Cumhuriyetin melodisi

Bundan tam yüz yıl önce, 1926 senesinin 13 Ekim günü İstanbul’dan Ankara’ya bir tren gelir, vagonların birinde Rudolf marka piyano da vardır. Bu piyano o günün şartlarında son derece değerlidir. Piyanoyu üreten “Rudolf Piyano Şirketi” 1903 senesinde New York’ta kurulan, özel ahşap piyanolar üreten bir firmadır. Ankara’ya getirilen bu piyanonun tedarikini ise İstanbul’un köklü mağazası Comendinger firması yapmıştır. Comendinger ailesi 1848 senesinde Macaristan’dan İstanbul’a göç etmiş, Antoine Comendinger Beyoğlu’nda ilk müzik aletleri satış dükkanını açmıştır. Comendinger’ler, Osmanlı sarayına ürün sağladığı için “Zatı Şahanenin piyano ve muzika müteahhidi” unvanıyla anılmıştır.
Geçtiğimiz günlerde bir müzayede bu piyano ile ilgili bir belge buldum. Belgede Cadde-i Kebir’deki (İstiklal Caddesi) Herman Komendiger Efendi’den temin edilen ve Ankara’ya nakledilen Rudolf marka piyanonun 20 bin lira karşılığında satın alındığı yazıyordu. Piyanonun Ankara istasyonuna ulaşmasının ardından geriye kalan ücretin İş Bankası kanalı ile ödeneceği belirtiliyordu. 100 yıllık belgenin altındaki imzanın kime ait olduğu okunamıyordu fakat piyanoyu kimin sipariş ettiği açık bir şekilde yazıyordu: Piyanoyu sipariş eden müzik öğretmeni yetiştirmek için açılan Musiki Muallim Mektebi idi. Henüz doğru düzgün elektriği ve yolu olmayan, çeşmesinden suyu akmayan Cumhuriyetin yeni başkenti geleceğin sanatçıları için yurt dışından piyano getirtiyordu.

ANKARA’DA BİR PİYANO
Günümüzde piyano günümüzde nerede bilmiyoruz. Belki bir müzede, belki okul içinde kullanımda… Geçen gün Musiki Muallim Mektebi’nde başka bir piyano vardı sahnede; gösterişli kuyruklu bir piyano… İşte o gün Mamak Belediyesi’nin düzenlediği bir etkinlikteydik. Cumhuriyet farklı yönleriyle anlatıldı. Ben Atatürk’ün Cumhuriyet yolcuğunu anlattım, Işık Kansu Cumhuriyet gazetesinin tarihini, Eren Aysan da Muhsin Ertuğrul’un Cumhuriyete katkılarını… Akabinde Muhsin Ertuğrul’un çektiği “Zafer Yolları’nda” adlı film gösterildi. Film, Kurtuluş Savaşımızı anlatıyordu, sessizdi. Renk katması için sahneye bir piyano konulmuş, bir sanatçı da filmin sonuna kadar o melodilerle filme eşlik etmişti.
Bir ara gözlerim daldı. Bulunduğumuz binanın yanında, 1 Kasım 1924 günü Şakir Ağa’nın konağında 12 öğrenci ile eğitime başlayan Musiki Muallim Mektebi’ni düşündüm. Bir sene sonra Atatürk’ün teşvikiyle kızların da okula yerleştirildiğini… İçinde bulunduğumuz bina ise 1929 senesinde Ernst Arnold Egli tarafından inşa edilmişti. Bina 1936 senesinde konservatuvar olarak kullanılırken Cumhuriyetin ilk temsilleri bu binada gerçekleşmişti.
Bu özel sahne, 2 Nisan 1943 günü de dünyanın önemli piyanistlerinden birini ağırlamış, Tasvir gazetesi yaşananları yazıya dökmüştü: “Büyük piyanist konseri bitirdikten sonra hazır bulunanların coşkun alkışlarıyla sahneye davet edilmiş ve dört - beş defa piyanonun başına geçmek mecburiyetinde kalmıştır. Konser, emsalsiz bir musiki ziyafeti olmuştur”.
Bahsi edilen ünlü sanatçı Alman piyanist Wilhelm Kempff’ti. Nisan 1943’te kendisini dinlemek için dönemin Alman büyükelçisi Von Papen ile diplomatlar salonu doldurmuş, benzer bir konser 1943’ün kasım ayında gerçekleşmişti. O konseri de Cumhurbaşkanı İnönü en önden takip etmişti.
Wilhelm Kempff 24 Kasım 1943 günü Cumhuriyet gazetesine verdiği röportajda “Türkiye’yi evim gibi saymamın sebebi bulduğum sempatilerden değil, burada Bach ve Beethoven musikisi için duyulan akislerden ileri geldiği içindir” demişti. Cumhuriyet, evrensel müziği de benimsemiş, bu da Kempff tarafından dile dökülmüştü.

WİLHELM KEMPFF’İN 1927 SEYAHATİ
Kempff, 1927 senesinde Ankara’ya davet edilmiş, Atatürk’ün huzurunda bir konser vermiş, Çankaya Köşkü’nde ağırlanmıştı ve Kempff yıllar sonra o günleri şöyle anlatmıştı:
“(…) Türkiye’de de klasik müziğe, çağdaşlaşma hareketinin bir unsuru olarak geniş bir başlangıç yapmak istiyordu. Kemal Paşa bana, bu hedefe nasıl ulaşılabileceği, bu amaca hizmet edecek okul ve kuruluşların nasıl kurulabileceği konusundaki görüşlerimi sordu. Ayrıca Türkiye’de klasik müziğin temellerini atmakta yardımcı olabilecek, tavsiye edebileceğim müzisyen ve müzikologların kimler olduğunu sordu. Ona görüş ve önerilerimi anlattım. Ayrıca görüşlerinden yararlanması için Wilhelm Furtwangler’e danışmasını tavsiye ettim. (…) Sohbetimiz sabahın 4’üne kadar devam etti. Atatürk büyük adamdı!"
Akabinde Furtwangler Ankara’ya davet edilmiş, o da Paul Hindemith’i önermiş ve 1936 senesinde konservatuvar kurulmuştur. Carl Ebert, Liko Amar gibi önemli müzik insanları Ankara’da görev yapmış, opera ve tiyatro sahasında Türk gençlerini yetiştirmişlerdir.
Atatürk’ün Ankara’ya Wilhelm Kempff’i çağırması, Çankaya Köşkü’nde ağırlaması, 1927 senesinde konservatuvarı kurma arzusu O’nun vizyonunu da gözler önüne serer. Zorlukla kurulan, yokluğun içinde çağdaşlaşma adımları atan Cumhuriyet, yurt dışından piyano getirtmeyi düşünürken bir yandan da Türk çocuklarına en iyi eğitimi aldırmak için Avrupa’ya gönderir. İşte bu ruh Cumhuriyet Türkiye’sini inşa eder.
Günümüzde, müzik devriminin ardındaki bina ayakta, piyanolardan güzel tınılar yükseliyor, peki ya 1926’da Ankara’ya getirilen o piyano? Onun da tuşlarına bugün de dokunulsa, cumhuriyetin o ilk yıllarının coşkusu, cumhuriyetin melodisi Musiki Muallim Mektebi’ni doldursa, güzel olmaz mı ama?
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.