ESPNFollow live: Bears hold edge over Patriots in TNF battlePunchMakinde: Obasanjo, Falae precedent justifies my 2027 bidESPN DeportesHaaland estará disponible ante Aston VillaThe Jerusalem PostTrump ally Lewandowski faces criminal investigation over DHS tenure, sources sayLa NaciónLa agenda de la TV del viernes: los ensayos de la Fórmula 1 en Austin, la fecha 14 del Clausura y fútbol de Europaالنهارمعضلة إيران وموانع الصدمات... مفاجأة في الحرب المقبلة؟InquirerHusband arrested for allegedly shooting wife dead in AntipoloDaily MaverickNepal to get $20 million from climate fund after deadly August floodZDF heuteAktuelle Pressemitteilungen des ZDFGIGAZINEMicronが20年間研究してきた次世代DRAM技術「4F²」の採用を見送る理由を説明New Straits TimesAFC boss says governing body will back Infantino's re-election bidGlobo EsporteFlamengo não faz gol, perde para o Estudiantes nos pênaltis e cai na Libertadores
The Daily Newsstand · Free, Always
Friday, October 23, 2026

Hasarlı toplum

Translate

Hasta toplum deriz de, nedense “hasarlı toplum” tanımına pek yanaşmayız.

“Hasar” sözlükte şöyle tanımlanır: “Herhangi bir olayın, kazanın veya doğal afetin yol açtığı kırılma, dökülme, yıkılma, bozulma veya değer kaybetme durumudur.”

Ülkemizin son yirmi beş yılda yaşadıklarının bilançosu olabilecek “fon vurgunu” aslında toplumun her alanda nasıl bir hasar aldığının da göstergesi. Kuşkusuz bunun birçok nedeni var.  

Yakup Kadri Karaosmanoğlu, 1934’te yayımladığı Ankara¹ romanında Cumhuriyetin inşa sürecine dönük tespitlerini, eleştirilerini ve ütopyasını dile getiriyordu.

Bir ülkenin yeniden inşasında başkent olarak alınan ve yeni devletin simgesi olan Ankara, aldığı onca “hasar”a rağmen yeniden inşa ediliyordu. Ötede ise imparatorluğun başkenti İstanbul vardı. İşgalden çıkmış eski başkent... Yer yer yenisiyle de karşılaştırma yapılıyordu romanda.

Romandan hafızamıza kazınan şu pasaj anlamlıdır:

“Ankara’nın çehresi ve bütün yeni Türkiye’deki hayat tarzı Selma Hanım’ın zannettiği gibi öyle birdenbire değişmemişti. Bu, bir taraftan 1928 Harf İnkılabı’yla beliren ve tarih, dil hareketleriyle kıvamını bulan bir fikir ve ilim uyanışının, öbür taraftan da milli kurtuluş prensiplerine dayanan bir iktisadi kalkınma savaşının alıp yürümesiyle başlamıştı.”

Ankara’da “yeni” inşa edilirken “hasarlı” her şey de mevcudiyetini koruyordu. Yeni devletin ulaşamadığı her yer aslında yıkıntılar içindeydi.

Zamanla “kötü yönetim”lerin ihmali sonucu toplumdaki hasar çığ gibi büyür. Palyatif çözümlerle “yeni” inşa edilirken “eski” bir ur gibi her yeri sarar.

İğretilik, çürüme ve yozlaşmanın artık önüne geçemezsiniz.

Gene de her şeye rağmen Yakup Kadri Ankara romanında gelecekte nasıl bir Ankara “tahayyül” ettiğini de romanının üçüncü bölümünde anlatmaya çalışır.

Gelin görün ki onun 1934 Türkiye’sinde hayal ettiği geleceğin Ankara’sı, bugünün Ankara’sı değildir asla.

Burada bir yazımda² anlatmıştım, Hacı Bayram Veli semtine yolumu düşürdüğümde; hasta ve hasarlı bir toplumun manzarasıyla nasıl karşılaştığımı.

Kendilerine “elit” diyen, “iktidar seçkinleri”nin Ankara’sıyla ihmal edilen Ankara; yani hasta ve hasarlı toplumun Ankara’sı bir aradaydı.

“Fon vurgunu”, hasarı daha da büyütebileceği gibi; toplumun hastalıklarını da çoğaltacaktır.

İnsan bozulduğunda her şey bozulur tezi, her dönem ve zaman için geçerlidir.

Halkın emanetine hıyanet edenler işte bu hasta ve hasarlı toplumun seçip iktidara taşıdıklarıdır.

Bir nebze de olsa bunda payı olan o “güruh”un da bunları düşünmesi gerekiyor. 

Evet; “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” felsefesini savunanlar işte karşımıza hasta ve hasarlı bir toplumu inşa eden siyasetçileri, yöneticileri, bürokratları var ettiler.

Bir toplumda çürüme, siyasi yozlaşma böyle başlar.

Vicdan sahibi bir bürokrat olan eski MASAK Başkan Yardımcısı Ramazan Başak şunları söylüyordu:

“Bu şirketlerin yöneticileri siyasetten büyük destek aldılar. Hiçbir organizasyon, hiçbir şaibeli işlem bu kadar uzun süremez, çok önemli destekler olmadan böyle büyük bir dolandırıcılık sistemi kurulamaz. Destek sağlandığı için bu noktaya gelindi.”³

Her anlamda çöküşü hazırlayan bu sürecin tek bir cümledeki özeti işte şu:

“Ancak bir düşman Türkiye’ye böyle bir zarar verebilir, bu kadar mağdur yaratabilirdi.”

Ramazan Başak haklı olarak şunun da altını çiziyordu:

“Hiçbir otorite bunlara göz göre göre müdahale etmemezlik yapamaz. Destek aldıkları çok net. Beni göz altına aldıran, bu adamlara yol veren, ilgili otoritenin elini kolunu bağlayan gizli el, bu ülkeye çok büyük kötülük yaptı.”

Hasta bir toplum nasıl yaratılır, hasarlı bir toplum nasıl inşa edilir? İşte tüm bunların yanıtını veren bir olaydır “fon krizi”.

( 1 ) Ankara, Yakup Kadri Karaosmanoğlu; 2003, İletişim Yay., 252 s.

( 2 ) Feridun Andaç, “Umutlanmak İstiyorsanız Eğer”, Cumhuriyet, 22.05.2026

( 3 ) İklim Öngel, “Ramazan Başak ile Söyleşi”, Cumhuriyet, 05.10.2026

View the original on Cumhuriyet →

KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.