Limitlerin dışına çıkınca bozuluyorum

Yaşadığımız bu koskoca şehri devasa bir makineye benzetiyorum. Her birimiz onun parçasıyız. Gel gör ki çok basit durumlardan dolayı arıza yapmaya başladık. Bir de engelliyseniz tolerans aralığınız düşüyor.


Haberlerimizi Google’da Takip Edin
Gelişmelerden anında haberdar olun.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin
Haberin Devamı
Üç haftalık seyahatimiz bitti ve döndük yine doğduğumuz yere. Ben İstanbul’da dünyaya geldim. Bu koskoca şehri çoğu zaman devasa bir makineye benzetiyorum. Bunun sebebi belki de meslek lisesinin torna tesviye bölümünde okumamdır. Bir makine parçası üretilirken her parçanın bir ölçü düzeni vardır, yani üretim sırasında izlenecek yol. O makine parçasını hayata üreten kişi hazırlar. İmalatı bitince yeni bir insan doğar gibi onu makinedeki, yani hayattaki yerine koyar. Sonra da ilk izlemesini yapar. Sorun yoksa mutlu olur. Ne kadar çalışabileceği, ona ne zaman bakım yapılacağı hesaplanmıştır. Ama kullanım şartları yerine getirilmezse makine bozulur.
Evinizdeki saç kurutma makinesinin havayı emdiği yeri bir süre kapatırsanız makine yanar mesela. Aynı şey hava ve dönme üzerine çalışan bütün makinelerde başınıza gelir. Çünkü makine, emdiği havayla aynı zamanda kendini soğutur. Temel çalışma sistemi budur.
Haberin Devamı
“Neden bu bilgilendirmeyi yaptın” diyebilirsiniz. Mesleki deformasyon denen bir durum var. Farkında olalım ya da olmayalım herhangi bir olaya ya da nesneye bakarken ilk tepki ister istemez mesleki oluyor. İstanbul’u dev bir makine gibi düşününce de hepimiz onun parçasıyız.
Üretim sırasında parçaların hiçbiri kusursuz üretilemez, bu imkânsızdır. Mühendislerin hesapladığı alt ve üst ölçü aralığı vardır ve üretimde bu aralıkta kalmaya çalışırsınız. Ben de bu şehirde yaşadığım durumlar karşısında, alt ve üst limitim arasında yaşamaya çalışıyorum. Bu limitlerin dışına çıkınca bozuluyorum ve istenen performansı gösteremiyorum.
Dev makinenin o kadar çok parçası var ki... Hepimiz onun yorulmasında ve bakıma ihtiyaç duymasında büyük rol oynuyoruz. Gel gör ki çok basit durumlardan dolayı da arıza yapmaya başladık. Çünkü parça çalıştıkça yıpranıyor, tolerans aralığı öngörülenin altına düşüyor, bozuluyor. Sonrasında üzüntü, öfke, depresyon...
Geçenlerde sosyal medyada bir öğretmenin anlattıklarını dinleyince yine bozuldum. Şu an arıza modunda yazdığım için de bunlar geçiyor aklımdan. Hemen anlatayım... Engelli tuvaletinin önünde tekerlekli sandalye kullanan bir arkadaşımız bekliyor ama artık sabrının sonuna gelmiş. Diğer bazı hastalıklardan dolayı da ihtiyacını acil gidermesi gerekiyor. Fakat tuvalet dolu. Anladığım kadarıyla bir spor salonundalar. Kapıya vuruluyor, durum anlatılıyor, öğretmen yalvarıyor ve içerideki arkadaşımız sonunda tuvaletten çıkıyor. Tabii iş işten geçiyor. Çıkan kişi durumu görünce aksayarak yürümeye başlıyor. Sonra bu kişi görülüyor, aslında hiç aksamıyor, rol yapıyor. Tekerlekli sandalye kullanan kişi utancından damla damla gözyaşı döküyor. Bu insan nasıl tamir olacak? Bir daha spor yapmak istemeyecek belki.
Haberin Devamı
Bu şehirde her gün çok basit anonslar duyuyoruz, uyarılar okuyoruz ama kimse üzerine alınmıyor. “Sarı çizgiyi geçmeyin, inenlere müsaade edin, tutunmadan yolculuk yapmayın, sizin ve diğer yolcuların hayatını tehlikeye atmayın” diye kime söyleniyor? Kör müyüz, sağır mıyız? Özür diliyorum biraz sert oldu ama dedim ya, arıza ışığım yanıyor. Her şeye rağmen her sese iyi pazarlar.
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.