Ferdi Zeyrek anısına kurulan vakıf, çocukların geleceğine umut oluyor

Geçen yıl yaşamını yitirdikten sonra başta Manisalıların yaşadığı üzüntü ve Ferdi Zeyrek’e duyduğu sevgi görüntüleri hâlâ hafızalarda. Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek’in çocukların eğitimine, gençlere, kültüre ve dayanışmaya verdiği önem, bugün onun adını taşıyan vakfın çalışmalarıyla sürdürülüyor.
Ferdi Zeyrek Vakfı’nın amacı her çocuğun hayata aynı koşullarda başlamadığı bir dünyada hiçbir çocuğun bu yolculuğu yalnız yürümemesini sağlamak. Bu anlamlı amaç doğrultusunda piyano ve klavsen yorumculuğuyla uluslararası müzik çevrelerinde tanınan İklim Tamkan, İzmir, İstanbul ve Manisa’da üç konser verecek.
Konser dizisinin ilk buluşması İzmir’de, 14 Ekim Çarşamba akşamı saat 20.00’de Sahne Tozu Tiyatrosu Haldun Dormen Sahnesi’nin ev sahipliğinde yapılacak. Konserden elde edilecek gelirin tamamı Ferdi Zeyrek Vakfı’na bağışlanacak. Konserin biletleri Biletix’te satışta.
Bu anlamlı buluşmadan önce Ferdi Zeyrek’in eşi Nurdan Zeyrek ve piyanist İklim Tamkan ile konuştuk.

Nurcan Zeyrek
Ferdi Zeyrek’in mirasını bu konser serisiyle yaşatma fikri nasıl doğdu ve bu amaç doğrultusunda sahnede olmak size nasıl hissettiriyor?
İklim Tamkan: Ferdi Zeyrek’in ardından oluşan büyük toplumsal duygunun yalnızca bir kaybın acısıyla ilgili olmadığını düşünüyorum. İnsanların onda sahici, ulaşılabilir, yaşadığı yere ve insanlara bağlı bir taraf gördüğünü hissettim. Bu nedenle onun adını taşıyan bir vakfın özellikle çocuklara, gençlere ve eğitime dokunacak işler yapması, hafızasını yaşatmanın en anlamlı yollarından biri. Benim için bunun çok kişisel bir karşılığı da var. Kendi ailemin en büyük kırılmalarından biri, amcamı çok genç yaşta benzer biçimde kaybetmemizdi. Üstelik bu konser, o kaybın tam 50. yılına denk geliyor.
Dolayısıyla iki ailenin hafızası arasında çok güçlü bir duygu ortaklığı kurdum. Ama burada beni asıl ilgilendiren, kaybın ardından neyi yaşatmayı seçtiğimiz. Hafızanın dayanışmaya, eğitime, çocukların ve gençlerin geleceğine dönüşebilmesi çok kıymetli. Ben sanatı toplumsal ve politik hayattan ayrı görmüyorum. İnsanı, yaşamı, fırsat eşitliğini ve herkesin onurlu bir hayat sürebilme hakkını önemsemek benim için müzik yapma biçimimden de bağımsız değil. Bu nedenle o sahnede olmak yalnızca bir müzisyen olarak değil, insan olarak da çok güçlü bir anlam taşıyor.
Sanatı toplumsal ve politik hayattan ayrı görmediğinizi söylüyorsunuz. Bu düşünce sizin müzisyen olarak aldığınız kararları nasıl etkiliyor? Sahneye çıkarken kendinizi hangi sorumlulukları taşırken buluyorsunuz?
İklim Tamkan: Elbette etkiliyor; etkilemesi gerektiğini de düşünüyorum. Politik olan, gündelik hayatın bütün ilişkilerine nüfuz ediyor. Kimin eğitime ulaşabildiği, kimin emeğinin görünür olduğu, hangi dilin duyulduğu, hangi hayatın ve kaybın hatırlanmaya değer bulunduğu... Bunların hepsi, içinde yaşadığımız toplumsal düzenle ilgili. Sanat da bu ilişkilerin içinde üretiliyor. Dolayısıyla dünyaya eşitlikten, özgürlükten ve insan haklarından yana bakan biri olarak müzikal kararlarımın da bu bakışla tutarlı olmasını önemsiyorum. Bu, davet edildiğim etkinliklerde kadınların istihdamına ve emeğine nasıl yer verildiğine dikkat etmekten birlikte çalışacağım insanların genel duruşuna kadar uzanıyor. Bir siyasi parti aidiyetinden söz etmiyorum; insan onuruna, ayrımcılığa ve eşitliğe nasıl yaklaşıldığı benim için belirleyici.
Örneğin Amerika’daki konserimde, değerli hocam Fazıl Say’ın benim için yazıp ithaf ettiği “Goldberg in İstanbul” isimli klavsen eserinin Amerika prömiyerini yaparken Gomidas’ın eserlerine de yer verdim. Kütahya doğumlu Ermeni besteci, müzikbilimci, halk müziği derlemecisi, koro şefi ve din adamı Gomidas; 1915’te tutuklanıp sürgüne gönderilmiş, yaşadığı ağır travmanın ardından sağlığı bozulmuş ve öğrencileri tarafından Paris’te bir psikiyatri kliniğine yatırılmış. Onun müziğini seslendirmeyi hem büyük bir zenginlik hem de kültürel hafızaya karşı bir sorumluluk olarak görüyorum.
Bu toprakların müzikal mirasıyla kurduğumuz ilişkinin, burada yaşamış insanların hikâyelerini de kapsaması gerektiğine inanıyorum. Yakın dostum ve müzikal partnerim mezzo-soprano Senem Demircioğlu ile Van ve Diyarbakır’da verdiğimiz konserlerde de Türkçe, Ermenice ve Kürtçe gibi farklı dillerde eserlerin buluştuğu, kucaklayıcı bir repertuvar oluşturduk. Birlikte yaşamı, huzuru ve barışı savunmak, benim için böyle somut seçimlerde karşılık buluyor. Sahnede dinleyicimle konuşmamın, bazen de neyi neden çaldığımı anlatmamın da bununla ilişkisi var.
Tanık olduğum insan hakları ihlallerini, toplumsal acıları ve adaletsizlikleri sahneye çıktığımda geride bırakamıyorum. Zulüm karşısında sessiz kalmayı kendime yakıştıramıyorum. Elimde bir mikrofon varsa, onun getirdiği sorumluluğu da hissediyorum. Müziğin ortak bir duygu alanı yaratabilmesi çok kıymetli; bazen birbirimizden uzaklaşmışken yeniden birbirimizi duyabilmemize imkân veriyor. Sanatın estetik özgürlüğünü korurken yaşadığımız dünyanın sorumluluğunu da taşıyabileceğimize inanıyorum.

İklim Tamkan
Konser programını nasıl ve neye göre hazırladınız?
İklim Tamkan: Programı Ferdi Zeyrek’in kişisel olarak dinlediği müziklerden yola çıkarak hazırlamadım. Repertuvarı sıfırdan, yalnızca bu gece için ve büyük ölçüde sezgisel biçimde oluşturdum. Bir eserin ardından hangisinin gelmesi gerektiğini düşünürken dönem ya da tür birlikteliğinden çok, bende bıraktığı duyguya ve programın kendi içindeki akışına kulak verdim. Bu nedenle Bach, Mozart ve Chopin’in yanında Satie, Gurdjieff-de Hartmann, Babajanyan ve Sakamoto gibi birbirinden çok farklı dönem ve coğrafyalardan besteciler yan yana geliyor.
Ben zaten müziği dönemler ve türler arasında kesin sınırlar çizerek düşünmüyorum. Programın merkezinde ise hafıza var; ama yalnızca kaybı hatırlatan bir hafıza değil. Acının zamanla dönüşmesini, hayatın devam etmesini ve insanın yaşadıklarından başka bir anlam üretebilmesini anlatan bir akış kurmak istedim. Bu yüzden repertuvarı bir “anma programı”ndan çok, hafızadan hayata doğru ilerleyen bir yolculuk gibi düşünüyorum.
Bu konserlerin geliri çocukların ve gençlerin geleceğine destek olacak. Sizin müzik yolculuğunuzda, desteğiyle önünüzü açan bir insan ya da hayatınızın yönünü değiştiren bir fırsat oldu mu?
İklim Tamkan: Tabii ki oldu. Müzikal yolumu açan insanlar arasında sevgili Fazıl Say’ın çok özel bir yeri var. Türkiye’deki müzik hayatımın yapı taşlarının oluşmasında, Senem Demircioğlu ile yaptığımız İlk Atlas albümünden “Goldberg in İstanbul” eserine kadar desteği çok belirleyici oldu. Hocalığı, duyarlılığı ve merhameti bana güç verdi; zor dönemlerimde de elimi bırakmadı. Hem müzikal olarak büyük saygı duyduğum hem de insani değerlerine çok inandığım ve güvendiğim biridir. Goldberg in İstanbul sayesinde Avrupa’dan Amerika’ya çok değerli sahnelere davet edildim, önemli eleştiriler aldım.
Curtis gibi müthiş bir kurumdan davet almak bunlardan biri. Bir müzisyene böyle bir yol açmanın, el vermenin anlamı benim için tarif edilemeyecek kadar büyük. Avusturya’daki öğrencilik yıllarımda da kıymetli profesörlerimin desteklerini gördüm. Beni Kiwanis’e bursiyer olarak önermeleri ve Kiwanis Ödülü’nü almam, Avusturya devletinin sağladığı çeşitli burslar eğitim yolculuğumda önemliydi. Bugün geriye baktığımda, kurumsal görünen bu desteklerin arkasında da bir öğrencinin potansiyeline inanan ve onun için emek veren insanlar olduğunu görüyorum. Ben de öğrencilerime elimden geldiğince yol göstermeye ve destek olmaya çalışıyorum. Örneğin Yehudi Menuhin gibi prestijli ve zor bir okulda bugün tam burslu okuyan, 14 yaşındaki öğrencim, genç piyanist Ceylin’in hayatına dokunabildim. İlk yıl yasalar gereği tam burslu olamayacağı için ekonomik desteğe ihtiyacımız vardı. Sosyal medyadan yaptığım çağrıyla takipçilerimin katkıları bir araya geldi ve okula gidebilmesi için gereken miktarı topladık.
Bu süreçte ağır eleştirilerle de karşılaştım ama sonrasında onun oradaki konserini izlemek ve yarışmalarda ödüller aldığını görmek bütün o lince ve zahmete değdi. Ona ve ailesine rehberlik edebilmiş olmak benim için çok değerli. Bu deneyim, desteğin dernekler ve vakıflar aracılığıyla daha örgütlü ve sürdürülebilir biçimde verilmesinin önemini de gösterdi bize. Bir gencin geleceği, yeteneğinin yanında o yeteneği geliştirebileceği koşullara, eğitime, zamana ve desteğe bağlı. Çocukların geleceklerinin ailelerinin ekonomik imkânlarıyla sınırlanmadığı bir hayatı savunuyorum. Ferdi Zeyrek Vakfı’yla buluştuğumuz yer de tam olarak burası: Çocukların ve gençlerin önündeki engelleri azaltmak, gelişebilecekleri imkânlar yaratmak. Vakfın amacıyla hem gönülden hem de ilkelerim açısından güçlü bir ortaklık görüyorum. Bu nedenle bu konserleri yapıyor olmak çok içime siniyor.
Bütün geliri vakfa aktarılacak bu konserlerin ardından, önümüzdeki dönemde vakfın gündeminde hangi alanlar ve destek programları yer alacak?
Nurcan Zeyrek: Bu konserlerden elde edilecek gelir, Ferdi Zeyrek Vakfı’nın çocuklara, gençlere ve ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza yönelik çalışmalarında kullanılacak. Önümüzdeki dönemde özellikle eğitim, gençlerin gelişimi, sosyal destek ve fırsat eşitliği alanlarına odaklanmak istiyoruz.
Ferdi’nin en büyük hayallerinden biri, imkânı olmayan çocukların ve gençlerin de hayallerinin peşinden koşabilmesiydi. Bu nedenle burslardan eğitim desteklerine, gençlerin sosyal ve kültürel gelişiminden kırsal bölgelerdeki çocuklara ulaşmaya kadar farklı projeleri hayata geçirmek istiyoruz. Bizim için önemli olan yalnızca yardım etmek değil, bir çocuğun hayatında kalıcı bir değişim yaratabilmek.
Eğitim ve sosyal desteğin yanında gençlerin kültürel gelişimini de önemsediğinizi görüyoruz. Sanatla karşılaşmanın bir çocuğun hayatında neyi değiştirebileceğini düşünüyorsunuz? Vakıfta bu alana nasıl yer açmak istiyorsunuz?
Nurcan Zeyrek: Bir çocuğun hayatına sanatın girmesi, ona yalnızca bir sanat dalını öğretmek değildir; dünyaya başka türlü bakabilmesini sağlamaktır. Bir müzik aletiyle tanışmak, bir konsere gitmek, tiyatro izlemek, resim yapmak ya da bir sergide bulunmak; bir çocuğun hayal dünyasını, özgüvenini ve kendini ifade etme biçimini değiştirebilir. Bazen bir çocuğun hayatındaki en önemli dönüm noktası, karşısına çıkan ve daha önce hiç görmediği bir dünyadır. Biz Ferdi Zeyrek Vakfı olarak çocukların yalnızca akademik olarak değil, kültürel ve sosyal olarak da gelişmesini önemsiyoruz. Çünkü bizce eğitim, sadece ders kitaplarından ibaret değil. Kültür, sanat, spor ve sosyal hayat da eğitimin bir parçası.
Bu nedenle özellikle fırsat eşitliğini gözeterek, Manisa’nın 17 ilçesindeki çocukların kültür ve sanatla daha fazla buluşmasını istiyoruz. İmkânı olan çocukların zaten ulaşabildiği konserlere, atölyelere, tiyatrolara ve farklı sanat alanlarına, imkânı olmayan çocukların da ulaşabilmesini sağlamayı hedefliyoruz. Vakfın önümüzdeki dönemde gençlerin sanatla tanışabileceği, üretebileceği ve kendilerini ifade edebileceği projelere daha fazla alan açmasını istiyoruz. Ferdi’nin de hayata bakışında gençler, eğitim ve fırsat eşitliği çok önemliydi. Biz onun adına bir vakıf kurarken aslında yalnızca ismini yaşatmayı değil, insanlara dokunan bir iyilik anlayışını büyütmeyi hedefledik.
Vakıf olarak, burs, eğitim desteği, kültürel gelişim ve kırsaldaki çocuklara ulaşmak gibi geniş bir çalışma alanı tarif ediyorsunuz. Bu konserden elde edilen gelirle ilk adımı nerede atacaksınız; bu önceliği hangi ihtiyaç belirliyor?
Nurcan Zeyrek: Bu konserden elde edilen geliri yine çocuklarımızın ve gençlerimizin geleceğine dokunacak şekilde değerlendirmek istiyoruz. İlk adımımızı eğitim alanında atacağız. Çünkü bize göre en kalıcı yatırım, insana yapılan yatırımdır. Özellikle eğitim hayatını sürdürmekte zorlanan çocuklarımızın burs ve eğitim ihtiyaçlarına destek olmak, kırsalda yaşayan ve imkânlara ulaşmakta güçlük çeken çocuklarımıza ulaşmak bizim için çok kıymetli. Bunun yanında gençlerin kültürel ve sosyal gelişimini destekleyen projeleri de büyütmek istiyoruz.
Önceliğimizi belirlerken temel aldığımız şey aslında çok açık: İhtiyaç nerede daha büyükse, imkânı oraya ulaştırmak. Bir çocuğun eğitimine devam edebilmesine katkı sağlamak, bir gencin kendisini geliştirebileceği bir imkân yaratmak ya da kırsaldaki bir çocuğun şehir merkezindeki bir çocukla aynı fırsatlara ulaşmasını sağlamak bizim için çok değerli. Bu konseri de yalnızca bir müzik etkinliği olarak görmüyorum. Bence burada çok daha güzel bir şey var: Sanat için bir araya gelen insanların oluşturduğu dayanışmayı, bir çocuğun geleceğine dönüştürmek. Konserden elde edilen gelirin bir çocuğun eğitimine, bursuna veya gençlerin geleceğine katkı sağlaması, bizim için bu gecenin en anlamlı karşılığı olacak. Çünkü Ferdi Zeyrek Vakfı’nın amacı sadece yardım etmek değil; iyiliği çoğaltmak, fırsat eşitliğini büyütmek ve çocukların geleceğine umut olmak.
KioskNews shows a cleaned-up reading view extracted from the publisher’s page — the original always lives on their site, not ours.