaltmadığını tartıştı.
Halsted’in en geniş ameliyatını standart olmaktan çıkardı ve memeyi koruyan cerrahilerin araştırılmasını önerdi.
Sonraki çalışmalar, uygun erken evre hastalarda meme koruyucu cerrahiyle sağkalımın mastektomiye benzer olabileceğini gösterdi.
Bu, “daha büyük ameliyat daha iyi sonuçtur” varsayımının sorgulanmasıydı.
Hastanın bedenine ne yapılacağı konusunda söz sahibi olması da tedavinin bir parçası haline geliyordu.
1985’te ABD’de Meme Kanseri Farkındalık Ayı, önce bir haftalık tarama ve mamografi bilgilendirme kampanyası olarak başladı.
Pembe kurdele ise daha sonra geldi. 1991’de Charlotte Haley, kanserden korunma araştırmalarına ayrılan kaynağın yetersizliğine dikkat çekmek için şeftali rengi kurdeleleri el yapımı olarak dağıtıyordu.
1992’de Self dergisi ve Estée Lauder, kurdele fikrini pembe renkle geniş kitlelere taşıdı.
Bugün her yerde gördüğümüz simgenin arkasında, önce bir kadının “araştırmaya daha çok kaynak ayrılsın” diyen itirazı vardı.
Bugün meme kanseri tek tip bir hastalık değil tümörün biyolojisi, evresi ve kişinin özellikleri tedavi kararlarını değiştiriyor.
Erken tanı önemini koruyor ama farkındalık yalnızca belirti aramak ya da pembe giyinmek demek değil.
Yaşa ve kişisel riske uygun taramaya erişmek, memedeki yeni bir değişikliği gecikmeden sağlık profesyoneline danışmak, tanı konduğunda seçenekleri ve tedavinin gerekçesini sorabilmek de farkındalığın parçası.

View the original on Hürriyet Kelebek →

KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.