Bozuk düzen, karşıdevrim ve Cumhuriyet

Yarın Cumhuriyetin 103. yıldönümü kutlanacak, insanlar fener alaylarıyla sokaklara çıkacak, yurttaş olmanın erdemlerini hatırlayacak.
Sonra yine AKP iktidarının kurduğu Türk tipi başkanlık sisteminde anayasayı çiğneyen kararlar, insanlık onuruna aykırı uygulamalar ve giderek artan baskı devam edecek. Artık ne laik ne de sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nde Cumhuriyet Devrimi’nin tüm birikiminin neredeyse yok edildiği bir dönemde 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, bir kez daha buruk bir şekilde kutlanacak.
Öyleyse sormak zorundayız: 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, ne zaman gerçek anlamına yakışan bir ülkede kutlanabilecek?
Asıl sorun Marx’ın belirlediği gibi sınıfsaldır.
Prof. Dr. Örsan K. Öymen, iki gün önce gazetemizde yayımlanan “Bozuk düzen” adlı köşe yazısında dikkat çekici bir değerlendirme yaptı. İsviçreli-Fransız filozof Jean-Jacques Rousseau’nun görüşlerinden etkilenen devrimci siyasetçilerin Fransa’da 1789 yılında monarşik, teokratik, feodal düzeni yıkarak cumhuriyeti kurduklarını ve yine Rousseau’nun düşüncelerinden etkilenen Atatürk’ün 20. yüzyılın başlarında benzer bir devrimi gerçekleştirerek, monarşik, teokratik, feodal düzeni yıktığını; saltanatı ve halifeliği kaldırdığını, toprak reformunu başlatarak cumhuriyeti kurduğunu belirtti.
Son dönemde Fransa ile birlikte, Belçika, Portekiz, İspanya, İtalya, Yunanistan, Arnavutluk gibi birçok ülkeye yayılan protesto eylemlerine dikkat çeken Öymen, önemli bir soru sorup yanıtını da verdi.
Soru şu: “Bu ülkelerde Türkiye’de olduğu gibi cumhuriyetin temel ilkelerine yönelik bir saldırı olmadığı halde, neden kitlesel protesto eylemleri gerçekleşmektedir?”
Yanıtı da net: “Çünkü monarşinin, teokrasinin ve feodalizmin yıkılması, ilerici ve devrimci bir adım olduğu halde, yeterli bir adım değildir. Halkın egemen olması için, 1789 yılında Fransa meclisinde kabul edilen Yurttaş Hakları Bildirgesi’ndeki hakların sağlanması yeterli değildir. Yasama, yürütme, yargı arasındaki güçler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı; düşünceyi ifade ve yayınlama özgürlüğü; çiftçinin mülkiyet sahibi olması; laiklik gibi haklar, tek başına, halkın egemen olmasını sağlamamaktadır.
19. yüzyılda yaşamış olan Alman filozof Karl Marx bunu açık bir biçimde ortaya koymuştur. 19. yüzyıldaki Sanayi Devrimi’nden sonra üretim biçimleri ve araçları da değiştiği için, Fransız Devrimi’nin temel ilkeleri güncelliğini yitirmiştir, yetersiz bir hale gelmiştir.”
KAPİTALİZM VE EMPERYALİZM BERTARAF EDİLMELİ
Kapitalist sermaye sınıfının egemen olduğu bozuk düzende emekçilerin egemen olması olanaksız ise kapitalizm ve onun son aşaması olan emperyalizm tehlikesini ortadan kaldırmak gerekir. Bu yapılmadığı sürece sınıf çatışmalarının doğurduğu kitlesel protesto eylemleri artarak devam edecek.
Ben sömürünün ortadan kaldırılması için kapitalizm ve emperyalizmi kökten bertaraf etmek gerektiğini düşünenlerdenim. Bunun tek yolu da sosyalizm ve komünizmdir.
21. yüzyılda bu gerçekler ortadayken, Prof. Dr. Öymen’in belirttiği gibi Cumhuriyetin 103. yılında Türkiye’nin “Teokrasi mi laiklik mi, monarşi mi cumhuriyet mi?” tartışmalarına saplanmış olması gerçekten trajiktir!
Kapitalist sömürü düzeni ve karşıdevrim gericiliği, Türkiye’de ele ele vererek Cumhuriyet Devrimi’nin ideallerini yerle bir etti. Sömürünün boyutları aklın alamayacağı kadar arttı, her yerden tiksinti verici bir irin akmaya başladı. Bu bozuk düzeni tersine çevirmek için, öncelikle LAİK, ANTİEMPERYALİST, KAMUCU ve EMEKTEN YANA bir CUMHURİYET canlandırılmalı. Tek çözüm budur. 29 Ekim’i kutlarken hedefimizi iyi belirleyelim!
Not: Yarın saat 15.00’te, İzmir Tabip Odası’nın Alsancak’taki Mimarlar Odası Konferans Salonu’nda düzenlediği “103 Yaşında Cumhuriyetimiz” konulu etkinlikte, emekli diplomat Engin Solakoğlu ve belgesel yapımcısı, araştırmacı Deniz Sözüak’la birlikte ben de konuşmacıyım. Okurlarımın bilgisine...
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.