İstanbul’da eşsiz dinletiler

Geçen hafta “İstanbul Kültür Rotası” kapsamında kentimize gelen Royal Philharmonic Orkestrası’nın şefi Vasily Petrenko yönetiminde iki muhteşem konser dinledik. İlk konserde kemancı Liya Petrova solistti. Tertemiz, ışıl ışıl çalan bir kemancı.
İkinci konserin solisti benim de 2014’te Boğaziçi Albert Long Hall konserlerine getirdiğim Elizabeth Levonskaja idi. Beethoven’in 5. Piyano Konçertosu’nu tuşların derinliğinden alıp dinleyiciyi başka bir âleme götürdü. Perde arkasına gittiğimde beni hemen tanıdı. Boğaziçi Üniversitesi’ndeki kocaman kedileri bile hatırladı.
Orkestra ikinci yarıda bütün sahneyi tıkabasa dolduran çalgılarıyla Richard Strauss’un “Bir Kahramanın Yaşamı” (1898) başlıklı senfonik şiirini çaldı. (Senfonik şiir, bir manzarayı veya bir karakteri betimleyen senfonik yapıttır.)
İlk konserde ve ertesi gün bana gelen şikâyet telefonlarında bu harika konserlerin duyurulmamış olması, biletlerin son derece pahalı satılması ve dolayısıyla (!) salonun neredeyse boş kalmasıydı! Her iki konserde de ben oradaydım, salon hiç boş sayılmazdı. AKM Sanat Yönetmeni Remzi Buharalı da şöyle diyor: “Duyurulmamış olması diye bir şey yok. Önce AKM’nin web sayfasından, sosyal medya hesaplarından takip edebilirler. Biletlerin çok pahalı olması da 100 kişiden fazla bir orkestranın getirilme maliyeti ile orantılı.” Ben de Remzi Bey ile aynı kanıdayım. Bazı lükslerimizden kısarak böyle bir orkestra ve solistleri dinlemek yıllar boyu kulağımızdan gitmeyecek sesler edinmektir.
CANER AKGÜN’DEN HEYECAN DOLU PROJELER
İstanbul Devlet Opera ve Balesi müdürü ve sanat yönetmeni bariton Caner Akgün, Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı Opera Bölümü’nden mezun; 2008 yılından beri İstanbul Devlet Opera ve Balesi bünyesinde solist sanatçı olarak görev yapmakta. İstanbul Gedik Üniversitesi ve Gedik Eğitim Vakfı bünyesinde 8 yıldır çalışmalarını sürdüren Akgün, Gedik Sanat ve Gedik Filarmoni Orkestra kurucusu, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Opera Bölümü’nde 5 yıl eğitmenlik yapmış, aynı okulda yüksek lisans tezini 2015 yılında vermiş, 2011’de Semiha Berksoy Opera Vakfı tarafından yılın en iyi genç kuşak opera sanatçısı seçilmişti. Caner Akgün ile keyifli bir söyleşi yaptık. Eşi de soprano Dilruba Bilgi. Önce kendisine eşiyle aynı operada, bazen aynı sahnede olmak zor olmuyor mu, diye sordum. “Biz artık alıştık. Zamanında Aydın Gün-Azra Gün, Okan Demiriş-Leyla Demiriş de birlikte çalışmışlardı.”
Caner Akgün’ün heyecan uyandıran projeleri var. Anlatırken gözleri parlıyor: “En büyük hayalim, ‘Gılgamış, Köroğlu, Kerem Üçlemesi’ yapmak. Bu sezonu Turgay Erdener’in Afife’siyle açıyoruz. İDOB (İstanbul Devlet Opera ve Balesi) farklı kurumlarla işbirliği yapması bizim için çok önemli. Gounod’nun ‘Faust’unu tekrar sahneleyeceğiz. Selman Ada ‘Gogol’ün Paltosu’ üstüne farklı bir şey besteledi, bunu alıp Anadolu’ya turnelere, değişik kentlere götürmek istiyorum. Bir de ‘Opera Stüdyo’ projemiz var.” Önce Süreyya sahnesinde bizim gençler söyleyecek; İtalyan dünya prömiyeri Haziran 2027’de yapılacak.” Bergamo Donizetti Vakfı işbirliğiyle hayata geçirilecek proje daha sonra İtalya’ya gidecek. 23 Ekim’de Kuğu Gölü prömiyeri, 21 Mayıs, İstanbul Opera ve Bale Festivali açılışında Lucia di Lammermoor; Ocak ayında “Pinocchio. Exe” adlı modern dans prömiyeri. Caner Akgün böylesine heyecan dolu. Özellikle kurumlararası projelere çok önem veriyor.
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.