‘Ne giyiyordun’ sorusuna 300 yıllık cevap: Mor cepken

Sandığını açar, annesinin çeyizine koyduğu Mor Cepken’i giyer, köy meydanına çıkardı.
O cepkeni gören herkes ne demek istediğini bilirdi:
“Yardıma ihtiyacım var.”
Aradan yaklaşık üç yüz yıl geçti.
Mor Cepken geçtiğimiz gece bu kez bir köy meydanında değil, New York Borsası’nın tarihi işlem salonunda çıktı karşımıza.
Onu omuzlarında taşıyansa dünyanın tanıdığı Türk biliminsanı Canan Dağdeviren’di.

Canan Dağdeviren
Hikâyeyi asıl çarpıcı kılansa Dağdeviren’in Mor Cepken’i kadar onu neden giydiğiydi. Zira Dağdeviren hocamızın New York Borsası’nda podyuma çıktığı defilenin adı insan olanın içine oturan cinsten:
Haberin Devamı
“What were you wearing?”
Yani:
“Ne giyiyordun?”
Hani cinsel şiddet ya da tacize uğrayan kadınlara bıkmadan usanmadan sorduğunuz o soru...
“Üzerinde ne varmış?”
“Eteği kısa mıymış?”
“Dekoltesi var mıymış?”
Sanki kadının kıyafeti bir saldırının gerekçesi olabilirmiş gibi.
Sanki kadının kıyafeti rıza demekmiş gibi.
İşte Canan Dağdeviren podyuma, bu sorulara Anadolu’dan gelen 300 yıllık bir cevapla çıktı:
Mor Cepken.
Yörük ve Türkmen geleneğinde anneler, kızlarının çeyiz sandığına mor bir cepken koyarmış. Bir dilekle: “İnşallah buna hiç ihtiyacın olmaz.”
Çünkü bu cepken düğünde, bayramda, güzel günlerde giyilsin diye değilmiş. Kadın evliliğinde şiddete ya da ağır bir haksızlığa uğradığında sandığını açar, Mor Cepken’i giyer ve köy meydanına çıkarmış. Ne konuşmasına gerek kalırmış ne de kendini ispatlamasına.
O susar, cepken konuşurmuş.
Bu yüzden Mor Cepken’in o podyumda olması tesadüf değil.
Çünkü arada üç yüz yıl ve binlerce kilometre olsa da kadınların söyledikleri hâlâ aynı:

“Bize inanın.”
“Bizi ne giydiğimiz üzerinden yargılamayın.”
İster mini etek olsun ister eşofman ister gece elbisesi ister pijama...
Haberin Devamı
Kıyafet rıza değildir.
Muhteşem bir mesaj! Bravo Canan Dağdeviren’e: “Yalnızca bir kıyafeti değil; kadınların yüzyıllara uzanan hafızasını, direnişini, cesaretini ve emeğini de taşıdım” dedi defile sonrası.
Bir bravo da Mor Cepken’i yeniden tasarlayan küratör ve araştırmacı İkbal Gülin Şenyuva Aktuğ’a. Zira bu cepkenin neredeyse her santimetresinde başka bir coğrafyanın, başka bir kadının izi var.
Hatay’dan mor ham ipek...
Denizli’den el dokuması pembe ipek peştamal...
19. yüzyıl başlarına ait Hereke ipeği...
Antika altın ve gümüş iplikler...
İğne ve firkete oyaları, suzani işlemeler...
Bir de cepkenin sırtında madalyonlar var.
En sevdiğim ayrıntı buydu:
Haberin Devamı
Hoca yürüdükçe madalyonlar hareket ediyor ve sanki bir ses çıkarıyordu.
Yüzyıllar önce bir kadının sessiz sözü olan Mor Cepken, üç yüz yıl sonra New York’ta gerçekten de ses çıkardı.
Tek bir parantezle:
Keşke artık ona ihtiyacımız kalmamış olsaydı.

ED SHEERAN’A BOYKOT PEKİ YA STADYUMUN SAHİBİ
ABD’li rapçi Macklemore “Filistin’e özgürlük” dedi.
Sonrası malum.
Pop yıldızı Ed Sheeran’ın ABD turnesinden çıkarıldı.
İlk tepki haklı olarak Sheeran’a yöneldi.
“Korkak.”
“Boykot Ed Sheeran.”
Boykot edelim, tepkimizi koyalım pek tabii. Ama takıldığım bir yer var.
Peki ya Robert Kraft?
New England Patriots’ın milyarder sahibi. Sheeran’ın sahne alacağı Gilette Stadyumu da onun. Yalnızca Amerikan futbolunun güçlü patronlarından biri de değil. İsrail’e verdiği destekle tanınan, antisemitizmle mücadeleyi yıllardır kişisel meselesi haline getirmiş de bir isim.
Haberin Devamı
Hatta 2019’da bu amaçla kurduğu vakfın “komuta merkezi” de Gillette Stadyumu’nda. Burada sosyal medyada antisemitizm, Yahudilik ve İsrail hakkındaki paylaşımlar her gün taranıyor, analiz ediliyor; kuruluşun 2026’daki verilerine göre takip edilen içerik sayısı günde bir milyardan fazla.
Yani Kraft yalnızca stadyumun kapısının anahtarını elinde tutmuyor.
Dijital dünyada İsrail hakkında ne konuşulduğunu takip eden devasa bir sistemin de arkasında.
Şimdi o stadyumun kapısı, sahnede “Filistin’e özgürlük” diyen Macklemore’a kapanıyor.
Dahası Kraft diğer stadyum sahiplerini de harekete geçiriyor. Ve birden fazla stadyum, Macklemore turnede kalırsa konserlere izin vermeyeceğini bildiriyor.
Haberin Devamı

Sonuç?
Macklemore gidiyor.
Ed Sheeran, “Benim kararım değildi” diyor.
Doğru mu?
Doğru.
Boykot edelim mi?
Edelim.
“Ed Sheeran dinlemiyoruz.”
Ama yarın Beyoncé, Coldplay ya da sevdiğimiz başka biri bu stadyumda konser verirse ne olacak? Biletimizi alıp gidecek miyiz?
İşte boykot meselesinin en önemli ama en kolay gözden kaçırılan tarafı tam da burası.
Boykot öfkeyle değil, bilgiyle yapılır.
Kime tepki gösterdiğini bilerek.
Paranın nereye gittiğine bakarak.
Şirketin sahibini, yatırımcısını, bağlantılarını araştırarak. Ve en önemlisi tutarlı olarak.
Gazze saldırısı başladığında Türkiye’de de boykot çok hızlı yayıldı. Listeler elden ele dolaştı. Aradan zaman geçti. İlk günlerin harareti azaldı.
Bu sebeple tam da şimdi boykotun bilinçli halini konuşmamız gerek.
Çünkü Macklemore olayında herkes Ed Sheeran’a bakıyor.
Oysa stadyumun kapısında duran, o mikrofonun fişini çekebilecek gücü elinde tutan adamlara bakmamız gerek.
Yoksa bir şarkıcıyı Spotify listemizden siler, ertesi hafta aynı düzenin stadyumuna bilet alıp gireriz. Ve buna da boykot deriz.
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.